Kanuni45
06-03-2007, 23:41
mutluluk sırrı ‘beş S birliği’nde
Mehmet Paksu’yu kitaplarından, köşe yazılarından ve Moral FM’deki programlarından tanıyoruz. Biz de Paksu ailesine hayata nasıl baktıklarını ve mutluluğu sorduk. Cevaplar hepimizi yakından ilgilendiriyor...
25 yıllık evli üç çocuk sahibi Fatma ve Mehmet Paksu, evlilikleri boyunca hiç tartışmamış, birbirine sesini yükseltmemiş bir çift. Fikir ayrılıklarını sabredip çözümü zamana yayarak gidermişler. Zaten en önemli fikir ayrılığı da büyük kızları Zeynep Sevde’nin evlilik vakti konusunda ortaya çıkmış. Farklı iki insanın bu kadar uyumlu yaşaması normal gelmeyebilir; ama onlar bunun kolayını farklılıkları kabullenerek yaşamada bulduklarını söylüyor. Hayatlarını Peygamber Efendimiz’e benzeme gayesi ile sürdüren yazar ve radyo programcısı Mehmet Paksu ile eşi Fatma Paksu, O’nun yaşadığı sıkıntıları hatırlayarak sorun çözmeyi de bir ibadet olarak kabul ediyor.
Eksi yok, yarım artı var...
Paksu ailesinde hep bir artı, bir de yarım artı var. “Kötülüğü yaratmak kötü değil, kötülüğü işlemek kötüdür. Her şey hayırdır. Ya doğrudan ya dolayısıyla hayırdır. Bir şey ya bizzat ya da dolayısıyla güzeldir.” ilkelerini benimseyen aile içinde dolayısıyla güzel olan her şeyin adı yarım artı konulmuş. Onlar için her eksi önce yarım artı, sonra tam artı olmak için var. Ailesinde Allah’ın isimlerinin yaşandığını belirten Mehmet Paksu şöyle konuşuyor: “Çocuklarıma harçlık verirken Allah’ın Rahman ismi ile şefkatimi, merhametimi, sevgimi yaşıyorum. El Vedud ismini sevdiğim için çocuklarımı seviyorum. Onlara harçlık verirken ‘ailenin, çocukların geçimi, giyinmesi babanın vazifesidir’ ayetini yaşıyorum. Sevdiklerimi Allah’ın el-Cemil ismini sevdiğim için seviyorum. Çocuklarımız genç ve okuyorlar. Bu hayatın içindeler. Anne baba ile çocuk arasındaki sıkıntılara katlanıyorsan Hz. Yakup’sun, Hz. Adem’sin, Hz. İbrahim’sin, Peygamber Efendimiz’i (sas) taklit ediyorsun demektir. Bizim çocuklarımız da fitne asrında yetişiyor; ama biz onlarla her şeyi açıkça konuşuruz. Herkesin kendi aleminde olduğu bir aile bitmiştir zaten.”
Paksu çiftinin evliliğine Gaziantep’te yaşayan Nazım-Muteber Gökçek çifti vesile olur. 1979’da 17 yaşında iken memleketi Malatya’dan Gaziantep’e gelen Fatma Hanım, akrabası olan Muteber Hanım ile dinî sohbetlere katılmaktadır. Mehmet Paksu da Nazım Gökçek’le ortaokul yıllarında tanışmış, Gaziantep’te bulunduğu yıllarda hizmet hayatında onun yanında yer almıştır. İstanbul’da Can Kardeş dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yapan Paksu, Gökçek’in tavsiyesi ile Fatma Hanım ile evlenmeyi kabul eder.
Edirne’de askerliğini yapan Mehmet Paksu izne gelince 12 Ekim 1982’de evlenip askerlik bitene kadar kalacakları Edirne’ye geçerler. Zeynep Sevde (24), Saide Nur (18) ve Melda Nur (12) adlı üç evlat sahibi olan Paksu çifti, 25 yıllık evliliklerinde en ciddi tartışmayı Zeynep Sevde’nin evlilik vaktini belirlerken yapar. Mehmet Bey’e göre uyumlu yaşamada en büyük etken her ikisinin de aynı düşünce ikliminde hayatlarını geçiriyor olması. Fatma Hanım, evliliklerinin ilk yılından beri evi ve çocuklarıyla ilgilenmenin yanında çalışan bir kadın gibi her gün değişik semtlerdeki hanım arkadaşları ile bir araya gelip kitap okuma ve eğitim faaliyetleri yaptığı için vaktinin tamamı doluyor. Akşamları da evde televizyon olmadığı için vakitleri yine çocuklarla birlikte okuma ile geçiyor.
