Tüm Versiyonu Göster : Rüya-Uyku...
Kanuni45
05-02-2007, 10:28
Rüya Tabirleri üzerineSoru: Rüyada farklı görüntüler görüyor,bazılarından ümide kapılıyor,bazılarından da ümitsizliğe düşüyoruz. Bu konuda bilgi verebilir misinizi? Gördüğümüz rüyaları nasıl yorumlamalıyız ki şüphelerden kurtulup,vesveseye düşmeyelim?
Cevap: Rüyaya gereğinden fazla önem veren insan,hayra yorumlamazsa sebepsiz yere vesveseye düşer,evhamlara maruz kalır. Böylesi evham ve korkulara maruz kalmamak için hiçbir bağlayıcılığı olmayan rüyalar hakkında arz edeceğim şu bilgileri hatırdan çıkarmamalıdır.
Önce, ne türlü görüntüde olursa olsun rüyaları mutlaka iyiye yorumlamalı,kötülüğe işaret ediyor şeklinde bir düşünceye kapılmamalıdır. Hatta rüya kötü görünüşte de olsa yine iyiye yorumlamalıdır. Çünkü, bazı rüyaların dışı kötü görünse de içi iyiye işaret olabilir. İnsan bunu bilemediğinden kötü görüntülü rüyalardan korkuya kapılıp,uğursuzluğa işaret sanabilir. Halk dilinde, ?-Rüya yorumlandığı gibi çıkar,öyle ise iyiye yorumlayın ki iyi çıksın,? sözü doğrudur. Nitekim Efendimizin süt halası Ümmühani de kötü görüntülü bir rüya görmüş, korkuya kapılarak gelip Efendimize şöyle anlatmıştı:
-Ya Resulellah, bu gece rüyamda sizin ciğerinizin alınıp benim kucağıma atıldığını gördüm, korkuya kapıldım. Ciğerinizin benim kucağıma atılması beni endişeye sevk etti.!
Tebessüm etmeye başlayan Efendimiz şu yorumu yapar:
-Ümmühani der,korkulacak bir şey yok ,aksine sevinilecek bir durum var.!
-Ya Resulellah, sizin ciğeriniz alınıp benim kucağıma atıldı. Üzülecek bir şey değil mi bu?
-Değil ey Ümmühani ,der. Rüyaların bazen görüntüsü korkulu olabilir,ama işareti sevindirici olur. Nitekim benim ciğerim gibi seveceğim bir torunum dünyaya gelecek,sen de kucağına alıp emdirecek, süt analık edeceksin. Rüyan buna işaret etmektedir.Bunda endişe edilecek bir taraf yoktur.
Üzüntüden titreyen Ümmühani bu yorumdan sonra da sevincinden tebessüm etmeye başlar..Bir müddet sonra Efendimizin dünyaya gelen torunu Hasanı Ümmühani?ye getirirler. Kucağına alıp emdirir,hizmette bulunur, süt analık eder.Rüya da görülen ciğerin kucağa alınan torun olduğu fiilen kesinleşmiş olur.. İmam-ı Azam Hazretleri de benzeri bir rüya görür.
Efendimizin kabrini açmış, dağınık kemiklerini bir araya topladığını gören Hazret-i İmam, zamanındaki meşhur rüya kabircisi İbni Sirine bunu sorar.O da :
-Korkulacak bir şey yok ,aksine sevinilecek bir geleceğe işaret vardır! diyerek şöyle yorumlar:
-Sen ilimle uğraşırken Resulüllahın dağınık sünnetlerini bir araya toplayıp bu ümmete derli toplu halde sunacak, böylesine değerli bir hizmette bulunacaksın....
Gerçekten de İmam-ı Azam Hazretleri sünnetlerle farzları bir birinden ayırıp sıralayarak bu ümmete toplu halde takdim etmek gibi eşsiz hizmetlerde bulunmuştur..
