Tüm Versiyonu Göster : Bilişim Tez..
ALbaTRoS
25-01-2007, 21:04
İÇİNDEKİLER
Başlık
Sayfa
I. GİRİŞ
1
1.1. TOPLUMSAL DEĞİŞİMLER 1
1.1.1. Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna Geçiş 1
1.1.2. Sanayi Toplumunda Değişim 4
1.1.3. Yeni Yönelimler 5
1.2. ENFORMASYON TOPLUMU 7
1.2.1. Çevredeki Değişim Hızının Artışı 7
1.2.2. Enformasyon Toplumunun Doğuşu 8
1.3. TÜRKİYE’NİN ENFORMASYON TOPLUMUNA GEÇİŞİ 12
1.3.1. Türkiye’de Teknolojik Gelişme 12
1.3.2. Türkiye’de Kültürel Gelişme 13
1.3.3. Türkiye’nin Ekonomik Sistemi 16
1.3.4. Türkiye’nin Politik Sistemi 17
1.3.5. Türkiye’nin Enformasyon Toplumuna Geçiş Stratejisi 19
II. FELSEFE, EKONOMİ ve YÖNETİM TEORİLERİNDE BİLGİ
24
2.1. BATI FELSEFESİNDE BİLGİ KURAMI 24
2.2. EKONOMİ TEORİLERİNDE BİLGİ 26
2.3. YÖNETİM TEORİLERİNDE BİLGİ 27
III. VERİ-ENFORMASYON-BİLGİ
29
3.1. VERİ ve ENFORMASYON NEDİR? 29
3.2. BİLGİ NEDİR? 31
3.3. ENFORMASYONUN DEĞERİ 33
3.3.1. Enformasyonun Kullanılması 33
3.3.2. Enformasyonun Maliyeti 35
3.4. YÖNETİMDE ENFORMASYON KULLANIMI 39
3.4.1. Doğru Zamanda Doğru Enformasyona Sahip Olma 41
3.5. STRATEJİK KAYNAK OLARAK ENFORMASYON 42
IV. YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ
47
4.1. YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMİ NEDİR? 47
4.2. REKABET AVANTAJI İÇİN YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMİ 53
4.2.1. Yönetim Bilişim Sisteminin Faydaları 54
4.2.2. YBS’nin Özellikleri 55
4.2.3. YBS’nin İlgilendiği Problem Tipleri 55
4.3. YBS’nin TARİHSEL SÜREÇTEKİ GELİŞİMİ ve GELECEĞİ 56
4.4. YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMİ ELEMANLARI 58
4.4.1. Atomik İş İşleme Sistemleri 59
4.4.2. Yönetim Raporlama Sistemleri 61
4.4.3. Karar Destek Sistemleri 63
4.4.4. İletişim Destek Sistemleri 65
4.4.5. Yönetici Destek Sistemleri 66
4.4.6. Bilgi Çalışma ve Ofis Otomasyon Sistemleri 67
4.5. NİÇİN BİLİŞİM SİSTEMLERİ 70
V. ORGANİZASYONLARDA BİLİŞİM SİSTEMLERİ
72
5.1. ORGANİZASYON ve BİLİŞİM 72
5.2. BİLİŞİM SİSTEMLERİ TEKNOLOJİLERİ 73
5.3. BİLİŞİM SİSTEMLERİNE MODERN YAKLAŞIMLAR 73
5.3.1. Teknik Yaklaşım 74
5.3.2. Davranışsal Yaklaşım 74
5.3.3. Sosyo-teknik Sistemler 75
5.3.4. Değişik Sistem Tipleri 75
VI. BİLİŞİM SİSTEMLERİNİN YAPISI
76
6.1. VERİ GİRİŞ BLOĞU 76
6.2. MODEL BLOĞU 76
6.3. BİLİŞİM ÇIKIŞ BLOĞU 77
6.4. TEKNOLOJİ BLOĞU 77
6.5. VERİ TABANI BLOĞU 78
6.6. KONTROL BLOĞU 79
VII. BİLİŞİM SİSTEMLERİ TEKNOLOJİSİ
80
7.1. BİLİŞİM SİSTEMLERİNDE PERSONEL 80
7.1.1. Enformasyon Sistemi Yöneticisi 80
7.1.2. Enformasyon Sistemi İdare Kurulu 81
7.1.3. Enformasyon Sistemi Programlama Yöneticisi 82
7.1.4. Enformasyon Sistemi İşlem Birimi 82
7.1.5. Enformasyon Sistemi Veri tabanı Sorumlusu 82
7.1.6. Enformasyon Sistemi Güvenlik Sorumlusu 83
7.2. YAZILIM 83
7.2.1. Programlama Dilleri 83
7.2.2. İşletim Sistemleri 84
7.2.3. Kontrol Programları 84
7.2.4. Uygulama ve Özel Hizmet Programları 85
7.3. DONANIM 85
7.3.1. Terminaller 85
7.3.2. Modemler 85
7.3.3. İletişim Kanalı 85
7.3.4. İletişim Kontrol Birimleri 85
7.3.5. Merkezi İşlem Birimi 86
7.3.6. İletişim Sistemleri ve Kontrol Programları 86
7.3.7. Kullanıcı Programları 86
7.4. BİLGİSAYAR AĞLARI
7.4.1. Bilgisayar Ağlarının Bileşenleri 88
7.4.2. Bilgisayar Ağlarında Enformasyon Paylaşımı 89
7.4.3. Çok Kullanıcılı Sistemler 90
7.4.4. Haberleşme (Telekomünikasyon) 90
7.4.5. Veritabanı Yönetim Sistemleri 90
VIII. YBS’nin KURULMASI
94
8.1. ORGANİZASYONUN YENİDEN YAPILANDIRILMASI 94
8.2. BİLİŞİM SİSTEMLERİ İLE YENİDEN YAPILANMA 95
8.2.1. Temel Yaklaşımlar 96
8.2.2. Temel Aşamalar 97
8.2.3. Sistem Geliştirme 100
8.3. BİLİŞİM SİSTEMİ TASARIM GRUPLARI 102
8.4. SİSTEM ANALİZİ 103
8.5. BİLİŞİM SİSTEMİ-İŞ PLANI İLİŞKİSİ 109
8.6. SİSTEM KURMA YÖNTEMLERİ 111
8.6.1. Sistem Hayat Döngüsü 111
8.6.2. Prototipleme 112
8.6.3. Paket Programlar 113
8.6.4. Danışmanlık Hizmetleri 115
IX. UYGULAMADA YBS
117
9.1. FİNANS BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 117
9.1.1. Sermaye Bütçeleme 118
9.1.2. Fon Kaynakları 119
9.2. PERSONEL BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 119
9.3. STOK BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 121
9.4. ÜRETİM BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 122
9.5. PAZARLAMA BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 124
9.6. SATINALMA BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 125
9.7. AR-GE BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 126
9.8. MÜHENDİSLİK BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 128
9.9. MUHASEBE BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 128
9.9.1. Bölümün Faturalama Görevi ve Veri İşleme Süreci 128
9.9.2. Biriktirme Görevi ve Veri İşleme Süreci 128
9.9.3. Harcama Görevi ve Veri İşleme Süreci 129
9.10. TESLİM ALMA BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 129
9.11. DAĞITIM BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 130
9.12. ANA PLANLAMA BÖLÜMÜ ENFORMASYON SİSTEMİ 130
9.13. STRATEJİK PLANLAMA BÖL. ENFORMASYON SİSTEMİ 131
X. SONUÇ
133
Kaynakça 138
ALbaTRoS
25-01-2007, 21:04
KISALTMALAR
AGİT(K) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (Konferansı)
AKKA Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması
Ar-Ge Araştırma Geliştirme
CPU Merkezi İşlem Birimi
CSS İletişim Destek Sistemleri (Communication Support Systems)
DD Veri Sözlüğü (Data Dictionary)
DDL Veri Tanımlama Dili (Data Definition Language)
DML Veri İşleme Dili (Data Manipulation Language)
DMS(=VYS) Veritabanı Yönetim Sistemleri (Database Management Systems)
DPT Devlet Planlama Teşkilatı
DSS (=KDS) Karar Destek Sistemleri (Decision Support Sysytems)
ECMA Avrupa Bilgisayar Üreticileri Birliği (European Computer Manufacturers Association)
ESS Yönetici Destek Sistemleri (Executive Support Systems)
ISO Uluslar arası Standartlar Organizasyonu (International Standarts Organization)
KWS Uzman Bilgi İş Sistemleri (Knowkledge Work Systems)
MIS (=YBS) Yönetim Bilişim Sistemleri (Management Information Systems)
MRS Yönetim Raporlama Sistemleri (Management Reporting Systems)
OAS Ofis Otomasyon Sistemleri (Office Automation Systems)
SQL Yapısal Sorgulama Dili (Structural Questioning Language)
TPS Atomik İş İşleme Merkezi (Transaction Processing Systems)
---------------
ŞEKİL LİSTESİ
Şekil Adı Sayfa
1. Türkiye'de 1960-90 Arasında İşgücünün Sektörlere Göre Dağılımı. 18
2. Enformasyon İşlem Sisteminde Enformasyon ve Verinin Yeri 30
3. Veri ve Enformasyon İlişkisi 31
4. Veri, Enformasyon, Bilgi Piramidi 32
5. YBS’lerinde Raporlar 44
6. Yönetim Bilgi Sistemi ve Örgüt Kademeleri 51
7. Yönetim Bilişim Sistemi Çevrimi 53
8. TPS yapısının ortak elemanları 61
9. Yönetim raporlama sistemi yapısı 62
10. Yönetici Destek Sistemleri Yapısı 67
11. Modern Bilişim Sistemleri Yaklaşımları 74
12. Bilişim sistemleri üzerine sosyo-teknik bir yaklaşım 75
13. Modern bir veritabanı tasarımı 92
14. Sistem Hayat Döngüsü 111
15. Prototipleme Süreci 112
--------------------
TABLO LİSTESİ
Tablo Adı Sayfa
1. Batı felsefesindeki bilgi kuramında Rasyonalizm ve Ampirizm 24
2. Elle ve bilgisayarla veri işlemenin maliyetlerinin karşılaştırılması 39
3. Bilgi sistemleri kavramının değişimi 43
4. En Temel Organizasyonel Amaçlar 72
ALbaTRoS
25-01-2007, 21:04
ÖNSÖZ
Bilim adamları modern insanın ortaya çıkışının en erken MÖ 50.000 yıllarında mümkün olabileceğini söylüyorlar. Kutsal kitaplardan yapılan hesaplamalar ise Adem’den bu yana 8000-9000 yıl geçtiğini gösteriyor. (MÖ 6000-7000) Geniş düşünerek tarihimizi 50.000 ve her bir neslin ortalama ömrünü 60 yıl kabulle ilk insandan bu yana toplam 800 nesil geçmiş oluyor. İlk 650 nesil mağarada yaşıyordu. Ancak son altı nesil matbaayla tanışıktı. Bilgisayarları ise son iki nesil kullandı.
Gerek teknolojik ve gerekse toplumsal anlamda devrimsel bir değişikliği gerisine alan “enformasyon” kavramı hep vardı. Ancak son iki neslin tanık olduğu bir çağ değişikliğini yarattı. Örneğin 1930’larda hammadde ve enerji mamul maliyetlerinin, mantıklı bir tahminle %60’ını oluşturuyordu ve mamullerin üretiminde ekonomik anlamda sermayeyi ikame edebilen işgücünün payı %86 idi. Bu %86’lık pay tamamen beden işçiliğine dayanıyordu. 1990’lar itibariyle hammadde ve enerji maliyetlerin %2’sini oluşturmaktadır! Sermayeyi ikame edebilen işgücünün payı ise yükselmiştir: %90... Ancak bu işgücünün niteliği değişmiş bulunmaktadır: beden işçiliğinden bilgi işçiliğine doğru tabii ki...
The NewYork Times’ın bir baskısının, 17. yy. İngiltere’sinde bir insanın ömrü boyunca sahip olabileceği bilgiden çok daha fazla olması bu nitelik değişikliğini doğal, dahası zorunlu kılmaktadır. Enformasyon Toplumu kavramı ise bu dönüşümün hem sebebi hem de sonucu olmaktadır. Teknolojik değişiklikler ise bu sosyo-ekonomik değişikliğin önemli bir tekerleğidir. Öyle ki 1940’larda 30 ton ağırlığında ve bir futbol sahası büyüklüğünde, 10.000’in üzerinde parçası bulunan ve 19.000 vakum tüpü ile çalışan bir bilgisayarın yaptığının tam 3000 katından fazlasını bugün 1 gram ağırlığında ve gözle net seçilemeyen, içinde 10 milyondan fazla parça ihtiva eden bir silikon mikroçip yapabilmektedir.
Sosyoloji literatüründe çağ kavramı ancak meydana gelebilecek bir üretim ilişkileri değişikliğini içeren yeniliklerin ismi ile beraber anılır. Enformasyon teknolojisi tüm üretim ilişkilerini değiştirdiğine göre bundan çok değil 50 yıl sonra içinde bulunulacak çağa on-line ansiklopedilerde enformasyon çağı denecektir.
Bu çalışma, yaşanıyor olan baş döndürücü değişikliği, yönetsel açıdan 1950’lerden itibaren incelemeye çalışan bir alanı konu etmektedir.
ALbaTRoS
25-01-2007, 21:05
I. GİRİŞ
1.1. TOPLUMSAL DEĞİŞİMLER
Uygarlık tarihine bakıldığında toplumların kendilerini top yekun değiştirdikleri, yepyeni ve beklenmedik bir biçime girdikleri dönemlere rastlanmaktadır. Bu dönemlerden insanlık tarihinde en önemli iz bırakanlardan birincisi insanları toprağa ve yerleşik hayata bağlayan tarım toplumuna geçiştir. İkincisi, tarım toplumundan kitlesel üretimin, tüketimin ve eğitimin önemli olduğu sanayi toplumuna geçiştir.
İnsanlık bugünlerde yeni ve köklü bir değişimin eşiğindedir. Uygarlık tarihindeki bu üçüncü köklü değişimin, sanayi toplumundan; enformasyonun giderek hammadde, emek ve diğer kaynakların yerini alacağı ve şimdiki sanayi toplumundan tamamen farklı bir Enformasyon Toplumuna doğru olacağı ifade edilmektedir.
1.1.1. Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna Geçiş
Sanayi devrimi James Watt'ın 1765'de buhar makinesini bulması ve bunun enerji kaynağı olarak kullanılması gibi yeni teknolojilerin üretimle ilgili ekonomik alanda artan ölçüde kullanılmasıyla başlamıştır. 1789 Fransız devriminin yeni teknolojik gelişmelere yaptığı sosyal etkilerin sebebiyle de oluşan yeni toplumsal yapı kısaca “Sanayi Toplumu” olarak adlandırılmıştır.
Yeni teknolojilere dayalı ekonomik şartların zemin hazırladığı işbölümü artışı sayesinde üretimdeki verimlilik sürekli artmıştır. Yeni teknolojilerin üretimde kullanılmasıyla, insanlığın o güne kadar görmediği bir üretim artışı sağlanmıştır. Tarıma dayalı geleneksel toplumda üretim, evlerde, el tezgahlarında yürütülürken, sanayi devrimi sonrasında üretim fabrikalarda yapılmaya başlanmıştır.
Konut ve işyerinin birbirinden ayrılması, evden işe ve işten eve insan trafiğinin doğmasına neden olmuştur. Fabrikalara dayalı toplu üretim kentleşmeyi ve kent yapısını değiştirirken buna paralel olarak, geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına geçilmiştir. Geleneksel tarım toplumunun köylüleri endüstri işçisi olmuş; toprak sahipleri olan aristokratlar yerine, sermaye sahibi olan "burjuvazi", toplumun üst ve saygın sosyal sınıfı olarak ön plana çıkmıştır. Toplumun yapısı tepeden tırnağa değişerek yenilenmiş ve yeni kurumsal yapılar kazanmıştır. Toplumun kurumları ve yapısı ile birlikte değer, norm ve davranış kalıpları da değişmiştir. Geleneksel davranışlar, giderek akılcı davranışlara yerini bırakmıştır.
Hangi ülkelerin, hangi kıstaslara göre sanayi toplumu sayılacağı sorusu henüz herkesi tatmin edecek bir cevaba kavuşturulabilmiş değildir. Genel olarak ABD, Rusya, Kanada ve Japonya ile Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun sanayi toplumu olduğu kabul edilmekte ve bu ülkelerin ortak bazı özelliklerinden yola çıkılarak sanayi toplumu kavramı tanımlanmaya çalışılmaktadır.
Sanayi toplumunda yaşanan sosyo-ekonomik değişikliklerden bazıları aşağıda sıralanmıştır:
• Geleneksel tarım toplumundan makineleşmiş sanayi toplumuna geçiş dünya tarihine yön veren en önemli, en köklü değişikliktir.
• Bu geçiş dönemi, ortaya çıkan bütün gerilimlere, çelişkilere, çatışmalara ve bunların yol açtığı beşeri acılara rağmen ilerlemeci bir harekettir.
• Sınıf çatışmaları bu dönemin belirgin özelliğidir. Ancak, ortaya çıkan sınıf çatışmaları, modern toplumların yapısal zıtlıklarından değil, yeni bir toplumsal düzenin doğum sancılarından kaynaklanan ve sınai olgunlaşmanın belirli bir evresine tekabül eden, geçici olaylardır.
• Liberal demokrasi bu oluşumla birlikte hızla yaygınlaşmıştır.
• Sanayi toplumu bütün sanayileşmiş ülkeleri ortak bir toplum tipinde buluşturacak temel birliği sağlamaktadır.