Ailesindeki uyumlu beraberliğin sırrını ‘beş S birliği’ adıyla formüle eden Mehmet Paksu, bu formülü şöyle anlatıyor:
1. Sofra birliği: Aile günde en az bir defa sofrada bir araya gelmeli. Çocuklar itişip kakışsa da bu önemlidir.
2. Seccade birliği: Ailedeki herkes namazlarını kılmalı. Dini yaşamada ayrılıklar varsa ailede sorunlar çıkar.
3. Seyahat birliği: Aile fertleri birlikte dışarıda vakit geçirebilmeli. Ebeveynler çocuklarla beraber dışarıda herkesin sevdiği şeyleri yapabilmeli.
4. Sayfa birliği: Evde herkesin kitap okuma alışkanlığı olmalı. Evde TV olmayınca çocuklar ders çalıştıktan sonra bizim gibi kitap okumaya alıştı. Doğal bir okuma faaliyetimiz var.
5. Sevgi birliği: Bu dört S birliği oluştuktan sonra sevgi birliği zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Mehmet Paksu:
Sorun çözmek de ibadettir
Aile içinde Kur’an’ın yaşanması lazım. Kur’an’ı, peygamberlerin, sahabelerin hayatını niye okuyoruz? Yaşamak için. Mükemmel değiliz; ama en azından niyetimiz bu. Bu toplumun ferdiyiz. Aczimiz, zaafımız, kusurlarımız, noksanlıklarımız var. Sabır ve fedakarlık karşılıklıdır. Biz anında cevap vermeyiz. Sorun var ama dinlerim sadece. Sabır musibetin ilk çarptığı anda gösterilendir. O anda sabır gösterilirse birkaç dakika içinde bitiyor. Şimdi söyleyeceğiniz şeyi yarın söylerseniz o kadar çok şey değişiyor ki. Aile içindeki sorun da Peygamberimiz’in (sas) hayatının yaşanmasıdır. O’nun sadece ibadet hayatı yok ki. Ailedeki sorunların çözümlenmesi de sünnettir ve ibadettir. Sorunun kendisi de zaten Allah tarafından verilmiştir. Bir ailede sorun çıkması için maddenin öne çıkması lazım. Bizde öyle değil. Giyim, kuşam, ev, araba, para öne çıkmıyor. Bunlar bir günde kaybedilebilecek şeylerdir. O yüzden varlığı da yokluğu da mutluluğu zedelememeli. Rahatta da sıkıntıda da aynı mutluluk devam ettirilebiliyorsa Cenab-ı Hak zaten rahmetiyle veriyor.
Fatma Hanım’ı hâlâ ilk günkü gibi seviyorum’
Görüşmemizin sonunda bu yazının başlığının “Fatma Hanım’ı hâlâ ilk günkü gibi seviyorum” şeklinde olmasını isteyen Mehmet Paksu şöyle konuştu: “Hz. Aişe yeni evlendiği dönemde Peygamberimiz’e ‘Beni seviyor musun?’ diye sormuş. Efendimiz, cevaben ‘Kördüğüm gibi.’ demiş. Aradan zaman geçmiş. Hz. Aişe ‘Kördüğüm devam ediyor mu?’ diye sorunca ‘İlk günkü gibi.’ cevabını almış. Çok şükür biz de öyleyiz. İlk günden beri aynıyız.
***
Mehmet Paksu: Fatma Hanım’ın en çok takdir ettiğim yönü iktisatlı oluşudur. Ev, araba almamızın, çocukları okutmamızın temelinde hep onun tasarruf alışkanlığı vardır. Hiç para istemez. Ekmeğin fiyatını bilmez. Ben yurtdışında olunca mecburen alır. Markete girince fiyatlara hiç bakmaz. İhtiyacı neyse alır çıkar. İşlerim çok yoğundur; ama bütün alışverişleri yaparım. Fatma Paksu: Mehmet Bey, çok ilgili bir eş, bir baba ve bir evlattır. En takdir ettiğim özelliği ailesine çok düşkün olması. Güzel görmek prensip olduğu için artılar eksileri götürüyor. Nafaka onun üzerinde olduğu için benim alışveriş gibi görevlerim yok. Mutfaktan, alışverişten anlıyor. Ben o kadar anlamadığım için karışmıyorum. Çok sık seyahate çıktığı halde hiç yalnızlık hissetmem. Günde en az üç kere telefonla arar. Hediye almayı, gönül almayı bilir. Layık olmadığım şekilde çok iltifat eder.