Bundan dolayı rüyaların görüntüsü ne olursa olsun hep hayra yorumlanmalı,şerre işaret çıkarılmamalıdır.Çünkü alimlerimiz ölçüyü şöyle bildirmişlerdir eserlerinde:
-İslam?da tefe?ül caizdir,ama teşe?üm caiz değildir!.
Tefeül: olayları hayra yorumlamak.Teşe?üm de şerre işaret sayıp, uğursuzluk manası çıkarmak.. Hayra yormakta mahzur yok,ama şerre yormakta ise mahzur çok.
Çoğu zaman gündüz meşgul olduğumuz konular geceleri rüyamıza akseder. Ancak Peygamberimizin rüyasında böyle bir yanılma olmaz. Gördüğü kesinlikle çıkar. Nitekim bir defasında da Efendimiz gördüğü rüyasını şöyle anlatmıştı:
-Ben bir merdivenden çıkıyordum.Geriye dönüp baktığımda Ebu Bekr?in iki basamak geriden beni takip ettiğini gördüm.
Bu rüyayı duyan Hazret-i Ebu Bekir şöyle yorumlamıştır.
- İki basamak arkadan Resulüllahı takip etmek,onun vefatından iki sene sonra arkasından benim de vefat edeceğime işarettir. Aramızda iki sene kadar bir hasret olacak emek ki.
Gerçekten de Hz. Ebu Bekrin (ra )vefatı iki sene sonra olmuştur..
Rüyalar alem içinde alemlerin varlığına,ahiretin ve ruhlar aleminin de kesinliğine işaret olarak girer uyku dünyamıza. Rüyalarla bir daha anlarız ki,hayat bu yaşadığımızdan ibaret değildir. Başka alemler de vardır.Bunu vefattan sonra daha da yakından göreceğiz. Ölmeden önce Rabbimiz bunu kolay benimseyebilmemiz için rüyalar göstermektedir bizlere. Cesedimiz yatakta uyurken ruhumuz var olan nice alemlerde dolaşıp geriye dönebiliyor..
Bir gün gelecek,geriye dönmemek üzere gidecek o alemlere.
Kanuni45
30-07-2007, 19:46
Evet bu saatlerde uyumak uygun değildir.
Gece dışında Feylule, Gaylule ve Kaylule olmak üzere üç çeşit uyku vardır:
Gaylule uykusu fecirden itibaren güneş tamamen doğuncaya kadar geçen sürede uyumaktır. Bu zamanda uyumak sünnete uygun düşmez. Çünkü birçok iş kolunda sabahın erken saatlerinde işe başlamak rızkın bolluğuna ve berekete sebeptir. İnsanın işe motive olacağı en aktif zaman dilimi fecirden sonraki zaman dilimidir. Bu dilim, uykuyla geçmemelidir. Çünkü o saatte uyumak işe geç başlamak demek olacaktır ki, bu da iş kaybı, emek kaybı, zaman kaybı, kazanç kaybı, performans kaybı gibi kazancı bereketlendiren birçok ana unsurun devre dışı kalması mânâsına gelecektir. Bereketsizliğin sebebi budur. Fakat öte yandan kerahet vaktinde eğer iş ve yoğunluk uyumayı gerektiriyorsa pekâlâ uyunabilir. Meselâ gece mesaisi yapmış birisi sabah namazını kıldıktan sonra kerahet vaktinin geçmesini beklemeden uyuyabilir. Ve bu sünnete aykırı düşmez. Çünkü adam günlük mesaisini yapmış, sabah namazını da kılmış, kerahet vaktinin geçmesini beklemeye artık dinî bir sebep yoktur. Burada kerahet vakti sadece bir zaman ismi olarak zikredilmiştir. Yoksa mutlak derecede uyku yasağı getiren bir zaman parçası olarak gelmemiştir.