• Sanayi toplumu olmak çağdaşlığın simgesi haline gelmiştir. Gelişmemiş, azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler çağdaşlaşmak için gelenekçiliklerini aşarak sanayi toplumunun yapı tarzını benimseme yolunda çaba sarf etmektedirler.
Sanayi toplumuna geçişte yaşanan köklü değişiklikler ve gelişmelerle birlikte gündeme yeni problemler gelmiştir. Bu değişim ve gelişmelerden fazlası ile yararlanabilen sosyal kesimler yanında, bundan yeterince yararlanamayan kesimler de olmuştur. Belli bir kesimin hızla zenginleşmesi yanında, çok düşük ücretle çalışan ve ailede çalışabilecek her yaştaki insanın çalışmak zorunda kaldığı, buna ilaveten hiçbir sosyal güvenceleri olmayan insanlar görülmüştür. Böylece, sanayileşmenin ilk yüzyılında toplumda bölünmüş bir sosyal yapı sergilenmiştir. Ancak zaman içinde bu yapının sürdürülemez olduğu görülünce 1870'li yıllardan sonra geliştirilen sosyal güvenlik sistemleri ve politikalar ile toplumsal bütünleşmeye yönelik uygulamalara yönelinmiştir. Bu uygulamalar, toplumun lehine geliştirilen ve onun refah seviyesini yükseltmeye yönelik gelişmeler olmuştur.
Sanayi toplumu tarıma dayalı geleneksel toplumu geride bırakarak; teknolojisi, ekonomisi, sosyal ve kültürel sistemleri tamamen eskisinden farklı yeni bir toplum yapısı oluşturmuştur. Bu yeni toplum yapısı, durağan olmayıp, kapsadığı teknoloji ve ortaya çıkan yenilenmelerle birlikte kendi içinde sürekli gelişip, değişmiştir. Üretimin ihtiyaç duyduğu hammaddeleri sağlamak ve yeni pazarlar bulmak için sanayi devrimini yaşayan ülkeler dış pazar arayışına girmişlerdir. Bu gelişmeler, güçlü ülkelerde, dışarıda sömürgeler edinmek için bir yarış başlatmıştır.
1789 Fransız Devrimi ile birlikte ortaya çıkan liberal düşünce sanayileşmenin ortaya çıkmasında sürükleyici bir fonksiyon üstlenmiştir. Bu düşünce tarzı teknolojik ve sosyal değişimler karşısında kendi özünü koruyarak yenilenmiştir. Sanayileşme olayının ikinci döneminde, sosyal güvenlik ve refaha katılım; özgürlüklerin toplumda daha geniş kitlelere yayılmasına yol açmıştır. Yeniden yapılanmış olan devletin özgürlükleri topluma yaymasıyla liberalizm yeni bir özellik kazanmıştır.
Bu yeni anlayışla, klasik liberal düşünce, "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!" felsefesinden, özgürlükleri hukuki sınırlar içinde koruyan bir liberalizme ve toplum yapısına ulaşmıştır. Sınırsız özgürlüğün, gerçek özgürlüğü yok etmemesi için çizilen sosyal ve hukuki sınırlar devlet tarafından korunmuştur. Böylece ferdin özgürlüğü, güç odaklarından korunduğu için, toplumda özgürlük alanı genişlemiş ve herkese açık hale gelmiştir. Çağdaş toplumlardaki sosyal devletin fonksiyonu da böylece yeni bir özellik kazanmıştır. Bu sosyal-liberal görüş, ferdi ve toplumu zıt değil, birbirini bütünleyen unsurlar olarak görmüştür. Sonuçta, sosyal dengeleri kurulmuş, sosyal kesimlerin refah artışlarından daha dengeli bir pay alabildiği toplumsal bir yapı gerçekleştirilmiştir.
Sanayi toplumunun yarattığı üretim sürecine bağlı olarak, özellikle ilk yüzyıl içinde sınıflı bir toplum yapısı oluşmuştur. Bu yapı birbirine karşı ve kıran kırana kavga eden iki ayrı ideoloji ve dünya görüşünün oluşumuna yol açmıştır. Batının sanayileşmiş ülkeleri bu sınıflı yapıyı sosyal devlet ve refah toplumu uygulamaları ile önemli ölçüde yumuşatırken; Rusya ve "Doğu Bloğu" ülkelerinde antidemokratik uygulamalarla zıtlaşma, ülkelerarası ve dünya geneline yayılmıştır.
Sonuçta, Doğu ve Batı bloğu olarak zıtlaşmacı yapı sergileyen yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Dünyanın politik ve ekonomik dengeleri bu ikili yapı üzerinde soğuk savaş şeklinde varlığını sürdürmüştür. Diğer yandan sanayileşme akımına katılamayan azgelişmiş ülkelerce "Üçüncü Dünya" olarak ayrı bir blok oluşturulmuştur. Ancak bu ülkeler de genelde, ya Batı bloğunun ya da Doğu bloğunun etki alanına girerek dünya ekonomik ve politik düzeni içinde yerlerini almışlardır.
1.1.2. Sanayi Toplumunda Değişim
Başlangıçta, sanayi toplumlarında tarım sektöründe çalışanların toplam istihdamdaki ağırlığı yüzde 80 dolayında iken, günümüzde yüzde 3'e kadar düşmüştür. Sanayi üretiminin payı ise en fazla yüzde 50'lere kadar çıkmışken, son dönemlerde bu oran tekrar yüzde 30-40'lara inmiştir. Buna karşılık hizmet sektörünün payı yüzde 60'ların üzerine çıkmış ve sanayi toplumunun son aşaması olan hizmet toplumuna doğru bir kayma gözlenmiştir.
Sanayileşme hareketinin son aşaması olan "Refah Toplumu" ve "Tüketim Toplumu" 1960'lı yıllarda doruk noktasına ulaşmıştır. Ancak, refah toplumlarının önünde yer alan ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde 1960'lı yılların ikinci yarısından sonra ekonomik durgunluk ve kriz yaşanmaya başlanmıştır. Sanayi toplumundaki bu sancılar hem Batı hem de Doğu bloğunda gözlenmiştir. Ancak, Batı ülkelerinde tepki hareketleri baş gösterirken, Doğu bloğu ülkelerinde, uygulanan sistemde özgürlüklerin sınırlı olması sebebiyle aynı tarihlerde görülmemiştir. Bu sancılar ancak 15-20 yıl gecikmeyle ortaya çıkmış ve 1990'lı yılların başında Sovyetler Birliği'nin parçalanması ve Doğu bloğunun dağılması şeklinde kendini göstermiştir.
Sanayi toplumundaki bu sancılar yeni krizlere ve tartışmalara sebep olmuştur. 1973 de dünya petrol krizinin patlak vermesi, dünyanın hammadde kaynaklarının tükeneceği ve sanayi çevre kirliliğinin insanlığın geleceğini tehdit edeceği tartışmaları sınırlı dünya kaynaklarının daha dikkatli kullanılması yönünde yeni stratejilerin geliştirilmesine sebep olmuştur.
Yaşanılan kriz ve endişeler, yeni teknolojilerin uygulamaya konulmasına fırsat yaratmıştır. Bu durum istihdam kaybına sebep olmuş ve dolayısıyla işsizlik problemlerini beraberinde getirmiştir. Ancak, toplum üzerinde işsizlik probleminden çok getirilen teknolojilerin toplum üzerinde uzun dönemli etkileri olmuştur. Çünkü, bu teknolojiler yeni bir çağı açacak nitelikte ileri ve farklı olmuştur.
1.1.3. Yeni Yönelimler
Sanayi toplumunun insanlığa getirdiği köklü değişim ve dönüşümlere benzer bir işlem de günümüzde yaşanmaktadır. 20.Yüzyılın son çeyreği, bu dönüşümün başladığı dönem olmuştur. Bu yüzyıla kadar sosyal değişim çok yavaştı. Bir insanın hayatı boyunca fark edilmeyebilirdi. Artık öyle değildir. Değişimin hızı öylesine artmıştır ki, hayal gücümüzü bile zorlamaktadır.
Tarıma dayalı toplum yapısından sanayi toplumuna dönüşüm uzun yıllar almıştır. Toplumda meydana gelen büyük çatışmalarla birlikte 100 yılı aşkın bir dönem içinde sanayi toplumunun yapısı kurumlaşıp yerleşti. Ancak, yeni bir değişim dalgası esmeye başladı. Toplumdaki büyük değişiklikler çatışma olmadan gerçekleşemeyeceği için yeni bir kriz dönemine girildi. Sanayi toplumundan yeni bir toplum düzenine geçiş öncesindeki kriz 1970'li ve 1980'li yıllarda hızla dünyaya yayıldı. Krizi atlatmak için istikrar kavramı gündeme geldi. Artık kalkınma ve gelişmenin yeni adı istikrardı. Oysa ki yeni gelişmeler topluma daha ilk 10 yılda önemli ve çok köklü değişiklikler getirdi. Uygulanan istikrar paketleri değişimin hızına ayak uyduramadı.
Yeni toplum düzeninin yapı ve kurumları henüz oluşum ve şekillenme aşamasında ise de, gelecekteki alabileceği yapılaşma şekilleri bugünden kısmen tahmin edilebilmektedir. Günümüzde insanlık, teknolojinin sağladığı imkanlar vasıtasıyla, gelişen teknolojiler konusunda geniş bir bilgiye, ondan faydalanabilme imkanına sahiptir. Bu durum, yeni gelişmelerin, insanlığa getireceği değişim ve dönüşümün, sanayi toplumundan daha derin ve köklü olacağının ilk habercisidir.
Batının gelişmiş ülkeleri sanayi toplumundan farklı yeni bir dönüşümü gerçekleştirirken azgelişmiş ülkeler, böyle bir değişimden uzak kalmaktadırlar. Azgelişmiş ülkeler yeni değişim ve dönüşüm bir yana; sanayi toplumuna geçişi bile henüz gerçekleştirememişlerdir. Muhafazakar yapı ve iç dinamiklerinin yetersizliği nedeniyle, yapısal değişim ve dönüşümlerden uzak kalmaktadırlar.
Gelişmiş ülkelerdeki mevcut gelişmeler yeni bir çağa girilmekte olduğu izlenimini vermektedir. Bu çağ enformasyon bolluğunca damgalanan bir çağdır. Açılan yeni çağ “Enformasyon Çağı”, oluşan yeni toplum “Enformasyon Toplumu” olarak adlandırılmaktadır. Adını çağa veren milyonlarca verinin bulunduğu enformasyon okyanusunda boğulmadan, hedefe ulaşmak, istenilen ölçüde ve şekilde enformasyondan faydalanmak ayrı bir teknoloji gerektirmektedir. Ancak yeni teknolojilerin, sanayi toplumundaki teknolojilere göre çok hızlı üretiminin yapılması ve hayat tarzımızı etkilemesi enformasyon toplumuna dönüşümün çok daha kısa sürede gerçekleşmesi yönünde bir sonuç doğurmaktadır.
Bu nedenle, enformasyon toplumuna dönüşümün yakından incelenmesi ve söz konusu değişim hareketine uyum sağlanması, geleceğin dünya düzeninde etkin ve saygıdeğer bir yere sahip olmak isteyen ülkemiz için gerekli ve kaçınılmazdır.
1.2. ENFORMASYON TOPLUMU
1.2.1. Çevredeki Değişim Hızının Artışı
Enformasyon toplumuna atfedilen niteliklerden biri fiziki ve kültürel çevredeki değişim hızının daha önceki hiçbir dönemde görülmemiş ölçüde artmış olmasıdır. enformasyon toplumunu daha önceki toplumsal yapılardan ayıran bütün özellikleri tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, bu her alanda değişim hızının katlanarak artması şeklinde ifade edilebilir.
Değişim hızındaki artış, dolaşıma giren enformasyon miktarını, dolayısıyla iletişim hacmini artmaya zorlamaktadır. enformasyon sirkülasyonundaki artış son yıllarda olağanüstü boyutlara ulaşmıştır. Artık kırsal kesimde oturanlar bile dünyadaki politik, sosyal ve ekonomik olaylardan haberdar olmaktadırlar. Gelişmiş enformasyon ve iletişim teknolojileri enformasyon patlamasına sebep olmakta ve bu enformasyonları okul dışı faktörlerle geçmiş dönemlerle karşılaştırılamayacak ölçüde dağıtarak, toplumun her kesimine ulaştırmaktadırlar.
Son 20 yıldır, yeni teknolojilerin etkisi üzerine, yapılan çalışmalarda ve araştırmalarda çok büyük artışlar olduğu gözlenmektedir. Araştırma ve enformasyon üretimi o kadar hızlı ve çok olmaktadır ki, sadece Amerika Birleşik Devletleri'ndeki “Bilimsel ve Teknik Enformasyon Takas Evi”nde, değişik alanlarda yazılmış 600.000'i aşkın araştırma raporlarının milyonlarca nüshası depolanmakta ve buna her yıl 50.000 kadar yeni rapor eklenmektedir. Satışa sunulan bu raporlar Amerikan hükümetince desteklenen teknolojik araştırmaların sonuca ulaştırılanlardan bir kısmını içermektedir.
Uzun insanlık tarihinde ilk defa şahıslar, böylesine büyük ölçekte üretilen enformasyon arasında seçim yapma imkanı ve mecburiyetiyle karşılaşıyorlar. Konusu ne olursa olsun, seçme mecburiyeti bir gerilim sebebidir. Gelecekteki toplumun nasıl bir yapıda olacağı bu geçiş dönemine gösterilecek tepkilere bağlıdır. Kesin olan şey, geleceği biçimlendirecek günlerin bugünler olduğudur çünkü, herkes bu girdaba kapılmış durumdadır. En büyük değişiklik enformasyonda olacaktır; enformasyonun şeklinde, kapsamında, anlamında, sorumluluğunda ve eğitimli insan için taşıdığı önemde kendini gösterecektir.
Enformasyon o kadar hızlı artmaktadır ki, enformasyon toplumu olma aşamasında olduğumuz bu günlerde; herhangi bir enformasyona sahip olan her insanın, yaklaşık dört ya da beş yılda bir yeni enformasyonlar edinmek zorunda kalacağı, yoksa eskimiş biri sayılacağını varsaymak yerinde olacaktır. Aynı zamanda enformasyonun yapısında da hızlı değişim vardır. Bugün emin olduğumuz şeyler, yarın saçma sayılabilecektir.
1.2.2. Enformasyon Toplumunun Doğuşu
Günümüzdeki enformasyon toplumu tartışmaları, büyük ölçüde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygınlaşan sanayi toplumu tartışmalarının, yeni teknolojik gelişmelere uyarlanmış şekli olarak görülebilir.
Kamu oyunda sadece sosyal bilimciler arasında değil, iş adamları, politikacılar, bürokratlar arasında da çok gündemde olan enformasyon toplumu kavramı, üzerinde herkesin anlaşmaya vardığı, sınırları belirli bir tanıma kavuşturulmuş değildir.
Kimilerine göre bugün enformasyon toplumu olarak adlandırılan oluşum, aslında sanayi toplumlarının bir ileri aşamasını temsil etmektedir. Bu yaklaşıma göre sanayi toplumu ile enformasyon toplumu arasındaki fark bir nitelik farkı değil, olsa olsa bir derece farkıdır. İngiltere'de bu görüşün öncülüğünü yapan Rosenbrock ve arkadaşlarının hazırladıkları bir rapora göre günümüzde önemli teknolojik gelişmeler görülmekle birlikte bu değişikliklerin, sanayi devrimindeki gibi, toplumsal hayatın bütününü kökten değiştirecek nitelikte olduğunu söylemek mümkün değildir. Yeni teknolojik gelişmeler, sanayi devrimi gibi geçmişle bağlantılarını kopartan köklü bir dönüşüm olarak değil; olsa olsa mevcut toplumsal ve iktisadi yapıda zaten var olan bazı eğilimlerin ivme kazanması olarak değerlendirilebilir denilmektedir.
Günümüzdeki teknolojik gelişmeler sadece iletişim ve enformasyon teknolojilerine mahsus değildir. Mesela, genetik mühendisliğindeki gelişmeler, insanlığın hayatı üzerinde enformasyon teknolojilerindeki gelişmelerden çok daha köklü ve uzun vadeli etkiler yapabilir. Bu yüzden, sanayi devrimiyle karşılaştırılabilecek derinlikte bir beşeri dönüşüm hareketine girildiği kabul edilse bile bunun sadece enformasyon teknolojilerine bağlanması yanıltıcı olabilir. Dolayısıyla bir enformasyon devriminden söz etmek ne kadar yerindeyse, genetik mühendisliğindeki gelişmelerden dolayı bir biyolojik devrimden, ya da güneş enerjisi teknolojisindeki gelişmelerden dolayı bir enerji devriminden söz etmek de o kadar yerinde olur.
Yukarıdaki tartışmalara karşı, gerek genetik mühendisliğindeki gelişmelere, gerek güneş enerjisi teknolojisindeki ve diğer dallardaki gelişmelere hız kazandıran enformasyon ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin, sanayi toplumundan nitelikçe farklı yeni bir toplumsal yapılanmaya yol açtığını savunanlar da oldukça çoğunluktadırlar.