Mehmet Paksu’yu kitaplarından, köşe yazılarından ve Moral FM’deki programlarından tanıyoruz. Biz de Paksu ailesine hayata nasıl baktıklarını ve mutluluğu sorduk. Cevaplar hepimizi yakından ilgilendiriyor...
25 yıllık evli üç çocuk sahibi Fatma ve Mehmet Paksu, evlilikleri boyunca hiç tartışmamış, birbirine sesini yükseltmemiş bir çift. Fikir ayrılıklarını sabredip çözümü zamana yayarak gidermişler. Zaten en önemli fikir ayrılığı da büyük kızları Zeynep Sevde’nin evlilik vakti konusunda ortaya çıkmış. Farklı iki insanın bu kadar uyumlu yaşaması normal gelmeyebilir; ama onlar bunun kolayını farklılıkları kabullenerek yaşamada bulduklarını söylüyor. Hayatlarını Peygamber Efendimiz’e benzeme gayesi ile sürdüren yazar ve radyo programcısı Mehmet Paksu ile eşi Fatma Paksu, O’nun yaşadığı sıkıntıları hatırlayarak sorun çözmeyi de bir ibadet olarak kabul ediyor.
Eksi yok, yarım artı var...
Paksu ailesinde hep bir artı, bir de yarım artı var. “Kötülüğü yaratmak kötü değil, kötülüğü işlemek kötüdür. Her şey hayırdır. Ya doğrudan ya dolayısıyla hayırdır. Bir şey ya bizzat ya da dolayısıyla güzeldir.” ilkelerini benimseyen aile içinde dolayısıyla güzel olan her şeyin adı yarım artı konulmuş. Onlar için her eksi önce yarım artı, sonra tam artı olmak için var. Ailesinde Allah’ın isimlerinin yaşandığını belirten Mehmet Paksu şöyle konuşuyor: “Çocuklarıma harçlık verirken Allah’ın Rahman ismi ile şefkatimi, merhametimi, sevgimi yaşıyorum. El Vedud ismini sevdiğim için çocuklarımı seviyorum. Onlara harçlık verirken ‘ailenin, çocukların geçimi, giyinmesi babanın vazifesidir’ ayetini yaşıyorum. Sevdiklerimi Allah’ın el-Cemil ismini sevdiğim için seviyorum. Çocuklarımız genç ve okuyorlar. Bu hayatın içindeler. Anne baba ile çocuk arasındaki sıkıntılara katlanıyorsan Hz. Yakup’sun, Hz. Adem’sin, Hz. İbrahim’sin, Peygamber Efendimiz’i (sas) taklit ediyorsun demektir. Bizim çocuklarımız da fitne asrında yetişiyor; ama biz onlarla her şeyi açıkça konuşuruz. Herkesin kendi aleminde olduğu bir aile bitmiştir zaten.”
Paksu çiftinin evliliğine Gaziantep’te yaşayan Nazım-Muteber Gökçek çifti vesile olur. 1979’da 17 yaşında iken memleketi Malatya’dan Gaziantep’e gelen Fatma Hanım, akrabası olan Muteber Hanım ile dinî sohbetlere katılmaktadır. Mehmet Paksu da Nazım Gökçek’le ortaokul yıllarında tanışmış, Gaziantep’te bulunduğu yıllarda hizmet hayatında onun yanında yer almıştır. İstanbul’da Can Kardeş dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yapan Paksu, Gökçek’in tavsiyesi ile Fatma Hanım ile evlenmeyi kabul eder.
Edirne’de askerliğini yapan Mehmet Paksu izne gelince 12 Ekim 1982’de evlenip askerlik bitene kadar kalacakları Edirne’ye geçerler. Zeynep Sevde (24), Saide Nur (18) ve Melda Nur (12) adlı üç evlat sahibi olan Paksu çifti, 25 yıllık evliliklerinde en ciddi tartışmayı Zeynep Sevde’nin evlilik vaktini belirlerken yapar. Mehmet Bey’e göre uyumlu yaşamada en büyük etken her ikisinin de aynı düşünce ikliminde hayatlarını geçiriyor olması. Fatma Hanım, evliliklerinin ilk yılından beri evi ve çocuklarıyla ilgilenmenin yanında çalışan bir kadın gibi her gün değişik semtlerdeki hanım arkadaşları ile bir araya gelip kitap okuma ve eğitim faaliyetleri yaptığı için vaktinin tamamı doluyor. Akşamları da evde televizyon olmadığı için vakitleri yine çocuklarla birlikte okuma ile geçiyor.