Feylule uykusunda da aynı durum söz konusudur. İkindi namazından sonra güneş tamamen batıncaya kadar geçen zaman dilimi keza birçok iş kolu için en verimli zaman dilimidir. Bu saatte uyumak rızkı da, ömrü de noksanlaştırır. Çünkü insanın günün verimini muhasebe edeceği, ölçüp tartacağı, yarınki gün için yeni plânlar yapacağı, hayat için yeni moral ve motivasyon bulacağı bu zaman diliminde uyumak insanı bütün bu neticelerden genellikle mahrum bırakır. Buradaki uyku sakındırmasının da kerahet vaktine denk gelmesi ile ilgisi yoktur. Zaman dilimi bakımından sakıncalı görülmüştür. Fakat şüphesiz bunun da istisnası vardır: Meselâ, gündüz boyu aralıksız yoğun bir çalışma gösterip akşamdan sonra gecenin bir vaktine kadar yeniden yoğun bir çalışmaya girecek birisi için, eğer bu vakitte biraz boşluk söz konusu olursa, bu kişinin bu vakitte bir miktar kestirmesinde dinen bir sakınca olmaz.
Görüldüğü gibi Gaylule ve Feylule uykuları kerahetle ilgili olarak değil, fakat çoğunluk için zaman dilimi olarak sakıncalı bulunmuştur. Kaylule uykusu olan kuşluk vaktinden öğle sonrası vakte kadar güneşin en hararetli olduğu zaman dilimi içinde yarım saat kadar uyumak ise sünnette tavsiye edilmiştir. Bu tavsiyeyi öğle öncesi giren kerahet vakti delemez. Yani kerahet vakti geldi diye sünnet olan öğle uykusunun yapılamaması söz konusu değildir. Çünkü esasen kerahet vakitlerinde sadece namaz kılma yasağı vardır. Bunun da gerekçesi hadiste açıklanmıştır. Hadisçe bunun gerekçesi, o vaktin, kâfirlerin güneşe secde ettikleri vakit oluşudur. (Müslim, Salatül Misafirin, 294)
O halde kerahet vakitlerinden olan sabah gün doğarken ve akşam gün batarken uyumanın mekruh görülmesinin, bu vakitlerin kerahet vakti olması ile ilgisi yoktur. Bunun gerekçesi, sadece insan fıtratının bu vakitlerde daha performanslı oluşu ve bu performansı negatif olarak uykuda öldürmeyip pozitif mânâda değerlendirme gereğidir. Bu durumda Kaylule uykusu olan öğle uykusu, öğle öncesi kerahet vaktinde yapılabilmektedir.
Kaylule uykusunun tavsiye edildiği saat ise kaba kuşluktan ikindi öncesi zamana kadar geçen saattir. Bu saat kişiye ve iş yoğunluğuna göre ve kişiye özel olarak değişebilmektedir. Belirli bir saat verip itaat ehlini saatle sınırlandırmak doğru değildir.
"Uyku üç nevidir (çeşittir):
"BİRİNCİSİ: Gaylûledir ki, fecirden sonra, tâ vakt-i kerahet bitinceye kadardır. (Yâni güneşin doğuşundan, yaklaşık 45 dakika geçinceye kadarki zamandır). Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine hadisçe sebebiyet verdiği için, hilaf-ı sünnettir. [Sünnete aykırıdır.> Çünkü rızık için sa'y etmenin [çalışmanın> mukaddematını ihzar etmenin [başlangıcını, hazırlığını yapmanını en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet arız olur. O günkü sa'ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur.
"İKİNCİSİ: Feylûledir ki, ikindi namazından sonra, mağribe (akşama) kadardır. Bu uyku ömrün noksaniyetine, yâni, uykudan gelen sersemlik cihetiyle, o günkü ömrü nevmâlûd, yarı uyku, kısacık bir şekil aldığından, maddi bir noksaniyet gösterdiği gibi, manevî cihetiyle de, o gün hayatinin maddî ve manevî neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.