Girmekte olduğumuz çağın genelde kabul gören ismi enformasyon çağıdır. Çok sık lafı edilen enformasyon çağından bahsedilince akla ilk gelen enformasyon kavramıdır. Bu kadar önemle üzerinde durulan enformasyon her çağda önemli olmuştur. Taş devrinde, ilk çağda, orta çağda ve sanayi toplumunda enformasyon her zaman vardı. enformasyonun anlamı konusunda dinlere, filozoflara, doğu ve batı düşünürlerine göre farklılıklar olsa da, enformasyonun ne olmadığı konusunda aynı görüş paylaşılmaktadır. Bilgi kesinlikle yapabilme yeteneği değildi, işe yararlılık değildi. Hem Batı'da hem de Doğu'da bilgi her zaman "varolmayan" bir şey olarak görülmüştür. Bilgi ile enformasyon kavramları arasındaki fark ve ilişki ileride de tartışılacaktır.
Geçtiğimiz yüz yıl boyunca enformasyon aletlere, ürünlere ve diğer faaliyet alanlarına uygulanmıştır. Bu da sanayi devrimini yaratmıştır. II. Dünya savaşından sonra ise enformasyonun kendisine uygulanması ile yeni bir dönem başlamıştır. Bunun adı yönetim devrimidir. Enformasyon artık son hızla, üretimin tek faktörü haline gelmektedir. Sermayeyi de emeği de yana itmektedir.
İmalat sanayiindeki işçiler, gerek sayıca, gerekse güç ve mevki açısından hızla gerilemeye başlamışlardır. 1967'de ABD sosyal hasılasının yüzde 25'i enformasyon-iletişim mal ve hizmetlerinin üretim, işleme ve dağıtımından kaynaklanmakta iken 1970'de toplam iş gücünün yarısı enformasyon işçisi olarak adlandırılmakta idi. 2000 yılında geleneksel işçilerin, yani malları yapan ve taşıyan işçilerin, tüm iş gücü içindeki payının altıda biri, hatta sekizde biri aştığı hiçbir gelişmiş ülkenin kalmayacağı ileri sürülmektedir.
Bugünkü teknolojik gelişmelerin yüzde 80'ninin enformasyon teknolojisi temelli olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. enformasyon teknolojisi terimi, enformasyonun toplanması, işlenmesi ve dağıtılmasında kullanılan teknolojileri ifade eder. enformasyon sektörünün ürünü olan mallar arasında bilgisayarlar, iletişim cihazları, büro ve işyeri araçları, ölçü ve kontrol araçları, robotlar, bilgisayar kontrollü makineler, basın ve basılmış yayınlar; elektronik haberleşme, reklam, yazılım geliştirme, eğitim hizmetleri, kütüphanecilik, danışmanlık ve araştırma-geliştirme faaliyetleri yer almaktadır.
Enformasyon sektöründe yer alan işletmeler ile bunlara destek veren işletmeler birlikte düşünüldüğünde 1977 yılında ABD milli gelirinin yaklaşık yarısı bu sektörden kaynaklanıyordu. Bu nedenle Fritz Machlup'un "Enformasyon Ekonomisi", Brezenski'nin "Teknotronik Çağ", Alvin Toffler'in "Üçüncü Dalga", Peter F. Drucker'in "Post Business Society" dediği bir toplum yapısı doğmaktaydı. Günümüz toplumuna “Enformasyon Toplumu" demek için henüz zamanın erken olduğu söylenmesine rağmen, bu yeni toplum yapısı için Marc Uri Porat 1978'de, Yoneji Masuda 1980'de yayınladıkları eserlerde “Enformasyon Toplumu" (Information Society) kavramını tercih ediyorlardı.
1990'lara gelindiğinde ise yaşanan çağın, insanlık tarihinde akıllara durgunluk veren bir teknolojik yenilenme, benzeri görülmemiş ekonomik imkanlar ve şaşırtıcı siyasi gelişmelerle birlikte kültürel faaliyetlere ve dine yönelimlerin artmasından dolayı yeni çağın "Büyük Yönelimler-Megatrends" tarafından temsil edileceği ifade edilmektedir.
Sanayi toplumunun ortaya çıkmasında ve gelişip kökleşmesinde itici rol oynayan teknoloji, buhar makinesidir. Buhar makinesi insanın fiziki gücünü artırmış ve giderek kas gücünün yerini alarak maddi üretimin hem hacmini, hem de niteliğini değiştirmiştir. Enformasyon toplumunda itici rol oynayan teknoloji ise bilgisayar teknolojisidir. Bilgisayar teknolojisi, insanoğlunun düşünce gücünü ve belki de bazı alanlarda onun yerine almaya aday bir teknolojidir. Ünlü iletişimci Marshal McLuhan'a göre, tarih boyunca ortaya çıkan çeşitli teknolojiler, şu veya bu biçimde bir organımızın uzantısı olarak yorumlanabilmekte idi; buna karşılık elektronik teknolojisindeki gelişmeler sayesinde, tarihte ilk defa insanın en önemli organı olan beyni, bir uzantıya kavuşmuş olmaktadır.
Enformasyon toplumunun itici gücü bilgisayarlarla birlikte; istenen enformasyonları, istendiği kadar depolayabilen, bunları işleyen, buradan yeni enformasyon üreten, istenilen yere dağıtan enformasyon teknolojileri de insanlığın hizmetine sunulmaktadır. Enformasyon teknolojisinin desteğini alan insanoğlu, yenilikçiliği ve buluşlarıyla bir yandan yeni çözümler üretebilmekte bir yandan da kendi toplumsal yapısını yeniden şekillendirmektedir. Bilimsel gelişmeler, insan beyninin yerine geçmeye aday olan akıllı bilgisayar üretme çabalarından, mikrobiyolojide insan geninin yapısına, uzayda güneş sistemi dışındaki evren arayışlarına kadar hızla sürmektedir. Teknolojik yeniliklere dayalı olarak üretilen yeni maddeler, örneğin yeni plastik türleri, seramik ve metal karışımları; özellikle elektronik, iletişim, uzay araçları, otomobil ve tıp alanında yoğun olarak kullanılmaktadır.
Geleneksel üretimde en önemli girdi hammaddedir. Bir mala talep olduğunda, önce en ucuz şekilde elde edilen hammaddeler kullanılır. İlgili mala talep arttıkça ucuz hammaddeler tükenir ve daha yüksek masrafla elde edilebilen hammaddelerle çalışmak gerekir. Diğer bir deyişle hammaddede "azalan marjinal verimler yasası" söz konusu olur. Yani çok kullanılan malın fiyatı artar. Aynen fizikteki sürtünme gibi azalan verimler de bir fren görevi yapar; yüksek fiyatla üretilen mala talep azalır. Yüksek teknolojilerin kullanıldığı bilgisayar, televizyon, uçak gibi ürünlerde ise hammadde payı oldukça düşüktür, en büyük girdi enformasyondur. Geleneksel üretimdeki hammaddenin tersine enformasyon kullanıldıkça artar ve maliyeti düşer. Henry Ford ilk ucuz araba olan Model-T yi 1907'de piyasaya 750 dolara sürdüğünde bir işçinin üç dört yıllık geliri ile ancak alınabiliyordu. Bu fiyat günümüzde iki motorlu bir özel uçağın fiyatına denk düşmektedir. Bütün bu gelişmeler, bir enformasyon patlaması yaparak, enformasyon toplumuna geçişi inanılmaz ölçüde hızlandırmaktadır.
1.3. TÜRKİYE'NİN ENFORMASYON TOPLUMUNA GEÇİŞİ
1.3.1. Türkiye'de Teknolojik Gelişme
Dünya yeni bir çağa girmektedir. enformasyon ve ileri teknoloji ağırlıklı olacak olan bu çağda kendi bilim ve teknolojisini üretemeyen ülkelerin bağımsızlıklarını korumalarının mümkün olamayacak ve bağımsız bir ülke olduklarını ileri sürmeleri bir iddiadan öteye geçemeyecektir. Bilimsel ve teknolojik gelişmeyi tekeline almış ülkeler bilim ve teknolojisini üretemeyen, geri kalmış ülkeleri bu güçlerinin baskısı ile her zaman kontrollü şekilde idare edip, yönlendireceklerdir. Açıkça bilinmektedir ki ülkelerin gelişmişlikleri ile bilim ve teknolojideki yerleri arasında çok sıkı bir bağ bulunmaktadır.
Türkiye önümüzdeki 15-20 yıl içinde bilimsel ve teknolojik gücünü, çağın gelişme hızına uyduramadığı takdirde ileri ülkelerle yarışmak şöyle dursun onların bugünkü seviyelerine dahi yaklaşma fırsatını kaçırmış olacaktır.
Dünyanın yakın geleceğinin oluşmasındaki temel unsurun, bilimsel ve teknolojik araştırma-geliştirme (ArGe) olacağı açıktır. Bunu temin etmek için çağa uygun enformasyon ve beceri açısından yeterli düzeyde ve sayıda elemen yetiştirilmesi ve ArGe için gerekli kaynağın ayrılması gereklidir.
Gelişmiş, enformasyon toplumu olma yolundaki devletlerde Ar-Ge'ye GSMH'dan ayrılan pay yüzde 2-3 oranında olduğu bilinmektedir. Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planında ülkemizde ArGe'ye ayrılan payın GSMH'nın yüzde bir'i olması, araştırmacı sayısının 10 binde 15 olması hedeflenmiştir. Bu hedeflerin gerçekleşme oranı ARGE için 1991'de yüzde 0.54, 1992'de yüzde 0.5, araştırmacı sayısında ise 1991'de 10 binde 7, 1992'de 10 binde 7.5 olarak gerçekleşmiştir.
Türkiye'nin sanayileşmesine bakıldığında yarı sanayileşmiş bir toplum olduğu, sanayileşmeyi ithal teknoloji ile bugünkü aşamasına ulaştırdığı ve bilişim teknolojisini de ithal teknoloji olarak kullandığı görülmektedir. Halbuki bugünkü sanayileşmiş ve enformasyon toplumuna girmiş veya girmek üzere olan toplumlara bakıldığında, hepsinin teknoloji üretebilir bir konumda olduğu görülmektedir.
Teknoloji üretmek yenilik getirmek demektir. Oysa Türk toplumunda, yenilik peşinde, yaratıcılık peşinde koşma ve başarı rekabetine yönelme olmadığı görülmektedir. Bunun sebebi teknolojiyi ve enformasyonu üretmenin ön şartlarının hazırlanamamış olmasıdır. Teknolojik değişim için düşünce kalıpları ve dünya görüşünün değişimi yeterlidir. bu özellik ayrıca, stratejik öneme sahiptir. Ülkemizde teknolojik açıdan geri kalınmasının temelinde taklitçilik üzerine kurulan kültürel gelişme yatmaktadır.
1.3.2. Türkiye'de Kültürel Gelişme
Kültürel değerler insanlara geçmiş kuşaklardan miras kalan değer, norm, düşünce biçimleri, dünya görüşü ve davranış kalıplarını kapsar. İnsanlar sahip oldukları kültür normlarından kolay kolay vazgeçemezler. Ancak toplumsal gelişmede insan, tüm kültür değerlerini değiştirmek zorunda değildir.
Batı uygarlığı, Rönesans’tan sonra her şeyin akıl süzgecinden geçirildiği aydınlanma çağı ve pozitivizm düşüncesinden geçerek bilimsel düşünceyi keşfetmiştir. Bilimsel yaklaşımda; olmuş bir olayın, nedenlerinin açığa çıkarılması ve olayı meydana getiren "neden-sonuç" analizlerinin mantıksal tutarlılık içinde sunularak açıklaması yapılır. Batı uygarlığının ve sanayi toplumunun temelinde yatan bu özelliktir.
Türk toplumunda ise temel dünya görüşü, olayların bilimsel açıklanmasına dayalı olmayıp olayların "yorumlanmasına" dayalı bir düşünce kalıbına oturmaktadır. Türk insanı karşılaştığı olay ve olguyu kendi iç dünyasında hissederek, kendi düşünce ve değerlerinin bir parçası yaparak; onu hissedip, duyarak yorum getirir. Böyle bir değerlendirme objektif değil aksine değerlendiren kişinin değer yargılarına dayalı nesnel bir ifade olarak karşımıza çıkar.
Türk insanının eğitimi aileden başlayarak üniversite sonuna kadar duygu ve düşünceleri pekiştirici yöndedir. Anne ve baba nedenlerini açıklamadan iyi ve kötüyü çocuklarına aktarır, okulda öğretmen dersi ezberletir, üniversitede tek kitap veya tek yolu empoze eden bir sistem izlenir. Sonuçta, olaylara kendi inanç ve değerlerinin gözlüğü ile bakan ve bu değerleri mutlaklaştırmış insanlar ortaya çıkar. Daima üst otoritenin değer ve inanç kalıplarına ve emirlerine bağlı olan bir insan kendi başına aklını kullanarak ve bağımsız karar verememekte, inisiyatif kullanamamakta, yeniliğe ve yaratıcılığa yönelememekte ve geleneksel düşünce kalıpları içinde kalmaktadır.
Bu düşünce kalıpları içinde, aydın geçinen insanlar, sadece kendi inanç ve ideolojilerine taraftar kazanmaya çalışmaktadırlar. Çünkü, amaçları insanlara enformasyon ve bilim aktarmak değil, kendi değerlerini satmaktır. Türk aydını entel olurken, entellektüel olamamış, Tanzimat’tan beri ilerici-gerici, sağcı-solcu, laik-laik olmayan gibi duygusal ve yüzeysel kavgalarla bilim ve enformasyon üretmeden vaktini hep boşa harcamıştır. Türk toplumundaki bu darboğaz, olay ve olgulara bilimsel bazlı düşünce ve dünya görüşü açısından çözüm aramaya çalışan bir eğitim sisteminin kurulmasıyla aşılacaktır.
Çağı yakalama konusunda Japonya'nın izlediği yol iyi bir örnektir. Japonya'da 1867 Meiji Resterasyonu ile batı uygarlığını yakalayabilmek için eğitim sisteminden, hukuka kadar her konuda değişimler yapılmış ve okuma yazma oranı batı ülkelerininkinin seviyesine çıkarılmıştır. Batıya giden Japon öğrenciler pozitif bilimsel düşünceye dayalı mühendislik öğrenimi görmüşlerdir. Modernleşme (Batılılaşma) tezini Japonya Doğu kültürü çerçevesinde akılcı bir biçimde uyguladığı halde, Tanzimatçılar, Osmanlı reform kavramını, eski müesseselerini ve yeniden canlandırma geleneğini dışlayarak, bunların yerine bir bölümü batıdan ithal edilen yenilerini getirme yolunu tercih etmişlerdir. Bu tür bir batılılaşma, eski mirasların kökünü kazıma yolunu açmış ve bu eğilim Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan günümüze kadar uzanan reform paketlerini doğrudan doğruya etkilemiştir.
Ülkemizde batılılaşma politikası izlenirken pozitif bilimsel düşüncenin yerleştirilmesi yerine taklitçilik ve yabancılaşmaya yönelinmesiyle yerli ve batı kültürleri sürekli çatışmışlardır. Toplumsal potansiyelimiz bu çatışmalarla boşa harcanmıştır. Aydınlarımızın büyük çoğunluğu, olaylara duygusal, tepkisel ve yorumcu yaklaşmaktan kurtulamamışlardır. Kültürümüzdeki düşünce kalıbı ve dünya görüşü stratejik bir noktadır. Bunu değiştirmek, dinamik gelişim için yeterlidir. Bu da ancak, insana bilimsel düşünceyi vermekle sağlanır.
Batı uygarlığı, teknoloji ile tabiata hakim olma ve tabiatı değiştirme uğraşı içindedir. Bu amaçla sürekli yeni teknolojiler üretmektedir. İnsan tabiatı değiştirmeye yönelmediği için teknoloji üretmez. Türk insanı üretmeye değil, tabiatın sunduğu fırsatlardan yararlanmaya yöneliktir. Türk insanı tabiatın sunduğu nimetlerle yetinmiş, bulunduğu yerde ihtiyacını karşılayamazsa, başka yerlere göç etmiştir. Bu yüzden bizim insanımız var olanı gözlemekle yetinen bir gözlemci gibidir. Gördüğünü duyup, hissetmesi önemlidir. Görmediğini de düşünmez ve bu yüzden yaratıcı değildir. Pratik zekası üstün, ancak yenilik ve yaratıcılığı kültürel yozlaşma sebebiyle sınırlıdır. Ülkemizde insanların girişimci olmak ve üretmekten çok, ticarete yönelmesi bundandır. Bu durum, uzun dönemli ve sistematik düşünme ve planlı çalışma yerine, kısa dönemli fırsatları değerlendirme şeklindeki davranışların ön plana çıkmasına yol açmaktadır.
Bilime dayalı neden-sonuç düşüncesinin olmadığı yerde "Sistem" olmaz. Sistemin olmadığı yerde "Kurumlaşma" olmaz. Sonuçta kişilerin keyfi egemenliği geçerli olur. Toplumumuzda başarı motivasyonu; çalışmaya, başarıya ve üretime dayanmak yerine; fırsatçılık ve bağımlılığa dayalı ilişkilerde geçerliliğini sürdürmektedir. Bu yüzden toplumumuz başarı toplumu değil ilişki toplumu olmuş, kişi egemenliği her alana yansımıştır.
Enformasyon toplumunda, insanların yaratıcılığı ve yenilikçiliği ön planda olacaktır. Halihazırda Türk toplumunun yapısı, enformasyon toplumu için uygun olmaktan uzak ancak değiştirilebilir bir yapıya sahiptir. Kültürel alandaki durgunluk, düşüncede yenilenme ile kırılabilir. Böylece ülkemizde topluma bilimsel düşünce, üretme, çalışma, rekabet ve başarı motivasyonlarının kazandırılmasıyla teknoloji üretmenin yolları açılabilecektir.