Ailesindeki uyumlu beraberliğin sırrını ‘beş S birliği’ adıyla formüle eden Mehmet Paksu, bu formülü şöyle anlatıyor:
1. Sofra birliği: Aile günde en az bir defa sofrada bir araya gelmeli. Çocuklar itişip kakışsa da bu önemlidir.
2. Seccade birliği: Ailedeki herkes namazlarını kılmalı. Dini yaşamada ayrılıklar varsa ailede sorunlar çıkar.
3. Seyahat birliği: Aile fertleri birlikte dışarıda vakit geçirebilmeli. Ebeveynler çocuklarla beraber dışarıda herkesin sevdiği şeyleri yapabilmeli.
4. Sayfa birliği: Evde herkesin kitap okuma alışkanlığı olmalı. Evde TV olmayınca çocuklar ders çalıştıktan sonra bizim gibi kitap okumaya alıştı. Doğal bir okuma faaliyetimiz var.
5. Sevgi birliği: Bu dört S birliği oluştuktan sonra sevgi birliği zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Mehmet Paksu:
Sorun çözmek de ibadettir
Aile içinde Kur’an’ın yaşanması lazım. Kur’an’ı, peygamberlerin, sahabelerin hayatını niye okuyoruz? Yaşamak için. Mükemmel değiliz; ama en azından niyetimiz bu. Bu toplumun ferdiyiz. Aczimiz, zaafımız, kusurlarımız, noksanlıklarımız var. Sabır ve fedakarlık karşılıklıdır. Biz anında cevap vermeyiz. Sorun var ama dinlerim sadece. Sabır musibetin ilk çarptığı anda gösterilendir. O anda sabır gösterilirse birkaç dakika içinde bitiyor. Şimdi söyleyeceğiniz şeyi yarın söylerseniz o kadar çok şey değişiyor ki. Aile içindeki sorun da Peygamberimiz’in (sas) hayatının yaşanmasıdır. O’nun sadece ibadet hayatı yok ki. Ailedeki sorunların çözümlenmesi de sünnettir ve ibadettir. Sorunun kendisi de zaten Allah tarafından verilmiştir. Bir ailede sorun çıkması için maddenin öne çıkması lazım. Bizde öyle değil. Giyim, kuşam, ev, araba, para öne çıkmıyor. Bunlar bir günde kaybedilebilecek şeylerdir. O yüzden varlığı da yokluğu da mutluluğu zedelememeli. Rahatta da sıkıntıda da aynı mutluluk devam ettirilebiliyorsa Cenab-ı Hak zaten rahmetiyle veriyor.
Fatma Hanım’ı hâlâ ilk günkü gibi seviyorum’
Görüşmemizin sonunda bu yazının başlığının “Fatma Hanım’ı hâlâ ilk günkü gibi seviyorum” şeklinde olmasını isteyen Mehmet Paksu şöyle konuştu: “Hz. Aişe yeni evlendiği dönemde Peygamberimiz’e ‘Beni seviyor musun?’ diye sormuş. Efendimiz, cevaben ‘Kördüğüm gibi.’ demiş. Aradan zaman geçmiş. Hz. Aişe ‘Kördüğüm devam ediyor mu?’ diye sorunca ‘İlk günkü gibi.’ cevabını almış. Çok şükür biz de öyleyiz. İlk günden beri aynıyız.
***
Mehmet Paksu: Fatma Hanım’ın en çok takdir ettiğim yönü iktisatlı oluşudur. Ev, araba almamızın, çocukları okutmamızın temelinde hep onun tasarruf alışkanlığı vardır. Hiç para istemez. Ekmeğin fiyatını bilmez. Ben yurtdışında olunca mecburen alır. Markete girince fiyatlara hiç bakmaz. İhtiyacı neyse alır çıkar. İşlerim çok yoğundur; ama bütün alışverişleri yaparım. Fatma Paksu: Mehmet Bey, çok ilgili bir eş, bir baba ve bir evlattır. En takdir ettiğim özelliği ailesine çok düşkün olması. Güzel görmek prensip olduğu için artılar eksileri götürüyor. Nafaka onun üzerinde olduğu için benim alışveriş gibi görevlerim yok. Mutfaktan, alışverişten anlıyor. Ben o kadar anlamadığım için karışmıyorum. Çok sık seyahate çıktığı halde hiç yalnızlık hissetmem. Günde en az üç kere telefonla arar. Hediye almayı, gönül almayı bilir. Layık olmadığım şekilde çok iltifat eder.