"ÜÇÜNCÜSÜ: Kaylûledir ki, bu uyku Sünnet-i Seniyyedir. Duhâ vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıy..... sebebiyet verdiği için sünnet olmakla beraber, Ceziretü'l Arabda, vaktü'z-zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tatil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o Sünnet-i Seniyyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir. Bu uyku hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır. Çünkü yarım saat kaylüle, iki saat gece uykusuna muâdil gelir. Demek, ömrüne her gün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızık için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saat ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor." (Lem'alar, 269)
Demek ki; güneşin doğuşundan, yaklaşık 45 dakika geçinceye kadar geçen zamanda uyumak iyi değildir. Aslolan erken yatıp erken kalkmaktır. Sabah namazını kıldıktan sonra uyumamak, Kur'ân, hadis tefsir, ilmihal okuduktan sonra işbaşı yapmak lazımdır.
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Sabahın erken saatlerinde bereket ve başarı vardır."
Son zamanlarda gittikçe artan bereketsizliğin ve başarısızlığın hikmeti bu hadis-i şerifin ışığında aranıp bulunmalıdır. Maalesef televizyon, "erken uyumanın düşmanı" olarak insanın karşısına dikilmiştir. Bu şedit düşmanı alt edip, mümkün mertebe erken yatıp, teheccüd namazına kalkmak, daha sonra güneş doğmadan önce sabah namazına dinç olarak uyanmak ve ondan sonra yatmayıp çalışmaya başlamak lazımdır. Zinde, dinç, çalışkan oluşlarına hepimizin şahit olduğu dedelerimiz ve ninelerimiz böyle yaparlardı. Bu güzel âdet yok olunca, sağlık ta, bereket de, huzur da yok oldu.
İkindi ile akşam arasında yatmamak lazımdır. Herkes bu vakitte yatmanın zararını bizzat tecrübe ederek görmüştür. O vakit yatıp da kalkan kimse sersem gibi olur, bir türlü kendisini toparlayamaz.
Öğle namazını kıldıktan sonra bir müddet yatmak ise çok faydalıdır.
Kanuni45
30-07-2007, 19:47
Kerahette uyumanın hükmü nedir?
Bir ibadeti geçirmedikten ve kaçırmadıktan sonra herhangi bir saatte uyku haram değildir. Ancak bazı vakitler var ki, onlarda uyumak hoş karşılanmamıştır. Bunlara kerahet vakitleri denir ve bu vakitlerde uyumanın mahzurları vardır. Kerahet vakitlerinden mesela sabah namazından sonraki uyku rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine -hadisçe- sebebiyet verir. Çünkü rızık için çalışmanın en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakitte uyumaklar sünnete aykırı hareket edilmiş olur. Zira, Allah Resulü (s.a.s.) bu vakitte uyumazdı.
Diğer bir kerahet vakti de ikindi namazından akşama kadar olan vakittir. O vakitte uyuyanların çok sersem kalktıkları görülmüştür. Efendimiz bu vakitte uyuyan kimseyi kınamıştır.
Yukarıda anlatılanları dikkate aldığımızda kerahet vaktinde uyumanın haram olmasa bile bütün hayatı bizim için örnek olan Allah Resulü'nün sünnetine aykırı olduğu ortaya çıkmaktadır. Zaten bu vakitlerden birisi çalışıp dinç olma vakti, diğeri de uyuyan insanın iyice sersemlediği bir vakittir. Kısaca bu uykular en azından sünnete aykırıdır.
Kanuni45
30-07-2007, 19:47
Nasıl Bir Uyku?
İnsanoğlu, hayatının yaklaşık üçte birlik dilimini uyuyarak geçirir. Ancak, uykunun insan hayatındaki yeri, sadece bu süreyle sınırlı kalmaz. Öyle ki, bir kimsenin uyku kalitesi, uyanık olduğu saatlere de tesir eder. Ayrıca uyku sırasında salgılanan büyüme hormonu çocukların gelişmesinde önemli bir rol oynarken, vazifeli diğer hormonlar da vücut sarayının bakımında, tamirinde ve hücrelerin yenilenmesinde istihdam edilir.
Bir insan uyumadan yaşayabilir mi?