Büyük tarihi miras, bin yıla yakın İslami yapı içindeki oluşum ve üç kıtaya yayılan hakimiyet normlarına rağmen, bağımsızlıklarını dün kazanan Pasifik kuşağı ülkelerinden bile geri kalışımız bizim için ağır bir bedel olmuştur. Artık gün geçirilmeden Türkiye'nin gelişmiş ülkelere göre kültürel ve teknolojik gelişmesini kapatabilmek için, enformasyon toplumuna uyum programı geliştirilmeli ve hızla uygulamaya geçirilmelidir.
1.3.3. Türkiye'nin Ekonomik Sistemi
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1923 de yapılan 1. İzmir İktisat Kongresinde alınan tavsiye kararına uyularak ülkemizde "Liberal Ekonomik Rejim" uygulanmaya başlanmıştır. Fakat, dış borç ödeme yükü, belirli bir süre için gümrük vergisi koymak yetkisinden yoksun olmamız, henüz o dönemlerde tasarruf ve özel teşebbüs gücünün hemen hemen hiç olmayışı ve 1929-1934 dünya buhranının olumsuz etkileriyle birleşince, bu rejimden tatmin edici bir sonuç alınamamıştır. Bu sebeple, 1933-1934 yıllarından itibaren "Devletçilik" rejimi uygulanmasına başlanmıştır. Ancak, uygulanacak devletçilik rejiminin katı değil, ılımlı olanı kabul edilmiştir. Çünkü, ekonominin ve özel teşebbüsün gelişmesiyle "Liberal Ekonomi" rejimine dönüleceği düşünülmüştü.
Çok partili sisteme geçilmesinden sonra 1950'li yıllardan itibaren liberal rejim uygulamaya konuldu. 1950-1960 döneminde uygulanan liberal rejimi tam anlamıyla liberal rejim yada piyasa ekonomisi sistemi olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü, liberal rejim unsurlarından sadece özel teşebbüsün teşviki uygulanmıştır. Özel sektörün faaliyet yapabileceği alanlarda kamu yatırımlarının sürdürülmesi, aşırı ölçüde sübvansiyonların ve idari fiyatların uygulanması ve dış ticarette mutlak korumacılığa gidilmesi piyasa ekonomisi prensiplerine ters düşmüştür.
1960'dan sonra, hazırlanan anayasada da yer aldığı gibi, ekonomik ve sosyal reformlar için planlamaya önem veren bir "Karma Ekonomi Sistemi" uygulamaya konulmuştur. 1980'de 24 ocak kararlarının alınmasıyla piyasa ekonomisi sistemine girilmesi yönünde çok ciddi ve köklü kararlar alınmıştır. Alınan bu kararlara, 1989'da Türk Lirasının "Konvertible" (dönüştürülebilir) olması ve Aralık 1994'de özelleştirme kanununun çıkması ile piyasa ekonomisi uygulanması yolunda çok önemli adımlar atılmıştır.
Serbest piyasa ekonomisi 1980'li yılların başında uygulamaya konulmasına rağmen piyasa sisteminin etkinliğini sağlayacak rekabetçi düşünce, mantık ve uygulama yeterli düzeye getirilememiştir. Yenilikçi, bağımsız ve rekabetçi kişiliğin olmayışı, enformasyon toplumu olmakta önemli bir engeldir. Bu nedenle yenilikçi ve rekabetçi piyasa ekonomisini olgunlaştırma yönünde uygun eğitim ve kültür politikaları yanında etkili bir rekabet politikasının hızla uygulamaya konulması gereklidir.
Bugün Türkiye'de şirketler, bir kişiye ya da büyük payı bir kişide kalmak üzere aile fertlerine dağıtılmış aile şirketleri yapısındadır. Kişisel egemenliklerin daha ağırlıklı olarak geçerli olduğu ülkemizde yatırımcı, yenilikçi, atılımcı girişimcilik henüz tam olarak gelişmemiştir. Ülkemizi enformasyon toplumuna taşımakta yenilikçi, bilişimci girişimcilerin özel bir yerinin olacağı unutulmamalıdır.
Sistematik yenilikçilik ve girişimcilik insanların ihtiyaç ve taleplerini karşılayacak yeni fırsatları araştırıp bulmaktır. Enformasyon toplumuna geçişte önemli bir faktör olan bilişimci girişimciliğin geliştirilmesinde bazı engeller vardır. Bunların başında üretime yönelik, yenilikçi girişimcilik yerine; hazır bulduğu kısa dönemli fırsatları değerlendirme anlayışının yaygınlığı ve toplumda girişimciliği teşvik edici yapıların bulunmayışı gelmektedir.
Türkiye'nin piyasa ekonomisi sistemine uymayan hatalı uygulamaları düzeltilerek eksik olan ilke ve politikalar kararlı bir program çerçevesinde tamamlanmalıdır. Yirmi birinci yüzyıla girerken ülkemizin ancak bu şekilde enformasyon toplumunun gereği olan rekabetçi piyasa ekonomisi sistemine tam olarak geçmesi mümkündür.
1.3.4. Türkiye'nin Politik Sistemi
Türk toplumunda kişi (veya aile) egemenliği her zaman geçerli olmuştur. Eskiden padişah, bey, aşiret reisi olarak görülen kişi hakimiyeti günümüzde parti başkanlıklarında kendini göstererek politik hayatımızda etkinliğini sürdürmektedir.
Türkiye'de politik sistem 70 yıldır devam eden gelişme ve değişim hareketi içindedir. Ülkemizde uygulanan politik düzen ekonominin verimliliğini artıracak etkilere henüz tam sahip olamamıştır. Sürdürülen kalkınma ve sanayileşme gayretlerine rağmen ülkemiz hala tarım toplumu olma özelliğini korumaktadır. Şekil 1-5'de de görülebileceği gibi planlı dönemde sürdürülen politikalar sonucunda tarım sektöründe çalışanların oranı düşmüştür ama yeterli değildir. Tarım sektöründe çalışanları doğrudan hizmet ya da enformasyon sektörüne aktarmak mümkün değildir. Bu yüzden tarım sektöründe çalışanları önce sanayi sektörüne oradakileri de hizmet ve enformasyon sektörüne aktarmak gerekir. Bunun için şehirleşme hareketi, kontrol altında hızlandırılmalıdır. Medenileşmenin yolunun şehirleşmeden geçtiği göz ardı edilmemelidir.
Enformasyon toplumuna girebilmek için, politik sistemde kişi egemenliğinden kurtulup, kurallara, ilkelere ve sistemlere uyan bir kurumlaşma politikasının takip edilmesi gereklidir. Türk toplum yapısı dayanışmacı bir kimliği yansıtması bakımından Batı'nın liberal ve ferdiyetçi toplum yapısından tamamen ayrılır. Enformasyon toplumunun; toplumun menfaatlerini gözeten, ortak amaçları gerçekleştirmeye yönelik dayanışmacı bir toplumu temsil edecek olması Türk toplumunun dayanışmacı kimliğine benzemektedir. Bu bakımdan, Türk toplumu enformasyon toplumu olma yarışında diğer toplumlara göre daha şanslıdır.
1.3.5. Türkiye'nin Enformasyon Toplumuna Geçiş Stratejisi
Tarihe bakıldığında, hangi çağda olursa olsun zamanının değişimlerine ayak uyduramayan topluluklar, milletler ve devletler yok olup gitmişlerdir. Bulunduğu çağa ayak uyduranlar vasat olarak hayatlarını sürdürürken, yeni değişimleri yakalayan ve yeniliklere önderlik eden milletler ve devletler her zaman zirvede olmuşlardır.
Osmanlı toplumu, geleneksel toplumda teknolojinin belirleyici olmadığı bir ortamda, iki temel yeniliği yakalayarak imparatorluk kurmuştur. Bunlar, yeni bir din olan İslam’ın yönetime yansıtılması ve milletlerin geleneklerine, dinlerine örf ve adetlerine müdahale edilmeden bir araya getirilerek bürokraside yer almalarının sağlandığı bir toplum yapısının uygulamaya geçirilmesidir. Batı ülkeleri Rönesans hareketleri, aydınlanma çağı ve sanayi toplumuna geçiş ile, yenilik ve değişimin liderliğini yakalamışlardır. Sanayi toplumunun son dönemi ile enformasyon toplumunun ilk döneminde yenilikçi gelişmeyi ABD, Japonya ve Almanya sürdürmektedir.
Türkiye'de 1930'larda ve 1950-1980 arasında yatırıma dönük bir gelişme politikası izlenmiştir. 1980-1990 arası altyapı yatırımlarına önem verilirken refaha ve yeniliğe yönelik gelişme arasında kararsızlık dönemi yaşanmıştır. Halen bu kararsızlık yaşanmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, Türkiye ve Türk Milleti ya değişimlere uyacak ve yeni değişimlere önderlik edecek, ya da geleceğini olumsuz yönde tehlikeye atacaktır.
Gücünü geliştiren her devletin, geleceği görüş yeteneğini de geliştirmesi ve geleceğin dünyasına diğer devletlerden daha önce erişmeye çalışması kesin bir zorunluluk olmaktadır. Onun için, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmada, teknolojik alanda günün değil görülebilen geleceğin seviyesine erişmenin bir hedef olarak ele alınması gerçeklere daha uygun olacaktır.
Yakın bir gelecekte tümüyle değişecek dünyaya başka türlü ayak uydurmak imkansızdır. Bu değişim başlamıştır ve hızla gelişmektedir. Gecikme kabul etmeyen bu değişimde geri kalmak, bundan böyle azgelişmişliğin en belirgin göstergesi olacaktır.
Toplumun iç yapısında yaratılacak yeniliklerle, iç dinamiği harekete geçirici bir yenilenme stratejisi gereklidir. Yenilikçilikte devamlılığın sağlanması için mevcut enformasyonların kullanılarak yeni enformasyonlar üretilmesi, sistematik bir çaba ve planlamayı gerektirmektedir. Ama bu planlama ve sistematik çaba merkezileşmeyi değil tam tersine ademi merkezileşmeyi ve çeşitlendirilmeyi gerektirmektedir. Artık açıkça bilinmektedir ki merkeziyetçilik, parasal sermayenin verimini kösteklemektedir. Merkezi planlamanın parasal sermayeyi verimsiz kıldığı gibi enformasyon sermayesini de verimsiz kılması son derece mümkündür. Japonya'nın 1990 lı yılların başında piyasaya sunmayı planladığı 5. kuşak bilgisayar projesindeki başarısızlık buna örnektir. Japonya'da ve ABD'de yüksek-teknoloji sanayilerindeki zaferlerin çoğu hükümet planlarının dışındaki gelişmelerdir. Yenilik ve değişimlerin sağlanmasında hükümetlere düşen görev, yenilikçi gelişmelere zemin hazırlayacak altyapıların hazırlanması olmalıdır.
İletişim ve bilişim teknolojilerindeki gelişmeler, bir yandan toplumlar arasında gelişmişlik farklarına yol açarken, bir yandan da aynı toplumlar arasındaki altyapı farklarını önemsizleştirmektedir. Hatta bu açıdan bakıldığında bugünün güçlü altyapıya sahip toplumlarından bazılarının yeni çağa aynı avantajla atlayamayacağı; yerlerini bu geçiş dönemini iyi değerlendiren başkalarının alabileceği de söylenebilir. Çünkü gelişmiş ülkelerde kurulu bulunan pahalı altyapıların önemli bir bölümü, ekonomik ömrünü henüz doldurmuş değildir. Oysa gelişmekte olan ülkeler, henüz kuramadıkları altyapılarını, gelişmiş ülkelerdeki eşdeğerlerinden daha ucuza ve daha yüksek verimlilikte kurma şansına sahiptirler.
Türkiye önüne çıkan fırsatı değerlendirip enformasyon toplumuna geçiş için gerekli hazırlıkları yapabilirse gelişmiş ülkelerin seviyesini yakalayabilecek durumdadır. Bu hamle yapılmaz ise, enformasyon toplumuna ulaşmış ülkelerin gerisinde ikinci sınıf bir toplum olarak kalırız.
Ülkemizin Dünya’daki gelişmelerden uzak kalması düşünülemez. Devletin, toplumun, kuruluşların ve kişilerin faydasız tartışmaları bırakıp dünyadaki gelişmeleri yakından takip ederek kendilerini yenilemeleri gerekir. Geleceğin dünya düzeninde etkin ve saygıdeğer bir yere sahip olmak için ülkemizin enformasyon toplumunun asgari şartlarını yerine getirecek şekilde kalkındırılması kaçınılmazdır. Bu amaçla, Türkiye'nin, toplumunun refahını sağlamış, bölgesinde güçlü, dünyada söz sahibi bir ülke olabilmesi aşağıda verilecek hedeflerin gelecek yirmi yıl içinde gerçekleştirilmesiyle sağlanabilecektir.
• Ülkemizi enformasyon toplumuna taşıyacak yenilikçi özelliğe sahip bir kalkınma stratejisi henüz geliştirilmemiştir. Eğer ülkemizin enformasyon toplumu olması isteniyorsa, kalıplaşmış yapılar bırakılarak değişimi ve enformasyon toplumuna uyumu sağlayacak bir "Yenilenme Stratejisi" oluşturulmalı ve bu stratejinin uygulanması için gerekli programlar gün geçirmeden uygulamaya konulmalıdır.
• Globalleşen dünyada piyasalar dünya çapında düşünüleceğinden Türkiye ekonomik yapısını güçlendirip üretimde verimliliği artırarak, sübvansiyonsuz, dış rekabet piyasalarına girebilecek bir yapıya sahip olabilmelidir. Ayrıca gelecekteki dünya düzeni bölgesel gelişmeler ve birleşmelerle karakterize edileceğinden, ülkemiz mevcut ekonomik ve siyasal güç odakları ile işbirliğine gitmeli ya da bölgesinde yeni ekonomik ve siyasi güç birliği oluşturacak birleşmelere önderlik etmeli en azından içinde olmalıdır.
• Devlet hantal ve eski teknolojiye dayalı işletme ve kurumlarını rehabilite etmek için boşuna zaman ve kaynak ayırmamalı, onun yerine enformasyon toplumuna zemin hazırlayan gerekli altyapı yatırımlarına öncelik vermelidir.
• Günümüzde istihdam tarım, sanayi ve hizmetler olarak sınıflandırılırken; enformasyon toplumunda bu sınıflamaya enformasyon sektörü de eklenecektir. enformasyon toplumunda iş gücü istihdamının ağırlığını enformasyon ve hizmet sektöründe çalışanlar oluşturacağından belirlenecek politikalarda iş gücünün dağılımı tarımda yüzde 5, sanayide yüzde 25, hizmetlerde yüzde 30 ve enformasyon sektöründe yüzde 40 olması hedeflenmelidir.
• Bilişim teknolojisinin imkanlarından yararlanarak, yenilikçi ve girişimci insan tipi yetiştirme yönünde; okul eğitim ve öğretimi kadar, toplumun bir bütün olarak yeniliklere uyum sağlamasına yardımcı olacak sosyo-kültürel politikalara ağırlık verilmelidir.
• Üretimin temelini oluşturacak olan enformasyonun kaynağı insan olacağından bilgili insan toplumun temelini teşkil edecektir. Bu amaçla ilk, orta ve lise eğitimi tamamen halledilmiş olmalı ve üniversite eğitiminde okullaşma oranı yüzde 60'ın üzerine çıkarılmalıdır. Araştırma geliştirme harcamalarına GSMH 'dan yüzde 2-3, bilişim harcamalarına yüzde 4-5 oranında bir pay ayrılmalıdır.
• Üretimde enformasyon esaslı ve yüksek teknoloji gerektiren endüstriler en büyük üretim endüstrisi haline geleceğinden; en çok petrol rezervi olan, en çok tahıl, demir-çelik, otomobil üreten değil, en güçlü bilgisayar parçalarını en ucuza üreten ülkeler etkin olacaktır. Bu amaçla, savunma için gerekli stratejik öneme haiz sanayi ürünleri dışında yatırımlar enformasyon ve yüksek teknolojiye dayalı sanayi dallarına kaydırılmalıdır.
• Maddi ürünlerin üretimi yerine enformasyon üretimi önem kazanacağından ülke içindeki ve diğer ülkelerle aramızda oluşacak enformasyon alışverişini sağlayacak altyapının kurulması gerekir. Bu amaçla ülke genelinde fiber-optik iletişim hatlarının ve uydu haberleşme sisteminin kurulması gereklidir.
• Yapılacak işlerin çoğu makineler tarafından yapılacağından insanların daha çok boş vakitleri olacaktır. İnsanlar boş vakitlerini kültürel faaliyetlere ve zamanı değerlendirmeye harcayacaklardır. Bunun için kültürümüzü yabancı etkilerden koruyacak ve geliştirecek kurumların, sağlık, turizm ve eğlence merkezlerinin kurulması yönlendirilip teşvik edilmelidir.
• Gelecekte, insanlar maddi kazanç elde etmek yerine amaçlarını gerçekleştirmek için sürekli enformasyon üretirken, ekonomik sistemin temel özelliği yenilikler olacaktır. Bu amaçla ekonomik sistem rekabete ve yeniliğe açık olan "Yenilikçi Piyasa Ekonomisi" olmalıdır.
• Enformasyon üretimi çoğunlukla araştırma merkezlerinde yapılacağından nüfusun bu merkezlerde toplanması doğaldır. Bu amaçla araştırma kentlerinin optimal büyüklükte yerleşim yerleri olması için gerekli altyapılar hazırlanmalıdır.
Hızlı bir değişim ve dönüşüm aşamasındaki dünyada ülke olarak varlığımızı devam ettirebilmek için ülkemizin enformasyon toplumuna geçişini sağlayacak "Yenilikçi Strateji"leri uygulamaya koymaktan başka çıkar yol yoktur.