Uyku, insanoğlunun hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan yeme, içme ve nefes alıp-verme gibi temel ihtiyaçlardan biri olarak kabul edilegelmiştir. İnsanoğlunun uykusuzluğa ne kadar dayanabileceği konusunda araştırmalar yapılmış, ortalama insanlar için bu sürenin genellikle 3-4 gün olduğu tespit edilmiştir. Bu süre sonunda kişilerde dalgınlık, sinirlilik, zamanı bilememe, hayal görme, kekeleme, konuşulanları anlayamama, ellerde titreme, vücutta yanma, ağrı ve görme bozuklukları gibi problemler ortaya çıkmıştır. Bu denemelerin en uzun sürelisi, Amerikalı bir üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. 11 günlük uykusuzluğun sonunda öğrenci psikoza benzer bir klinik tabloya girerken deney sonlandırılmıştır.
Sağlıklı bir insan günde kaç saat uykuya ihtiyaç duyar?
Uyku üzerindeki çeşitli araştırmalar, sağlıklı ve dengeli bir hayat için ihtiyaç duyulan uyku süresinin, kişinin genetik faktörlerine de bağlı olarak ortalama bir insan için 4-10 saat arasında değiştiğini, yetişkinler için günde ortalama 6-8 saat olması gerektiğini ortaya koymuştur. Diğer taraftan, gerçekten sekiz saat uyumak zorunda olmadığımızı, günde sadece altı, beş, hatta dört saat uykunun bile yeterli olabileceğini gösteren çalışmalar da vardır.
İhtiyaç duyulan süreden az veya çok uyumak ne gibi neticeler doğurur?
İhtiyaç duyduğu süreden az veya çok uyuyan kimseler, ölçülü uyuyanlara göre daha fazla sağlık problemleriyle karşılaşmaya eğilimlidirler. Bu konuda yapılan bir çalışmada, 71.000 kadın, 10 yıl boyunca izlenmiş, neticede iki önemli husus tespit edilmiştir. Bunlardan biri, uzun süren uykusuzluğun kalb hastalığı riskini artırması, diğeri ise, çok uyuyanların da, tıpkı yetersiz uyuyanlar gibi, daha fazla sağlık problemleriyle karşı karşıya kalması olmuştur. Uyku düşkünlüğü şişmanlık, şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, kas kitlesinde azalma, bağışıklık sistemi fonksiyonunda azalma ve depresyon gibi rahatsızlıklara da yol açabilmektedir.
Uyku süresiyle dinlenme arasında nasıl bir münasebet vardır?
Kendi tecrübelerimizden ve çevremizdekilerden de görürüz ki, uyku süresiyle dinlenme arasında her zaman doğru bir orantı yoktur. Az uyuyan bir kişinin, çok daha fazla uyuyana göre kendini daha dinlenmiş hissetmesinin sebepleri arasında, dinlendirici ve yeterli uyumasının büyük rolü vardır.
Kaliteli bir uyku için nelere dikkat etmek gerekir?
Kişinin günlük hayatında ve uyku öncesinde dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır:
§ Akşam saatlerinde yatmadan en az iki saat önce hafif şeyler yenmelidir. Ağır yemekler bilhassa horlama ve solunum rahatsızlığı olanlar için daha büyük riskler taşımaktadır. Ayrıca, çay, kahve, kola gibi uyarıcı tesire sahip içecekler, uykuyu geciktirmektedir.
§ Uyku ortamının rahatlığı önemlidir. Kaliteli bir uyku için ideal ortam; genellikle hafif ışıklı, gürültüsüz, çok soğuk veya çok sıcak olmayan bir oda ile, çok sert veya çok yumuşak olmayan bir yataktır.
§ Düzenli bir uyku alışkanlığına sahip olunmalıdır. Kaliteli bir uykunun şartlarından biri, her gün olabildiğince aynı saatlerde uyumak ve uyanmaktır. Özellikle, hafta içinde düzenli bir uyku progr..... sahip olup, hafta sonlarında bu programın bozulması da, kaliteli uykuya engel teşkil eden faktörlerdendir.