ALbaTRoS
25-01-2007, 21:06
II. FELSEFE, EKONOMİ ve YÖNETİM TEORİLERİNDE BİLGİ
2.1. BATI FELSEFESİNDE BİLGİ KURAMI
Batı felsefesindeki bilgi kavramı ekonomiden yönetime, organizasyon teorilerinden teknolojik gelişime kadar pek çok alanı etkileye gelmiştir. Bu felsefede bilgiye bakış açısından iki yaklaşım göze çarpar: rasyonalizm ve ampirizm. Bu iki yaklaşım bilgiyi elde etme açısından birbirlerinden farklılıklar gösterirler.
Batı Bilgi Kuramı
Rasyonalizm Ampirizm
Bilginin Kaynağı Zihinsel Süreçler Duyusal Algılama
Bilgiyi Elde Etme Yöntemi Kavram, Kanun ve Teoriler Deneyimler
Batı felsefesinin gelişimi içinde bazı ünlü düşünürlerin rolü şu şekildedir.
Platon
Bilgi kavr..... rasyonalist açıdan bakarak “İdealar Kuramı”nı ortaya koymuştur. Ona göre “idea” saf akıl gözü ile görülebilecek ve insan ruhunun bilmeyi arzulayacağı asli formdur. İnsanın ezeli, değişmez ve mükemmel “idealar dünyasına” ulaşması ancak duyularını bir kenara bırakıp saf aklını kullanması ile mümkündür.
Daha sonra İslam düşünürleri de benzer yaklaşımlar göstermişlerdir. Bilgiye rasyonel aklın kullanılması ile ulaşılabilir.
Aristo
Aristo, Platon’un öğrencisi olmasına rağmen saf ve mükemmel idealar dünyasına karşı çıkmıştır. Aristo’ya göre gerçekler; formlar şeklinde kavramsallaştırılabilecek sonsuz ve duyu ötesi objelerden oluşamaz. Mevcudiyet, duyusal algılama olmaksızın imkansızdır. Bilginin oluşumunda gözlem ve duyusal algılamanın doğrulaması önemlidir.
Descartes
Rasyonalist akımdan yanadır. Bu düşünce için dört genel kural öne sürmüştür:
i) Doğruluğu açıkça kanıtlanmamış hiçbir şey doğru değildir. Hükümde acelecilik ve önyargıdan kaçınmak gerekir.
ii) Problemler mümkün olduğunca parçalara ayrılarak çözülmelidir.
iii) Basitlik içeren nesneleri ve olayları anlayarak karmaşık olanların bilgisine ulaşmaya çalışmak ve bu esnada olaylar arasında kurmaca bir ilişkinin olduğunu varsaymak gerekir.
iv) Kapsamlı gözden geçirmelerde herhangi bir bilginin unutulmadığından emin olunmalıdır.
Descartes’a göre düşünce vücut ya da maddeden bağımsızdır. Fiziksel dünya hakkında doğru bilgi ancak akıl yoluyla elde edilir.
Locke
İngiliz deneyciliğinin kurucusudur. Locke’ye göre insan aklı beyaz ve boş bir sayfadır. Rasyonalistlerin öne sürdüğü gibi aklın doğuştan bazı kavram ve bilgilerle dolu olduğu düşüncesi yanlıştır.
Kant
Alman düşünür Emmanuel Kant rasyonalist ve deneyci düşünceyi sentezlemeye çalışmıştır. Bilginin esas kaynağının deneyimler olduğunu kabul etmekle birlikte deneyci felsefenin iddia ettiği gibi tüm bilgilerin deneyden elde edildiğini de kabul etmemiştir. Bilgi, Descartes’a göre rasyonalizmin lojik düşüncesi ve deneyciliğin duyusal algılamasının birlikteliği ile elde edilebilir.
Marx
Marx’a göre algılama “bilen” ve “bilinen” arsındaki bir etkileşimdir. Bilgiye ulaşma çabası içerisinde bilen ve bilinen sürekli olarak bir adaptasyon sürecindedirler. Düşünür bilginin ancak ve ancak aksiyon sonucu elde edilebileceğini ve yine bilginin doğruluğunun pratiğe dönüştürme ile sınanabileceğini savunmuştur.
20. Yüzyıl Düşünürleri
Bu yüzyılda pek çok düşünür bilgi ve eylem arasındaki ilişki üzerinde durmuştur. Önemli bir Amerikan felsefi geleneği olan pragmatizm’de bilgi ve aksiyonun arasındaki ilişki şu cümle ile özetlenmiştir: “Bilgi ya da düşünceler yaşadığımız dünyayı az ya da çok etkileyecek şekilde aksiyona dökülmedikleri müddetçe hiçbir değer taşımazlar.”
2.2. EKONOMİ TEORİLERİNDE BİLGİ
Bilginin ekonomik olaylar açısından önemini ilk ortaya koyan ekonomist Marshall’dır. Marshall’ın bilgiye bakışını onun şu sözlerinde bulmak mümkündür: “Sermaye büyük oranda bilgi ve organizasyondan oluşur. Bilgi mal ve hizmet üretiminin en güçlü motorudur. Organizasyonlar bilgiyi destekler tarzda oluşturulmalıdır.”
Marshall bu büyük vizyonu başlatmakla beraber, ironik bir şekilde, yönetim teorileri açısından bilginin önemini azaltacak uygulamaların nedeni de olmuştur. Çünkü onun da aralarında olduğu neo-klasik ekonomistler “pazar mekanizması” içinde her firmanın aynı bilgiye sahip olduğunu, tek farkın bilginin etkin kullanılmasından kaynaklandığını belirtmişlerdir. Bu yaklaşım organizasyonları bilgi üreten yerler olarak görmeyi engellemiştir.
Daha sonra Hayek ve Schumpter her firmanın aynı bilgiye sahip olduğu anlayışına karşı çıkmışlardır. Bu iktisatçılar neo-klasiklerin aksine ekonomik değişimlerin dinamiğini organizasyonlar arası bilgi farklılıkları ile açıklamışlardır. Bu iktisatçılara göre farklılığı yaratan şey dağılmış olan bilginin organize edilmesi ve kullanılmasıdır.
Penrose’a göre ise bilgi, verilmek istenen hizmete bağlı olarak firmaya özgü bir nitelik taşır ve bu nedenle firmalar bilgi deposundan başka bir şey değildirler.
Aynı şekilde Nelson ve Winter de firmaları bilgi ambarı şeklinde görmüşlerdir. “Aynı hizmetleri veren farklı firmaların hizmet kalitelerinin farklı olmasının nedeni ise farklı bilgilere sahip olmasından başka bir şey değildir.” Bu ekonomistlere göre teknolojinin temeli bilgidir. Organizasyonel süreçlerin bilgi yaratma ve yönetiminde büyük rolleri vardır.
2.3. YÖNETİM TEORİLERİNDE BİLGİ
Bilimsel yönetim akımının kurucusu Fredrick Winslow Taylor ilk çalışmalarında verimliliği artırmak için işlerin organize etmeye çalışmıştır. Zaman ve Hareket analizi ile ünlenen Taylor bilimsel yönetimi “...işçilerin deneyimleri ve zımni bilgilerinin objektif ve bilimsel bilgi haline dönüştürülmesi için yapılmış bir girişim” olarak tanımlamıştır. Ancak Taylor bir noktada yanılmıştır: ona göre bilginin oluşumunda işçilerden yararlanmak gerekmekle beraber yeni yöntemlerin geliştirilmesi yöneticilerin işidir. Halbuki günümüzde yeni yöntemler geliştirme işinde de işçiler –belki de daha çok- rol almaktadırlar.
Elton Mayo sosyal faktörlerin üretkenliği artırdığını ortaya koymuştur. İşçilerin atomize edilmesi anlayışına karşı çıkmıştır.
Temel yönetim fonksiyonlarının bilgisini ortaya koyan Fayol bunları: planlama, organizasyon, yürütme, koordinasyon ve kontrol olarak tanımlamıştır. Fayol’a göre bilgi akışı aşağıdan yukarıya doğru olmalıdır. Yukarıdan aşağıya doğru ise emir ve komuta akmalıdır. Artık bu anlayış bilginin (buradaki anlamıyla enformasyonun) her yönde akış halinde olması anlayışıyla yer değiştirmiştir.
Bürokratik modeli ortaya koyan Weber ise Fayol’un yönetimsel düşüncesinin yapısal boyutunu betimlemiştir.
Barnard ise yönetimde organizasyonun önemini bilgi ile birlikte ilk ortaya koyan kişi olmuştur. Barnard dolaylı (zımni) bilgiye değinirken zımni bilginin nasıl şirketin bilgisi haline gelebileceğinin yollarını göstermiştir. Bilginin nasıl yönetileceği sorunu üzerinde durmuştur.
Simon, organizasyonları enformasyon işleyen makineler olarak tanımlamıştır. Bu teoriste göre zımni bilgi önemsizdir. Simon’un felsefesine uygun olarak oluşan stratejik yönetim yaklaşımı deneyimler gibi insan faktörünü dışlayarak yukarıdan aşağıya bir yönetim tarzını getirmiştir. Bu öngörü ile mevcut bilginin kullanımı ve yönetimi üst yönetimin sorumluluğudur. Bu yaklaşım bir rekabetçi avantaj olarak bilgiyi(enformasyonu) dışlamaktadır.
Stratejik yönetimin bu yaklaşımı organizasyonel kültür üzerine yapılan çalışmaların hızlanmasına yol açmıştır. Bilimsel yöntemlere katı olarak bağlı kalan firmaların aksine yönetim alanında katılım ve insan unsurunu ön plana alan araştırmaların sonucu başarılı şirketlerin kendilerine has organizasyonel kültürler geliştirildikleri görülmüştür.
Günümüzde veri, enformasyon ve bilgi kavramları birbirinden ayrılmıştır. İşletmeler gerek ürünlerinde gerekse sermayelerinin içindeki enformasyon katkısının önemini kavramışlardır. Veri iletmekten, enformasyon oluşturmak aşamasına geçmek için yapılanan şirketler bu anlamada teknoloji ve insan unsurunu en ön plana almışlardır.
Yönetim Bilişim Sistemleri ile ilgili tarihsel gelişime, ilerleyen bölümlerde kendi iç mantığı içerisinde değinilecektir.
III. VERİ-ENFORMASYON-BİLGİ
3.1. VERİ ve ENFORMASYON NEDİR?
Enformasyon, bir durumu, bir şartı, bir olayı, bir fikri ya da diğer faktörleri ifade eden sembol, harf ya da sayılardır. Yönetim açısından enformasyon, yöneticinin karar almasına yardımcı olan öğeler olarak tanımlanabilir. Bunun yanı sıra, alınan karar sonucu, yöneticinin isteklerini daha alt basamaklardaki çalışanlara ileten emirlerde enformasyon tanımı içine alınabilir. Enformasyon işletmede günlük faaliyetlerin düzenli bir şekilde yürümesini sağlar. Günlük faaliyetlerin düzenli bir şekilde yürüyüp yürümediğini çalışanlara, yöneticilere, işletme dışında işletme ile ilgili kişi ve gruplara iletir. İşletme içindeki ve dışındaki kişi ya da gruplara günlük faaliyetlerin niçin istenen şekilde yürümediği konusunda yol gösterir.
İşletme açısından enformasyon, işletmedeki ve çevresindeki faaliyetleri gösteren, saklanabilen, üzerinde işlem yapılabilen ve organizasyon içerisinde rapor halinde bildirilen sembollerdir. Bir başka tanım da şu şekilde yapılmıştır: Enformasyon, verilerin veri işleme süreci yardımıyla faydalı ve anlamlı bir şekle sokulmuş sonuçlarıdır. Burada veri, "rapor halinde sunulan sembollerin" üzerinde herhangi bir işlem yapılmamış halidir. Buna ham veri de denir. Buradan hareketle, verilerin bir kısmının bilgi işlem sürecinden seçilerek işleneceği ve böylece enformasyonun oluşturulacağı sonucuna varılır.
Veri ve enformasyon arasında böylesi bir “işlenmiş-işlenmemiş” farkı ortaya koymak aslında çok da mümkün değildir. Çünkü her hangi bir karar verici için veri, işlenmeden karar vermede yardımcı unsur olarak kullanılamıyorken; bir başka karar verici için bu veri enformasyon durumunda bulunabilir.
Veriler işletmenin faaliyetlerinden doğar. Veriler için iç kaynaklar, işletmenin bölümleri, örgüt şemasının değişik kademelerinde yer alan yöneticiler ve çalışanlardır. Bir yönetici karar verme aşamasında karar vermesini kolaylaştırmak için veya şimdi verdiği kararları gelecekte desteklemek için sürekli ve sistemli bir şekilde elde edilebilen verileri toplama yolunu seçer. Sürekli ve sistemli şekilde elde edilen veriler önceden olmuş ve sonuçlanmış olaylara ilişkinidir. Yöneticilere geçmiş uygulamaların etkinliği ve doğruluğu konusunda fikir verirler.
Ayrıca süreksiz ve belli bir düzeni olmayan veriler de aynı amaç doğrultusunda kullanılabilir. Bu tür veriler, bunları enformasyon haline getirip kullanacak kişilere ulaştığında anlamlı olur ve değer kazanır.
Veriler dış kaynaklardan da sağlanabilir. Bu tür veriler, örgüt dışında yer alan durum, şart, olay ve fikirleri ya da diğer faktörleri yansıtırlar.
Karar verici, herhangi bir kararla ilgili belirsizlik ortamında ise, belirsizliği azaltmak için enformasyon işlem sisteminden bilgi talebinde bulunur. Enformasyon işlem sistemi bu taleple verileri veya hazır enformasyonu sistem içinde arar ve bulursa kullanıcıya enformasyon olarak iletir. Eğer talep edilen enformasyon ya da onları oluşturmak için gerekli veriler sistemde yoksa bu kez enformasyon işlem sistemi işletme ve çevresinden gerekli veri talebinde bulunur. Böylece gerekli veriler işletme ve çevresi tarafından enformasyon işlem sistemine aktarılır.
Bu açıklamalardan sonra bir kez daha enformasyonu tanımlarsak; şimdiki ve gelecekteki kararlarda gerçek bir değere sahip ve karar verici için anlamlı olan bir şekilde işlenmiş veriler enformasyondur denebilir.
3.2. BİLGİ NEDİR?
Fizikte İş ile Enerji arasındaki ilişkiye benzer bir ilişki vardır enformasyon ile kardeş kavramı bilgi arasında... Kimi yerde birbirinin yerine kullanılabilen iki kavram olmalarına rağmen hiç şüphesiz ki aralarında bir fark vardır. Bu farkın ayırdına varmış ender tanımlamalar aşağıdaki gibidir.
• Bilgi; enformasyon, bireysel algı düzeneği ve deneyimlerin bir karışımıdır.
• Bilgi kısmen deneyime bağlı, ilişkisel ve aksiyona imkan tanıyan enformasyondur.
• Bilgi belirli bir konuda etkin aksiyona olanak tanıyan kapasitedir.
• Bilgi; deneyim, değerler, içeriğe sahip enformasyon ve uzman görüşlerinden oluşan ve organizasyonları yeni deneyimleri ve enformasyonu değerlendirmelerini sağlayan karışımdır. Organizasyonel bilgi dokumanlar ve veri tabanlarının yanı sıra organizasyonel süreçler, pratikler, normlar ve çalışanlarda bulunur.
Bu tanımlamalardan da anlaşılabileceği gibi enformasyonun bir öteki aşaması bilgidir. Bilgi, deneyim adı verilen ve daha önceden oluşturulmuş “Bireysel Bilgi Stoku” ile yakından ilişkilidir. Mevcut bilgi yeni bilginin oluşmasına temel teşkil eder ve bilgi eyleme(aksiyona) yöneliktir. Bilgi bu anlamda enformasyondan ve veriden daha değerlidir.
Verilerin kendilerine has bir anlamları yoktur. Veriler enformasyonun temel maddesidir. Sınıflandırılır, özetlenir analiz edilir ve yorumlanarak enformasyon haline gelirler. Enformasyonlar ise geçmiş bilgilerden (tecrübe) hareketle eyleme yönelik olarak kullanılırlarsa bilgi halini alırlar. Bilginin aksiyona yönelik olmasının ölçütü ise aksiyonun gerçekleştirilmiş olmasıdır. Tariflerin anlaşılması için şu örnek öğreticidir.
“Şekerli diabetik olmasından şüphe edilen hasta kan şekerini ölçtürdükten sonra üzerinde kan şekeri 160 yazan bir ölçüm raporunu alır. Doktora götürür. Doktor hastaya kan şekeri için normal değerlerin 90-120 olduğunu söyler. Hasta gerçekten de şekerli diabetiktir. İnsülin reçetesi yazılır. Hasta her gün düzenli olarak insülin iğnelerini kullanacaktır. Doktor iğnelerin akşam yemeğinden sonra kullanılmalarını tavsiye eder. Hasta akşam yemeklerini 19.00 civarında yemektedir. Eczacı arkadaşına her akşam 21.00’de insülin iğnesi olmak üzere kendisini eczanesinde ziyarete geleceğini söyler. Hasta her akşam izlediği anahaber bülteninin saat 21.00’da başladığını bilmektedir. Bu sebeple her akşam, anahaber bülteninin jenerik müziği ile birlikte insülin iğnesi olmak üzere yolakoyulur.”
Burada 160, 90-120, 21.00 rakamları ve anahaber bülteninin jenerik müziği başlangıçta veridir. Bu veriler sınıflandırılıp kıyaslandıktan sonra konulan teşhis ve tedavi saatini çağıran anahaber bültenlerinin başlangıç saati (21.00) enformasyonu ifade etmektedir. Bilgi ise hasta her akşam anahaber bültenlerinin başlaması enformasyonunu alarak verilen tedaviyi uygulamak için eczacı arkadaşına gitmesi ile ortaya çıkacaktır.
3.3. ENFORMASYONUN DEĞERİ
Enformasyonun değeri kullanım yeri ile, yani kararla ilgilidir. Karar verilecek bir durum yoksa veya kararda seçenekler yoksa enformasyon gereksizdir. Böyle bir durumda enformasyon değerinden de söz edilemez. Genel olarak enformasyon değeri üç ayrı yaklaşımla bulunur.
a. Enformasyonu elde tutmanın maliyeti
b. Enformasyonu elde etmenin maliyeti
c. Tam enformasyon halinde beklenen değerle, tam enformasyon olmadan elde edilen beklenen değerin farkı.
Üç yaklaşım aynı anda kullanılabileceği gibi ayrı ayrı da kullanılabilir.
Enformasyonun şekli kullanıcının istediği şekle ne kadar yakın olursa, değeri o kadar yüksek olur. Şekil açısından enformasyonun değerini yükselten ilk özellik anlaşılabilirliktir. Enformasyona ihtiyaç duyulduğu zaman kullanıcıya ulaşmalıdır. İhtiyaç duyulmadan önce veya karar verildikten sonra kullanıcıya ulaşan enformasyon ya değerini tamamen kaybeder ya da değeri azalır.
3.3.1. Enformasyonun Kullanılması
Organizasyonlar enformasyonu kaynak, avantaj veya mal olarak kullanabilirler.
Kaynak olarak enformasyon: Çıktıların üretilebilmesi için, genellikle organizasyonlar parayı, insanları, hammaddeleri, makineleri ve de zamanı kaynak, girdi olarak kullanan kurumlar olarak düşünülür. Kaynaklar belli bir dereceye kadar bir diğerinin yerine geçebilir. Benzer şekilde, enformasyon kapital veya işçinin yerini alabilir.
Örneğin 1960’larda ABD’de birim toprak parçasında üretilen buğdayın rekoltesi bugünkü birim alandaki rekoltenin 5’te 1’idir. Değişen şey, sulama tekniği, yeni zenginleştirilmiş gübreler, makineleşmiş tarım, tarıma eklenen mikrobiyoloji ve genetik teknoloji ve ekim ve hasat dönemlerinin değiştirilmiş olmasıdır. Meydana gelen %400’lük artışın sebebi bir başka ifadeyle enformasyon ve bilgidir. Yine bir başka ifadeyle Amerikalı tüketicilerin yedikleri buğdayın %80’i enformasyon ve bilgidir.
Organizasyon üyeleri, enformasyonu maliyetleri düşürmek ve ürünün ve/veya hizmetin kalitesini arttırmak için kullanabilirler.
Aktif (avantaj) olarak enformasyon: Aktif, bir şirket çıktısını üretmek için kullanılan ve kaynak gibi tükenmeyen bir insan veya organizasyon özelliğidir. Bazı kaynaklar, süresi uzatılmış bir periyotta kullanılabilmeleriyle aktife dönüşebilirler. Enformasyon kaynağı da buna benzerdir, fakat özdeş değildir. Enformasyon, kullanıldığında gerçekte tüketilir. Bununla beraber akıllı bir kullanımla tükenmeyen bir kaynak olarak da enformasyon aktife dönüştürülebilir.
Örneğin oldukça kaliteli görüntü ve ses verebilen, küçük kasetler kullanabilen ve maliyeti az olan beta sistem video teknolojisini geliştirmiş bulunan Sony, bu teknolojisini avantaj olarak kullanmaya çalışmış fakat teknolojiyi (know-how ve patent) paylaşmamıştır. Eş zamanlı olarak VHS teknolojisini geliştiren Matshushita Electric Company ise daha pahalı, kalitesiz ve yer kaplayan sisteminin enformasyonunu paylaşarak pazarı ele geçirmiş, bu teknoloji ile üretim yapan diğer beyaz eşya üreticileri Sony’nin Beta sistem videolarını pazardan silmiştir.
Enformasyonun aktif modeli, yöneticilerin kullanabilecekleri bir yatırım şeklindedir. Rakiplerine karşı organizasyonu avantajlı hale getirmek için aktifleri gözlemler.
Ürün Olarak Enformasyon: Otomobiller, bulaşık makineleri veya diğer ürünler gibi enformasyon da satılabilir bir üründür. Bazı firmalar enformasyonu satmak için kullanırlar.
Örneğin, kredi büroları, potansiyel alacaklılara enformasyon satmak amacıyla geçmiş kredileriniz hakkında bilgi toplar. Benzer şekilde emlak bürolarının yaptıkları esas itibariyle enformasyon satmaktan başka bir şey değildir. Benzer şekilde ülkemizde oldukça yaygın olan seyahat şirketlerinin tek yaptığı enformasyon satmaktır. Çünkü bu seyahat şirketlerinde kullanılan otobüsler şirkete değil; o şirketlerle çalışan bireylere aittir. Seyahat şirketlerinin yaptığı şey otobüs sahiplerine hangi gün, hangi rotayla, hangi şehirden hangi şehre gideceklerini bildirmekten başka bir şey değildir. Hizmet ağırlıklı ekonomilerde, artan sayıda organizasyonlar enformasyonu satılabilir bir ürün olarak görmektedirler.
3.3.2. Enformasyonun Maliyeti
Enformasyon değerli de olsa, kullanılabilmesi için bir maliyeti vardır. Enformasyonun elde edilmesi, işlenmesi, saklanması, düzeltilmesi, iletilmesi gibi her türlü işlemin maliyeti vardır:
Enformasyonun elde edilmesi
Kullanılabilmesi için enformasyonun elde edilmesi ilk adımdır. Enformasyon resmi veya gayri resmi kaynaklardan elde edilebilir. Formal kaynaklar, (iş formları, enformasyon veri tabanları, personel kayıtları) izafi olarak organize edilmiş ve tahmin edilmiş biçimde enformasyon sağlarlar. İnformal kaynaklar ise (çalışanlarla dialog, aktivite gözlemlenmesi) enformasyonu daha az yapısal bir yolla sağlarlar. Genellikle enformasyonun informal kaynaklardan elde edilmesi daha az maliyetlidir ama elde edilen enformasyonun organize edilmesi ve efektif bir şekilde kullanılabilmesi daha zor olabilir.
Verinin(data) elde edilmesi elle(manuel) veya elektronik olarak meydana gelebilir. Uzmanlar verilerin elde edilmesi için elektronik formların kullanılmasının, tasarım, satın alma, kullanma, taşıma, gözden geçirilme gibi işlemlerde, benzer kağıt formlara göre 70 daha aza mal olduğunu bildirmektedirler.
Verilerin işlenmesi:
Verilerin işlenmesi onun yararlı, kullanılabilir bir forma taşınmasıdır. İşleme tipik olarak iki defa meydana gelir. İlk olarak verinin elde edilmesi ve saklanması arasında ve ikinci olarak düzeltilmek için gözden geçirilmesi ve iletilmesi arasında olur. Verinin elde edilmesi ve stoklanması arasındaki işlenme genellikle büyük miktarda insan gücü, kişisel iş gerektirir. Elektronik işleme, örneğin elektronik scanner(tarayıcılar), verilerin elektronik formlara dönüştürülmesini gerektirir.
Enformasyonun stoklanması ve iletilmesi arasındaki işlenme elle veya bilgisayarlı sistemlerle gerçekleştirilebilir. Elle sistemde, çalışan gözden geçirme, biçimlendirme (formatlama) ve sergileme işlemlerini gerçekleştirir. Özetler veya özel analizler gerektiğinde finans ve muhasebe konusunda bilgili bir analist verileri işleyebilir. Elle veri işlenmesi yüksek işçiliği ve zaman maliyetini ama düşük ekipman maliyetini içerir. Çok miktardaki verilerin elle olarak işlenmesi, bilgisayarla işlenmeye göre çok pahalıya gelir.
Yeniden gözden geçirme ve iletme arasındaki işlemenin bilgisayar sistemleriyle yapılması, daha fazla analiz ve daha kısa zamanda sergileme olanaklarına izin verir. Bilgisayarla işlemenin maliyeti kiralama veya bilgisayar ekipmanının aşınmasını, değerden düşmesini, aletin hazırlanması için gerekli işgücünün maliyetini, yeniden değerleme, biçimlendirme ve sergileme için yapılacak olan program maliyetini içerir. Bilgisayarla işlemenin, elle işlemeye göre daha düşük işçi ve zaman maliyetini ama yüksek ekipman maliyetini içereceği aşikardır.
Enformasyonun stoklanması
Enformasyonun stoklanmasının ilk maliyeti, stoklama alanı ve araçlarının maliyetidir. Bilgisayar dışı stoklama kağıtlarını, mikroformları veya her ikisini de içerir. Bu çeşit bir stoklamada elektronik duruma göre daha çok fiziksel stoklama alanına ihtiyaç vardır. Elektronik olarak yapmaya göre bu alanın satın alınması veya kiralanması daha pahalıya mal olacaktır. Bilgisayarla stoklama, birçok çeşit yöntemi kullanır. Bu sabit bellekleri (hard-diskleri), disketleri veya CD-ROM’ları içerir. Bu seçim, enformasyonun (veya verinin) miktarına ve yeniden düzenlemenin arzu edilen hızına bağlı olarak yapılır.
Birçok firma, elektronik olarak veri ya da enformasyonlarının; yangın, sel gibi herhangi bir felakette yok olmasını önlemek amacıyla kopyalayarak güvenli başka bir sitede saklarlar.
Örneğin Visa ve Master Card’ın dünyanın farklı üçer bölgesinde veri depolama istasyonları vardır. Bir nükleer tahribat sonrasında tüm kuzey yarımkürede yaşam yok olabilir. Ancak güney yarımküredekiler bu durum dolayısıyla kredili alışveriş yapmaktan vazgeçmek zorunda kalmayacaklardır.
Ek olarak, birçok firma ikinci kağıtları veya verilerin mikroform kopyalarını saklarlar.
Örneğin Türkiye’dekiler de dahil olmak üzere pek çok internet hizmeti veren şirket hangi şifre ve kullanıcı adına sahip abonelerinin hangi saatte internette hangi sitelere bağlı olduklarının kayıtlarını elektronik olarak tutmaktadırlar. Meydana gelebilecek bir handikabın önüne geçmek için aynı anda bu kayıtların çıktılarını da alıp 3 yıl süreyle saklamaktadırlar.
Araçların maliyeti, fiziksel faaliyetler ve destekleme sistemleri için gerekli çalışanların maliyeti de stoklama maliyetine eklenir.
Verinin gözden geçirilmesi:
Elle işletilen sistemlerde, istenen verinin gözden geçirilmesi çok fazla zaman ve para harcanmasına yol açabilir.
Örneğin bir araştırmaya göre yöneticiler yaklaşık olarak bir yılın altı haftasını yerleştirilmemiş materyalleri aramakla geçirirler. Sekreterler, zamanlarının 30’undan fazlasını kağıt dokümanlarını arayarak ve yine yaklaşık olarak zamanlarının 20’sini dosyalanmamış veri-enformasyonları aramakla geçirebilirler. Çünkü kağıt dosyalar çok fazla yer kaplayabilirler, bu nedenle veriler başka bir yerde veya farklı bir binada saklanabilir.
Elektronik sistemler ise, organize edilmiş bir modelde elektronik olarak stoklanmış bilgilere hızlı ve ucuz girişi sağlarlar. Maliyetler, saniyenin küçük bir parçasında bilgisayar ekipmanını kullanmayı gerektirir. Eğer kişi gözden geçirmeyi isterse, bu durum gözden geçirme isteğinin bir insan tarafından anlaşılabilir formdan, bilgisayar tarafından anlaşılabilecek bir forma dönüştürülmesi gibi ek bir işlemi gerektirebilir. Veri, istenilenden farklı bir yerde stoklanmışsa, yapılan istekte verinin nerede stoklandığının belirtilmesi gerekir.
Enformasyonun iletilmesi
Birçok organizasyonda, sıklıkla bilgiler elle işlenmekteydi. Organizasyon üyelerinin çoğu, resmi veya gayri resmi görüşmelerde yüz yüze iletişimi ve ihtiyaç duydukları enformasyonun çoğunluğunun yazılı olmasını tercih etmekteydiler. Fakat yüz yüze iletişim büyük zaman dilimlerini gerektirmektedir ve organizasyonların çoğunda zaman, kıt kaynaklardan biridir.
Yazılı notlar, raporlar, reklamlar ve diğer dokümanlar ancak enformasyonun küçük bir miktarını çok sayıdaki insana efektif bir şekilde iletebilecektir. Ama enformasyonun ya da verinin uzun mesafelerde iletimi veya büyük verilerin değiş tokuşu söz konusu olduğunda elektronik iletişim çok daha etkili olarak gerçekleşecektir. Telefon, televizyon, video konferanslar, faks veya diğer elektronik veri ya da enformasyon iletim araçları kişiler, gruplar, organizasyonlar veya veri depoları arasında haberleşme linklerinin kurulmasını sağlayabilir. İletilen her birim veri için elektronik medya yazılı medyadan çok daha ucuza mal olacaktır.
Amerika kökenli bir şirket Amerikan Ulusal Posta Teşkilatının 10 cent’e en fazla iki günde uzak mesafelere ilettiği belgeleri birkaç dakikada iletebilen bir elektronik cihaz geliştirdiğinde satamayacağını zannetmişti. Çünkü Pazar araştırması yaparken sorduğu “Amerikan Ulusal Posta Teşkilatının 10 cent karşılığında en fazla iki günde ilettiği belgelerinizi sayfası 20 cent’e bir iki dakikada uzak mesafelere ulaştırmak için 1000 dolar sabit harcama yaparak bir elektronik cihaz satın alır mısınız?” sorusuna çoğu işletme sahibi “Hayır, kesinlikle” yanıtını veriyordu. Bunun üzerine bu Amerikan şirketi geliştirdiği elektronik cihazı hemen elden çıkarmaya karar verdi. Bu cihazın patentini satın alan bir Japon şirketi ise direkt olarak cihazı seri üreterek satmaya başladı. Çünkü Japonlar enformasyona dayalı yönetim anlayışına daha yakındılar. Bu cihaz bugün her şirkette var olan faks cihazıdır!
Beş tane enformasyon fonksiyonu için manuel ve bilgisayarlı proseslerin maliyetleri aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.
Tablo 2 : Elle ve bilgisayarla veri işlemenin maliyetlerinin karşılaştırılması
FONKSİYONLAR BİLEŞENLER PROSESLER
MANUEL BİLGİSAYARLI
Elde etme
Zaman:
İşçi:
Faaliyet/Ekipmanlar: Yüksek
Orta
Az Az
Az
Yüksek
İşleme
Zaman:
İşçi:
Faaliyet/Ekipmanlar: Az
Yüksek
Az Az
Az
Yüksek
Stoklama
Zaman:
İşçi:
Faaliyet/Ekipmanlar: Az
Az
Yüksek Az
Az
Az
Gözden geçirme
Zaman:
İşçi:
Faaliyet/Ekipmanlar: Yüksek
Yüksek
Yüksek Az
Az
Orta
Komünikasyon Zaman:
İşçi:
Faaliyet/Ekipmanlar: Yüksek
Orta
Az Az
Az
Orta
3.4. YÖNETİMDE ENFORMASYON KULLANIMI
Yöneticilerin enformasyon gereksinimi, yönetim düzeyi ve organizasyonun düzeyi ile ilgilidir. Yönetim seviyesi yük....e (genel müdür gibi) istenen enformasyon, nispeten düşük seviyedeki (şef gibi) yöneticiden farklı olacaktır. Organizasyonun seviyesi düşükse, yönetim seviyesi azdır ve yöneticiler çok çeşitli işlerle uğraşmak zorundadırlar. Firma büyüdükçe, yöneticiler belli konularda uzmanlaşırlar ve yeni yönetim düzeyleri ortaya çıkar. Böylece yeni ve farklı bilgi ihtiyaçları doğar ve bunların karşılanma gereksinimleri hissedilmeye başlanır.
Düşük yönetim seviyelerinde zamanın çoğunluğu, kontrol faaliyetleri için harcanmaktadır. Daha üst yönetim seviyelerinde ise zamanın büyük çoğunluğu planlama faaliyetlerine ayrılır. Bu açıdan bakıldığında, düşük yönetim seviyelerindeki yöneticilerin departman çalışmalarına ilişkin ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duydukları, üst seviyedeki yöneticilerin ise özetlenmiş, genellikle istisnai durumları gösteren bilgilerle yetinebilecekleri görülebilir. Benzer şekilde üst seviyedeki yöneticiler, dış kaynaklardan elde edilecek bilgilere çok daha fazla ihtiyaç duyacaklardır.
Enformasyon bu yönüyle; yöneticilerin kararlarının belirsizliğini azalttığı oranda değerli olur. Aynı zamanda enformasyonun ya da enformasyonu elde etmenin bir maliyeti olduğu göz ardı edilmemelidir. Enformasyonu elde etmenin maliyeti ile onu kullananın sağlayacağı fayda arasında optimal bir dengenin kurulmuş olması gereği ortadadır.