§ Sağ veya sol taraf üzerine yatılmalıdır. Uykuya dalma veya uyuma esnasında, yüzüstü veya yüzükoyun yatılması bazı rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. Bazı hastalarda horlama ve solunum durması, sadece sırtüstü yatarken ortaya çıkmaktadır. Kişi için en uygun uyuma pozisyonu, sağ veya sol taraf üzerine yatılmasıdır. Gece boyunca normal bir insan, uykusunda genellikle iradesi dışında ve bir rahmet eseri olarak 10-15 defa hareket eder ve pozisyon değiştirir. Burada akla, Kur’an-ı Kerim’in Kehf Sûresi’nde, Ashab-ı Kehf’in mağaradaki uyku hâlleri anlatılırken, “...Yanları ezilmesin diye Biz onları gâh sağa, gâh sola çevirirdik...” (Kehf/18) buyrulması gelebilir. Âyet-i kerimede sırtüstü veya yüzüstü ifadelerinin geçmemesi, dikkat çekicidir. Ayrıca, kişinin sağ tarafı üzerine yatması da sünnettir.
Uyku ihtiyacı hangi saatlerde karşılanmalıdır?
İdeal uyku saatlerinin hangileri olduğunu belirleyebilmek için, günün değişik zaman dilimlerinde ve uyku esnasında, insan bedeninde gelişen olayların iyi bilinmesi gerekir. Burada akla ilk olarak, insan vücuduna yerleştirilmiş bir sistem olan epifiz bezi gelmektedir. Beynin orta alt kısmına yerleştirilmiş olan bu bezin salgılamakla görevli olduğu hormonlardan biri de, melatonindir. Bu hormon vesilesiyle, uyku kolaylaştırılmakta ve uyku-uyanıklık çevrimi ayarlanmaktadır. Melatonin salgılanması, karanlığın tesiriyle akşam saatlerinde başlamakta ve zirveye çıktığı gece 0200-0300 saatlerine kadar da artarak devam etmektedir. Yani insanoğlunun bedenine fıtrî olarak, akşam saatlerinde uyumayı kolaylaştıracak bir sistem yerleştirilmiştir. Diğer taraftan, aşırı sun’î ışığa maruz kalma, gece yarısı televizyon seyretme ve elektromanyetik alanlar gibi dış tesirler, melatonin üretimini azaltmakta ve bu sistemin işleyişine zarar vermektedir.
Yapılan araştırmalar neticesinde, uykunun, metabolizmamızı ve dolaylı olarak enerji seviyemizi kontrol etmemize yardımcı olan TSH hormonunu dizginlenmesinde rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Bu sebeple, günümüzde Avrupa ülkelerinde, % 25-35 oranında düşük TSH seviyesine sahip kişilere, gecenin bir bölümünde uyanık kalmaları tavsiye edilmektedir. Bu yaklaşım, Peygamber Efendimiz’in (sas) uyku alışkanlığını hatıra getirmektedir. Peygamberimiz (sas), günümüzde birçok insanın uyuduğu saatten daha erken bir saate karşılık gelen yatsı vaktinde ibadetini yerine getirdikten sonra bir müddet istirahat eder, daha sonra da kalkıp gecenin bir bölümünü ibadetle geçirirdi. Efendimiz’in (sas) uyguladığı bu uyku sistemi ise, kaynağını Kur’an-ı Kerim’den almaktadır. Kur’an’da Allah (cc) Efendimiz’e (sas) hitaben şöyle buyurmaktadır: “Ey örtüsüne bürünen Resulüm! Geceleyin kalk da, az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir. Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur’an’ı tertil ile, düşünerek oku. Biz sana pek ağır bir söz vahyedeceğiz. Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve Kur’an okuyuşu bakımından daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar. Halbuki gündüz seni meşgul edecek yığınla iş vardır.” (Müzzemmil, 1-7)
Gündüz uykusu hakkında önemli tespitler de vardır. Konunun mütehassıslarına göre, gündüz uykusu için en uygun zaman, öğle saatleridir. Daha ziyade derin ve yavaş uyku döneminden oluşan yarım saatlik bir öğle uykusu, gece uykusunun iki saatine eşittir. Bu vesileyle gece daha az uykuya ihtiyaç hissedilecektir. Ayrıca günün diğer saatlerine göre nispeten daha verimsiz olduğu bilinen ve uykuya daha eğilimli olunan öğle saatlerinin uykuda geçirilmesiyle, günün diğer saatlerinin daha verimli ve zinde geçirilmesi de sağlanmış olacaktır. Bu uyku, sıcak iklim kuşaklarında sıkça uygulanmaktadır. Diğer taraftan Japonya’da bazı işyerlerinde, öğle uykusunun özendirilmesi için, bu saatlerde uyuyanlara mekan tahsis edilmekte ve ek ücret ödenmektedir.