Sonuç olarak enformasyonun aşağıdaki özelliklere sahip olması beklenir ve tercih edilir:
Doğruluk: Bu özellik belirli bir periyotta elde edilen ya da üretilen ve doğruluğundan emin olunan enformasyon miktarının toplam enformasyon miktarına oranıdır. Eldeki enformasyonun doğruluk derecesinin önemi, o enformasyonun kullanıldığı karar aşamasına bağlıdır.
Zamanındalık: Enformasyon her ne kadar doğru da olsa, zamanında elde edilmemişse doğruluğu işe yaramaz. Bir yönetici için enformasyonun zamanında elde edilmiş olması, özellikle kritik karar aşamalarında hayati önem arz eder.
Bütünlük: Parçalar halinde bulunan, zamanında elde edilmiş ve üstelik doğru enformasyon yine de yöneticinin işine yaramayabilir. Bütün halinde olmayan enformasyon, yöneticiye gerçek perspektifi yansıtamadıkları için doğru karar alınması yolunda bir yarar sağlamayacaklardır. Yöneticilerin karar vermesini kolaylaştırmak için, değişik yerlerdeki enformasyonu toparlayarak, bütün halinde sunmak, Yönetim Bilişim Sistemlerinin en önemli görevlerinden biridir.
Özlük: Enformasyon gereğinden fazla ayrıntı içermemeli ve hatta yeterli ise özet halinde sunulmalıdır. Özet enformasyon, planlanmış veya normal faaliyetlerle ilgili önemli kısımlara dikkat çekmelidir. Önemli enformasyonun ayrıntılar arasında kaybolmasına izin verilmemelidir.
3.4.1. Doğru Zamanda Doğru Enformasyona Sahip Olma
Enformasyon, ihtiyaç duyulduğunda ulaşılabilecek yerde bulunmalıdır. Karar verme durumuyla karşı karşıya bulunan bir yönetici karar vermesi için gerekli bulduğu bir enformasyonu istediğinde ona bu enformasyonun daha önceden hazırlandığı, ama şu anda nerede olduğu bilinmediği söylense bu enformasyonun hiç bir değerinin olmadığı, yalnızca işletmeye gereksiz bir maliyet yüklediği açıkça görülür.
Andrus'a göre enformasyon kullananların algılarındaki farklılıklara karşın enformasyon değerine ilişkin bazı genellemeler yapmak olanaklıdır. Ona göre;
a. Şekil, dil ve ayrıntı düzeyi kullananların isteğine yaklaştıkça,
b. Erişebilme kolaylığı ve olanağı arttıkça ve
c. Zamanında, doğru ve eksiksiz olarak ihtiyaç duyanın elinde oldukça enformasyonun değeri artar, aksi halde değeri azalır.
Davis'e göre ise, enformasyon işlem sistemi açısından enformasyonun özellikleri şöyle sıralanabilir;
a. Doğru veya yanlış. Enformasyon gerçeğe uyabilir de uymayabilir de... Enformasyonun yanlış olması halinde alıcı onun doğru olduğunu kabul etmişse, doğru enformasyonu elde edeceği zaman nasıl tepki gösterecekse aynı tepkiyi gösterir.
b. Yenilik: Enformasyon, alıcısı için yeni ve taze olmalıdır.
c. Artırıcı: Enformasyon, varolan bilgiyi yenilemeli veya ona yeni şeyler ilave etmelidir.
d. Doğrulayıcı : Geçmişte elde edilen yanlış enformasyonu doğrulayıcı olmalıdır.
e. Tasdik edici : Varolan enformasyonu tasdik edici olmalıdır. Enformasyonun doğruluğu konusunda alıcının hislerini kuvvetlendirdiği için bu tür özelliği olan enformasyon da değerlidir.
3.5. STRATEJİK KAYNAK OLARAK ENFORMASYON
Stratejik enformasyon sistemleri, amaçları, operasyonları, ürünleri, servisleri ya da organizasyonların çevresel bağlantılarını değiştirerek onlara diğer rekabetçilerin üzerinde bir yer kazanmada yardım eder. Bu tip etkileri olan sistemler organizasyonların iş tipini bile değiştirebilir.
Örneğin, Merril Lynch enformasyon sistemlerini kullanarak hisse senedi komisyonculuğundan finansal hizmet işine geçiş yapmıştır. Benzer şekildeinternet üzerindeki arama motorları ve bedava mail servisi sunan tüm şirketler e-ticaretle de uğraşmaktadırlar, çünkü ellerinde oturmuş bir enformasyon sistemi altyapısı ve geniş bir müşteri portföyü vardır.
Stratejik enformasyon sistemleri, sıklıkla organizasyonun yapısını değiştirdiği gibi ürünlerini, servislerini, iç prosedürlerini de değiştirerek organizasyonu yeni davranış şekillerine sürükler. Organizasyonlar gün geçtikçe enformasyona para ve işgücü gibi bir kaynak olarak bakmaktadırlar. Geçmişte enformasyon; tasarım bürokrasisi, üretim ve bir ürün ya da hizmet dağıtımı için gerekli bir bela olarak görülüyordu. 1960’larda organizasyonlar bilgiye değişik bakmaya başladılar ve bilginin genel yönetim desteği için kullanılabilir olduğunu anladılar. YBS bu dönemlerde haftalık üretim, aylık finansal bilgi, stok, borç hesapları, alacak hesapları vb. raporlar üreten bir enformasyon fabrikası olarak görülüyordu. 1970’lerde ve 1980’lerin başlarında bilgi ve bunu toplayan, depolayan ve işleyen sistemler organizasyon üzerinde, iyi ayarlanmış, özel amaçlı, ayarlanabilir yönetim kontrolü sağlayan yapı olarak görülüyordu. Enformasyon Sistemleri bu periyotta DSS (Karar Destek Sistemleri) ve ESS (Yönetici Destek Sistemleri)ni doğurdu.
1980’lerin ortasında enformasyon kavramı tekrar değişti. Enformasyon, stratejik kaynak, potansiyel rekabet avantaj kaynağı yarışı kazandıracak bir silah sayılıyordu. Stratejik enformasyon sistemleri, uzun dönem karar alma problemlerine odaklanmış olan tepe yöneticileri için stratejik seviye sistemlerinden ayrılmalıdır. Stratejik enformasyon sistemleri, organizasyonun tüm seviyelerinde kullanılabilir.
Tablo3: Bilgi sistemleri kavramının değişimi
Zaman periyodu Bilginin anlamı Bilgi sistemleri Amaç
1950-1960 Gerekli dert
Bürokratik gereksinim
Bir kağıt ejderha EMM(EAM)
Elektronik muhasebe makineleri Hızlı muhasebe ve kağıt işleme
1960-1970 Genel amaçlı destek MIS(YBS) bilgi fabrikası Genel rapor ihtiyacını hızlandırma
1970-1985 Ayarlanmış yönetim kontrolü DSS(KDS)
ESS(YDS) Karar vermeyi geliştirme ve ayarlama
1985-2000 Stratejik kaynak
Rekabet avantajı
Stratejik silah Stratejik sistemler Organizasyonun devamını sağlamak
Enformasyon teknolojilerinin ciddi manada doğuşu ve kullanımı II.Dünya Savaşıyla birlikte başlamıştır. Savaş sonrasında askeri kurumlar haricindeki kurumlar tarafından da benimsenerek, giderek yayılan bir kullanım alanına sahip oldular. Önceleri tipik ve kısmen basit olmakla birlikte zaman alan işlerde kullanılan bilgisayarlar, sonraları gittikçe biriken verilerle ve işler karmaşıklaştıkça daha fazla miktarlarıyla ilgilenmeye başladılar. Biriken veriler ve karmaşıklaşan işler sonucunda yönetimin ihtiyaç duyduğu enformasyonu seçip elde etme ihtiyacı doğdu.
Yönetim Bilişim Sistemleri ile bu ihtiyaç doğrultusunda çalışan bilgisayar sistemleri oluşturulmuştur. Amacı o günden bugüne aynı kalan Yönetim Bilişim Sistemleri, zamanla pek çok değişiklik yaşamışlardır. Klasik YBS yöneticiye önceden tanımlanmış standart raporlar üreten sistemlerdir. Klasik sistemlerin klasik sorunları hep vardır.
Örneğin bir rapor gerekli enformasyon içerdiği kadar gereksiz enformasyon da içerebilir. Sözgelimi şehirlerin aylık satış verilerini içeren bir raporda X şehrinin bu aydaki satışı haricindeki enformasyon yönetici için gereksizdir. Bu gereksiz yığının içerisinde X şehrinin bu ayki satış miktarını bulmak yöneticinin yeteri kadar çok zamanını alacak bir işlemdir. Eski raporların içinde X şehrinin geçen aylardaki satış performansı da bulunmalıdır ki yönetici performansları kıyaslayabilsin. Aslında aranılan bu enformasyon şirketin enformasyon sisteminin veri tabanında vardır ama esnek olamayan YBS bu enformasyonun oradan çıkarılıp kullanılmasını sağlayamaz. Erişmek istediğimiz veriyi de içerecek şekilde rapor büyütülürse raporun tümü büyüyecektir, yani X şehrinin geçen senelerdeki satışlarını da aynı raporun içine katmanın getireceği sonuç raporunun içinde aranan enformasyonu elde etmek çok daha fazla zaman alacaktır.
Klasik Yönetim Bilişim Sistemi yaklaşımı sonucunda elde edilen ve gereksiz enformasyonlarla dolu raporların verimsizliği sonucunda; enformasyonu arama zamanından tasarruf edebilmek için raporun içeriği kısıtlanmıştır. Bu durumda raporun aranan enformasyonu içermesi ihtimali çok düşmekte, başka raporlara bakılması ya da bir YBS’ ye yeni bir rapor oluşturması talimatı verilmesi gerekmektedir. Oysa bu raporu oluşturması gereken enformasyon işlem bölümü benzer yüzlerce rapor alında ezilmiş olacağından gecikmeler meydana gelecek ve bu sıkışıklık aksamalara sebep olacaktır. İşte bu durum sebebiyle YBS çok kısa süre içerisinde işe yaramaz sistemler olarak görülmeye başlanmış ve yöneticiler tarafından kullanımı azalmıştır.
Yönetim Bilişim Sistemlerinin daha iyi anlaşılması, bu sistemlerinin kullanım amacının iyi kavranmasıyla sağlanabilir. Amaç yöneticililere karar verme aşamalarında yardımcı olacak enformasyonu sağlamak olduğuna göre öncelikle karar verme süreçlerini tanımlamak, anlamak ve sistemi bu etkeni göz önünde tutarak dizayn etmek gerekir. Bu işle karar destek sistemleri ilgilenir.
Bu noktada KDS’nin sahip olması gereken temel özellikleri ortaya koyabiliriz:
• KDS kullanıcı dostu olmalıdır, çünkü bilgi işlem profesyonelleri tarafında değil bilgisayarı sadece bir araç olarak kullanan karara vericilerle kullanılacaktır.
• Yarı yapısal ve yapısal olmayan problemlerin çözümlerinde kullanılırlar bu nedenle bir KDS kullanıcıya enformasyonun kendisini değil, ona ulaşabileceği çeşitli araçları sunmalıdır.
• Enformasyonun kullanıcı tarafından elde edilmesi söz konusu olduğuna göre bir KDS istenilen her türlü enformasyonu sağlayabilecek kapasitede de olmalıdır.
• KDS karar verme sürecinin tüm aşamalarını destekleyecek araçlara sahip olmalıdırlar yani hem verinin elde edilmesi hem de bundan sonra gelen analizler bir KDS tarafından desteklenmelidir.
• KDS’leri yöneticilere yardımcı olmak amacıyla ortaya çıkmışlarsa da organizasyondaki her seviyenin karar ihtiyaçlarını karşılayabilecek sistemler olarak gelişmişlerdir.
YBS’lerinin başarısızlıklarının ortaya çıkmasını izleyen yıllarda bilgisayar endüstrisi ürünlerini büyük bir hızla geliştirmeye devam etmiştir. Enformasyon işlem gücü enformasyon işlem profesyonellerinden enformasyonu kullananlara doğru kaymaya başlamış, gelişen donanımlar ile yöneticinin hizmetine eskiden bütün enformasyon işlem bölümünün sahip olduğu kadar yüksek güçte bilgi işleme kapasitesi verilebilmiştir.
1990’lı yılların başından itibaren yöneticilerin organizasyonlarını daha iyi yönetebilmelerini hedefleyen “iş zekası” adı verilen yazılımlar ortaya çıkmıştır. Bunlar yönetim anlayışındaki bir değişikliğin yöneticilere karar destek araçları olarak yansımalarıdır. Yönetim anlayışındaki değişiklik, ürün ve gelir merkezli modellerden müşteri ve kar yönelimli iş modellerine geçilmesiydi. İşletmeler, yapılarını Müşterilerini tatmin etmek ve kar etmeye dayalı hale getiriyorlardı. Çünkü yeni yapıda rekabeti aşabilmek için hızlı karar verebilme en önde gelen özelliktir. Hızlı karar verebilmek için de yöneticilerin enformasyonu kullanma kapasiteleri arttırılmalıydı.
Bu yapı içerisinde çalışan yöneticilere “çok boyutlu yöneticiler” ismi verildi. İçinde çalıştıkları ortam, birçok değişkenini aynı anda kontrol edilmesini gerektirdiği için bu isim verilmiştir. Bu yöneticiler ellerindeki yeni karar destek araçları ile çok kısa zaman içerisinde maliyetleri düşürdüklerini, satışlarını arttırdıklarını ve daha önce uygulama imkanı bulamadıkları stratejileri uygulama şansı bulduklarını gördüler. 1996 yılında 250.000 yöneticinin bu şekilde çalışmaya başladığı tahmin edilmiştir. Tahminler tüm yöneticilerin kısa zaman içerisinde zamanlarının %10’unu yeni çok boyutlu karar destek araçlarını kullanarak geçirecekleri yönündedir.
ALbaTRoS
25-01-2007, 21:08
IV. YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ
4.1. YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMİ NEDİR?
Yöneticilerin verecekleri tüm kararlarda ihtiyaç duyduğu enformasyonu onlara sağlayan sistem Yönetim Bilişim Sistemi (Management Information System) olarak adlandırılır.
Bir başka tanımlar kümesi olarak; Yönetim Bilişim Sistemleri, bir örgütün yönetiminde yararlanılan enformasyonların işlenmesi ve taşınmasını sağlayan sistemler için kullanılan bir ifadedir denebilir. Çoğu birbirine benzemekle beraber gruplamak istendiğinde YBS ile ilgili tanımlar üç ayrı başlık altında toplanabilir.
a- Yönetim Bilişim Sistemini yalnızca donanım olarak ele alan tanımlar.
b- Yönetim Bilişim Sistemini yalnızca yazılım olarak ele alan tanımlar.
c- Yönetim Bilişim Sistemini hem yazılım hem de donanım olarak ele alan tanımlar.
İlk iki gruptaki tanımlar Yönetim Bilişim Sistemlerini tam olarak tanımlamakta yetersiz kalacaklardır. Çünkü bunlar Yönetim Bilişim Sisteminin yalnızca bir yönünü ele alırlar. Son tanım bu açıdan daha gerçekçi ve yeterli bir tanım olacaktır. Ayrıca hem donanımı hem de yazılımı ele aldığı için diğer ikisine göre daha çok kabul görür.
Buna göre “Yönetim Bilişim Sistemi, gerektiğinde kullanıcının istediği enformasyonları onun istediği şekilde vererek yönetim kararlarını destekleyen bir sistemdir.” Buna benzer tanımlamalar yapan yazarların büyük çoğunluğu Yönetim Bilişim Sistemini, işletmenin tüm sistemlerini birbirine bağlayan ve işletmenin bütün bölümlerine ulaşan bir şebeke olarak görürken bir kısmı da işletme içi ve dışı enformasyonlardan oluşan ve bir bölümü tekdüze kararların gerçekleşmesine yardımcı olan mekanik bir sistem olarak görürler.
Tüm bunlara dayanarak Yönetim Bilişim Sistemi için şöyle bir tanım sunulabilir. Yönetim Bilişim Sistemi yönetime karar vermede kullanabileceği enformasyonları sağlayan, birbirleriyle ilişkili alt sistemlerden oluşmuş bir sistemdir.
Bu tanım bu konuda çalışan insan gücünü de kapsar. Çünkü devir ne devri olursa olsun as’lolan insandır.
Yönetim Bilişim Sistemi bir işletmede görev yapan her düzeyde yöneticiye yardımcı olur. Her gün yapılması gereken rutin işlerde alt kademe yöneticilerine yardımcı olan Yönetim Bilişim Sistemi, genelde onların görevlerini azaltırken bazı durumlarda bu tür personelin tüm işini de sırtlanabilir. Örgütün biraz daha üst seviyedeki yöneticileri, yürütme işlerini fiilen yapmaktan çok, bu işlerin planlanmasında, karar verilmesinde ve kontrolünün sağlanmasında görev alırlar. Yönetim Bilişim Sistemi bu kademedeki yöneticilere planlama, karar ve kontrol işlerinde yardımcı olur. Organizasyondaki üst düzey yöneticiler strateji ve politika belirlemekle sorumludur. Bunların ihtiyaç duyduğu özet günlük enformasyonlar veya iç ve dış kaynaklı ayrıntılı veriler Yönetim Bilişim Sistemi tarafından toplanır, işlenir ve gerektiğinde karar verici yöneticiye sunulur.
YBS’nin amacı, çeşitli kaynaklardan gerekli verileri toplamak, onları işletmenin amaçlarına göre işlemek ve bu işlenmiş verileri karar vermeye yardımcı olmak üzere karar vericilere enformasyon olarak sunmaktır.