Öğle uykusu, Peygamber Efendimiz’in (sas) uygulayıp tavsiye ettiği bir uyku olup, ‘kaylûle’ olarak bilinmektedir. Bu uykunun vakti, duha vaktinden (güneşin bir miktar yükselmesinden), öğleden biraz sonraya kadardır. Bu sayede gece ibadetine hazırlanmış olunur. Bu uykunun ayrıca hem ömrün, hem rızkın artmasına vesile olduğuna dair rivayetler vardır.
Gündüz saatlerinde iki zaman dilimi daha vardır ki, bu saatlerde uyunması tavsiye edilmemektedir. Bunlardan birincisi, ‘gaylûle’ olarak bilinen uykudur. Bu uyku, fecirden, yani günün ağarmasından sonra, kerahet vakti bitinceye kadarki süreyi kapsar. Bu süreçte uyunan uyku, daha ziyade yavaş uykunun sathî dönemlerinden oluşacağı için, gece uykusunun yerini tutmamaktadır. Ayrıca bu uykunun rızkın eksilmesine ve bereketsizliğine sebebiyet verdiğine dair hadis de bulunmaktadır. Sahr Ibnu Vedaa el-Gamidi’nin (ra) rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte; “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) şöyle dua ederdi: “Allah’ım, ümmetime erkenciliği mübarek kıl.” (Ebu Davud, Cihad 85; Tirmizi, Buyu 6). Nitekim, Aleyhissalatu Vesselâm Efendimiz bir seriyye veya ordu göndereceği zaman, onu günün erken saatinde yola çıkarırdı. Yukarıdaki hadîsi nakleden Sahr da bir tüccardı, ve işine günün ilk saatinde çıkardı. Böylece zengin oldu ve malı arttı. Tecrübeyle de sabittir ki, rızık için çalışmanın en uygun zamanı, serinlik vaktidir.
Tavsiye edilmeyen bir diğer uyku ise ‘feylûle’ dir. Bu uyku, ikindi vaktinden güneşin batışına kadar olan süreyi kapsar. Bu saatlerde uyumak, kişide sersemliğe yol açması sebebiyle maddî bir eksikliğe sebep olduğu gibi, günün maddî ve mânevî neticesi çoğunlukla ikindiden sonra ortaya çıktığından, mânevî yönüyle de, o neticeyi görmemeye sebebiyet verir. Sanki kişi o günü yaşamamış gibi olur.
Netice olarak denilebilir ki, vücut ve zihin için kendini toparlama vesilesi olan ve Kur’an-ı Kerim’de de zikredilen “uyku”, insanoğluna verilmiş büyük bir nimettir. Ancak, bütün nimetlerde olduğu gibi, uykuda da orta yolun bulunması, tavsiye edilen saat ve şekillerde bu nimetten istifade edilmesi, dengeli bir hayat için son derece önemlidir.
Delikanli_Kiz
09-09-2007, 19:55
Allah razı olsun tşk...
MuhtesemAbi
21-09-2007, 00:26
ALLAH razı olsun hepsini okumaya calısabıldımsede epeyı bı seyler aklıma geldı.
gercekden gorulen ruya nın aksıne de cıkabılyıor..
ForumTURKA.Net
vBulletin® v3.7.3, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.