Pratikte tüm işletmelerde işleyen bir bilişim sistemi vardır. Bu veri ve enformasyon akışında form ve rapor gibi enformasyon elemanları az veya hiç kullanılmayabilir. Yani enformasyon çoğunlukla konuşma ile iletilir. Fakat böyle bir sistemde düzenli enformasyon akışı elde edilemez.
Öte yandan günümüzün karmaşık organizasyonlarında çok fazla enformasyon üretildiği için tüm verilerin derlenmesinde ve uygun enformasyonun elde edilmesinde bilgisayarlar gerekli hale gelmiştir. Bu nedenle Yönetim Bilişim Sistemleri artık bilgisayar desteği olmaksızın düşünülememektedir.
Bir Yönetim Bilişim Sisteminde veri işleme faaliyetleri şunlardır:
• Kayıt (Recording) : Verilerin kaydedilmesi veri işleme faaliyetinin ilk aşamasıdır. Kaydedilmesi ile veriler, bilgisayar veya kişiler tarafından anlamlı hale getirilmiş olur.
• Sınıflandırma (Classifying) : Veri işleme faaliyetlerinin sonraki aşamalarında karmaşık çok sayıda veri içerisinden işe yarayanları seçmek zorunda kalınmaması için veriler, çeşitli özelliklere göre sınıflara veya gruplara ayrılır.
• Sıralama (Sorting) : Veriler tarih, boyut, kod numarası, alfabetik sıra gibi çeşitli özelliklere göre sıralanırlar.
• Hesaplama (Calculating) : Bu faaliyet yardımıyla verilerden yeni veriler ya da enformasyonlar elde edilmesi mümkün olur. Hesaplama çok zaman karar vericinin mutlak surette ihtiyaç duyacağı veri işleme faaliyetlerinden biridir.
• Özetleme (Summarizing) : Özellikle üst kademe yöneticilerin günlük rutin işlerle ilgili ayrıntılı enformasyonlara ihtiyaçları yoktur. Üstelik bu enformasyonlar onların gereksiz yere vakit kaybetmelerine, ayrıntılar arasında kaybolarak asıl görülmesi gereken noktaları kaçırmalarına neden olur. Bu nedenle enformasyon, ayrıntılardan arınır ve özlü bir şekilde sunulur.
• Depolama – Saklama : Veriler daha sonra tekrar kullanılmak üzere çeşitli ortamlarda saklanırlar. Bu veriler dış denetleyicilerin istekleri doğrultusunda, ya da yasal gereklerin karşılanması maksadıyla farklı şekillerde saklanabilirler. Bilgisayar destekli Yönetim Bilişim Sistemlerinde bilgi depolama işlemi manyetik ortamlar kullanılarak yapılır.
• Veri-Enformasyon Sunumu : Gerekli duyulduğu zaman veri-enformasyon tekrar depolandığı ortamdan alınır ve istenilen amaç için kullanılır.
• Çoğaltma (Reproducing) : Elde edilen enformasyonlar çoğu kez birden fazla karar vericinin ihtiyaç duyabileceği nitelikte olur. Bu nedenle elde edilen enformasyonların çoğaltılması gerekir.
• Dağıtım (Distribution) : Enformasyonlar çeşitli karar vericilere dağıtılarak bilgi gereksinimleri karşılanır.
Yönetim Bilişim Sistemlerinin karakteristik bazı özellikleri vardır. Bu karakteristikler YBS nasıl tesis edilmiş olursa olsun, her YBS’nin barındırdığı özelliklerdir.
YBS yönetime yöneliktir: YBS temel kuruluş gayesiyle, karar vericilerin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Sistem tasarımı, üst kademeden alt kademeye doğru olmalıdır. Çünkü üst yönetimin ihtiyaçlarına ve organizasyonun genel amaçlarına öncelik verilmelidir.
YBS yönetim tarafından yönlendirilir: Sistem tasarımı, yöneticilerin ihtiyaç duyduğu enformasyonları sağlamayı amaçlar. Bu aşamada yöneticiler düzenli olarak tasarım faaliyetlerine katılmalı ve sistem analistine yardımcı olmalıdır.
YBS bütünleşik bir sistemdir: YBS işletmeyi bir bütün olarak ele alır. Böylece alt sistemlerin her birinin maksimum faydayı sağlaması yerine, tüm sistemin optimum faydayı sağlaması mümkün olur. Günümüz modern Yönetim Bilişim Sistemlerinde farklı modüllerle, her alt bölümün de sağladığı faydaları yükseltme amacına ulaşılmaya çalışılmaktadır. İşletme, yapı itibariyle, farklı ve birbiriyle çelişen hedeflere sahip bölümlerden oluşur. YBS’nin tüm sistemi ele alması bu çelişen hedeflerin optimumda dengelenmesine yardım eder.
Sistemin bütünleşik olması, aynı bilginin birden fazla defa kaydedilmesini ve farklı zamanlarda kaydedilmesi nedeniyle ortaya çıkacak yanlış sonuçları önler.
YBS, yoğun bir planlama faaliyeti gerektirir: YBS’nin tasarımı uzun zaman alır. YBS’nin tam olarak kurulması özelikle karmaşık teknolojiler ve ağ yapıları göz önüne alındığında yıllarca sürebilir. Bu nedenle alt sistemler tasarlanırken modül olarak tasarlanmalıdır. Örneğin bir muhasebe alt sistemi hem tek başına hem de tüm YBS kurulduktan sonra kullanılabilmelidir.
Bunun yanı sıra sistem, esnek bir yapıya sahip olmalı ve ileride ortaya çıkabilecek değişiklikler, tasarım faaliyetleri sırasında göz önüne alınmalıdır.
YBS, merkezi veri tabanına sahip olmalıdır: Veri tabanı (Database), YBS’nin alt sistemlerini birleştiren bir araçtır. Verinin bir defa kaydedilmesi neticesinde, bu veriyi kullanan tüm alt sistemlerin aynı veriyi alması sağlanmış olur. En sağlıklı yöntem olmasının yanı sıra en az masraflı ve en etkin araçtır.
YBS’lerinin kullandıkları veri tabanları ya da veri havuzları teknoloji dünyasının yeni gereklerinden birini, güvenliği de sağlamak amacını güder. Kurulan YBS’de kullanılan veri tabanını, tek ve yüksek kontrollü, maksimum güvenlik önlemlerinin alındığı bir giriş ve girilmesi imkansız –tek yönlü- bir çok çıkıştan ibaret, etrafı su dolu bir hendekle çevrili (firewall) bir kale olarak düşünmelidir.
YBS teknolojik gelişimlere açık bir yapıda olmalıdır: Teknoloji olmadan da YBS kurulabilir ancak çok fazla faaliyetin ve dolayısıyla verinin/enformasyonun gerektiği günümüz işletmelerinde bunların hızla ve doğru olarak elde edilebilmesi için rekabetin bir şartı olarak sistemin teknoloji desteğini arkasına almış olması gerekir. Ancak esnek bir yapıda kurulmayan bir YBS’nin gelişen teknolojiye ayak uydurulması yüksek maliyetli bir iş olacaktır.
Şekil6: Yönetim Bilgi Sistemi ve Örgüt Kademeleri (Robert V. Head “Management Information Systems: “A Critical Appraisal”, Datamation, May 1967, s. 23’den yararlanılarak düzenlenmiştir.)
Bu piramitte yer alan grupların görevleri gereği, daha alt düzeydeki gruplar tarafından hazırlanan veri ve enformasyonları kullanma olanağı varken, daha üst düzeydeki grupların yararlanması için hazırlanan veri ve enformasyonlardan doğrudan yararlanmaları mümkün değildir. O halde tepe yönetim, yönetim bilişim sistemindeki tüm veri ve bilgileri kullanma olanağına sahiptir.
Bu bilgilerin ışığında Yönetim Bilişim Sistemi, örgütte yürütme, yönetme ve karar verme fonksiyonlarını desteklemek üzere enformasyon hazırlayan bütünleşik insan-makine sistemi olarak tanımlanabilir.
Bilişim sistemi, teknik olarak, organizasyonlardaki karar verme desteğine kadar enformasyonu düzenlemek, saklamak, işlemek, toplamak olan birbirleriyle ilgili parçaların kümesi olarak tanımlanabilir. Ayrıca karar verme desteği, koordinasyon ve kontrol sağlayan bilişim sistemleri, bununla beraber, yöneticilerin ve çalışanların problem çözümüne, karmaşık konuları ele alabilmelerine ve yeni ürünler oluşturmalarına yardım edebilir.
Bilişim sistemleri, organizasyon içinde ve çevresinde önemli insanlar, yerler ve şeyler hakkında bilgi içerirler. Bilişim denilince insanlar için faydalı ve anlamlı biçime sokulmuş veriler(data) anlaşılmaktadır. Veri, önce insanların anlayabileceği ve kullanabileceği biçimde hazırlanmış ve organize edilmiş, sonra organizasyonlarda veya fiziksel çevrelerde görülen olayları tanımlayan ham gerçeklerdir. Bilişim sisteminde üç faaliyet karar verme, işlemlerin kontrolü, problemlerin çözümü ve yeni ürünler veya hizmetler oluşturmada organizasyonların ihtiyacı olan enformasyonu üretmektir. Bu faaliyetler, girdi(input), çıktı(output) ve işlem(processing)’dir.
Girdi, organizasyonun içinden veya dış çevresinden ham bilgileri (veri) ele geçirmek veya toplamaktır. İşlem, bu ham veriyi daha anlamlı bir hale getirmektir. Çıktı işlenmiş enformasyonu, insanlara veya kullanacak olan aktivitelere aktarır. Bilişim sistemleri aynı zamanda organizasyon içinde seçilmiş olan uygun kişilerin girdi aşamasını doğrulamasına veya değerlendirmesine yardım eden geri beslemeyi de içerir.
4.2 REKABET AVANTAJI İÇİN YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMİ
YBS, organizasyonlardaki enformasyon sistemlerinin etkili bir şekilde kullanılması ve geliştirilmesidir. YBS, yönetimin zamanında, kesin/doğru ve komprime bilgiye sahip olarak planlama, takip etme ve kontrol işlemlerini sağlayan bir sistemdir.
YBS, bir organizasyonun entegre yapılı veri tabanları ve akışları sayesinde enformasyonu toplamasını, transfer etmesini ve sunmasını optimum eden bilgisayar tabanlı bir sistemdir.
YBS, organizasyonun yönetim seviyesinde hizmet verir, organizasyonun en son performansına ve tarihsel kayıtlarına on-line yetki verir. “Tipik olarak içten dışa organize edilirler.” YBS öncelikle planlama, kontrol, karar alma hizmetleri verir, yönetim düzeyinde genellikle verilerin atomik iş işleme sisteminde işlenmesine dayanır. YBS firmanın temel operasyonlarını özetler ve raporlar, TPS’nin temel atomik işlem verileri sıkıştırılır ve belli aralıklarla uzun raporlar üretilir. YBS genellikle yöneticilere haftalık, aylık, yıllık sonuçlar sunar: bunlar günlük aktiviteler değillerdir. YBS ileride oluşabilecek sorunları şimdiden yapısallaştırır. Bu sistemler genellikle çok esnek sistemler değillerdir ve az bir analitik kapasiteye sahiptir.
4.2.1. Yönetim Bilişim Sistemi’nin Faydaları
• Stratejik planlama için destek
• Yönetim kontrolü için destek İçsel Yararlar
• Operasyonel kontrol için destek
• Ürün kalitesinin arttırılması Dışsal Yararlar
• Ürün dağıtımının arttırılması
Stratejik planlama organizasyonların üst yönetimleri tarafından yapılan uzun dönem planlarıdır. Organizasyonların amaçlarının belirlenmesini, bu amaçlara ulaşılabilmesi için organizasyonun tasarlanmasını, ürün ve hizmetlerin temel işlevlerinin ve sınırlarının belirlenmesini içerirler. Stratejik planlama yılları içerir. YBS stratejik planlamayı destekler.
Yönetim kontrolü organizasyonların amaçlarına ulaşması için kaynakları sağlar (para,insan,makine vb.) Yönetim kontrolü planları bir ay ile bir yıl arasında sınırlandırılmıştır. YBS yönetim kontrolünü destekler.
Operasyonel kontrol, işlerin yapılmasındaki günlük problemlerle ilgilenir. Anahtar olaylar, günlük olarak yapılan işlerin belirlenmesini, toplanan ve ödenen paraların miktarını ve yarının işlerinin planlanmasını içerir. Zaman dilimleri saatler ve günlerdir. YBS operasyonel kontrolü destekler.
4.2.2. YBS ‘in özellikleri
YBS, işletme ve yönetim kademesinde yapılandırılmış kararların desteklenmesini sağlar. Bununla birlikte kıdemli yönetim personelin amaçlarının planlanmasında da yararlıdır.
1) YBS, kontrol ve planlama merkezidir. YBS mevcut operasyonların raporlanmasını amaç edinir ve böyle operasyonların günlük kontrollerinin sağlanmasına yardım eder.
2) YBS , mevcut ortak veri ve veri akışına güvenir.
3) YBS , çok az analitik yeteneğe sahiptir.
4) YBS , genellikle geçmiş ve hali hazırdaki verilerin kullanımı ile karar vermeye devam eder.
5) YBS , göreceli olara esnek değildir.
6) YBS , harici değil dahili yönlendirilmelidir.
7) Bilgi ihtiyaçları tanınmış ve kararlıdır.
4.2.3. Yönetim Bilişim Sistemi ‘nin ilgilendiği problem tipleri:
Yönetim Bilişim Sistemleri aşağıdaki üç tip problemle uğraşır:
1. Yapılandırılmış problem
2. Yarı- yapılandırılmış problem
3. Yapılandırılmamış problem
Yapılandırılmış problem tüm ulaşılabilir veri kullanılarak bilinen bir metot tarafından çözülebilir problemlerdir. Yapılandırılmış kararlar aslında birbirini tekrar eden, rutin, kullanılırken kesin bir yöntem izlenilen yapıya sahiptirler, yani onları her zaman yeniymiş gibi uygulamak gerekir.
Yapılandırılmamış problem, çözümde kullanılacak olan metodun bilinmediği ve uygulanabilir verinin ulaşılabilir olmadığı problemlerdir. Ana olarak, tüm verinin kaynak çeşitleri tanımlanmalıdır. Yapılandırılmamış kararlar da karar verici problem tanımlamasına hüküm, değerlendirme ve iç görüş katmalıdır. Bu kararları verirken bunların üzerinde iyi bilinen veya kabul edilen bir uygulamanın olmadığını bilmek gerekir.
Yarı-yapılanmış problemler, yapılanmış ve yapılanmamış problemin karakteristiklerini içerirler. Yani, yarı yapılanmış problemlerin bazı durumları bilinen metotlarla çözülür, bazı durumları ise çözülemez.
4.3. YBS’NİN TARİHSEL SÜREÇTEKİ GELİŞİMİ ve GELECEĞİ
Teorik tanımlarıyla Yönetim Bilişim Sistemi, doğrudan bilgisayarlara bağımlı değildir. Yani veri işleme sürecinde bilgisayar kullanımı şart değildir. Buna rağmen günümüz bilgi sistemlerinde bilgisayar, vazgeçilmez bir olgu olarak kabul edilmekte, Yönetim Bilişim Sistemi dendiğinde akla ilk olarak bilgisayar teknolojisi gelmektedir. Nasıl ki I.Endüstri Devrimi makineleşmeyi gündeme getirmişse, II.Endüstri Devrimi de otomasyonu başlatmıştır. Makineleşme, insanların fiziksel güç kaynağı olarak, hayvanların dışında kendilerine yardımcı arama çalışmalarının bir sonucudur. Bu açıklamanın ışığında otomasyon için de; insanların zihinsel faaliyetlerde kendilerine yardımcı aramalarının sonucudur denilebilir. Bilgisayarlar otomasyonun bir parçası olmakla birlikte onun sonucudurlar. Günümüzün teknoloji dünyası artık işletme fonksiyonlarının her birinde bilgisayarlardan yararlanmayı amaçtan öte bir zorunluluk haline getirmiştir.
Yönetimde bilgisayarların ilk kullanımı verilerin enformasyona dönüştürülmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Yönetim Bilişim Sisteminin ilk hali olan bu kullanım şekline “veri işleme sistemi” adı verilir.
Veri işleme sisteminin yetersiz kaldığı noktaları belirleyen sistem tasarımcıları, bu eksiklikleri gidermek için çalışmalarına hız vermişlerdir. Zamanla amaç, yalnızca verilerin enformasyon haline dönüştürülmesi değil; enformasyon talebinde bulunanların sorularının cevaplanmasına dönüşmüştür. Böylece çalışmalar soru-cevap sürecinin tasarımına kaymıştır. Artık yeni kavramda sistem, verileri işleyerek enformasyon üretecek, bunları toplayacak, saklayacak, istenildiğinde yeniden başvurulabilecek ve ona yöneltilen soruları cevaplayabilecek duruma gelmiştir.
Zaman içerisinde gelişen bilgi işleme sistem tanımı, daha sonra, elde edilen enformasyonları kullananlarla, bunları verilerden üretenler arasında doğrudan ilişki bulunması gereğini de içine alarak genişlemiştir. Önceki Enformasyon Sistemi anlayışıyla zamanla değişen ve yepyeni bir kabuğa bürünen yeni Enformasyon Sistemi arasındaki en temel fark; birinde tek yönlü akış varken ikincisinde çift yönlü bir akışın varlığıdır.
Yönetim Bilişim Sistemi, veri işlem sisteminden sonraki evredir. En temel fark; veri işlem sistemindeki kullanıcının yerini Yönetim Bilişim Sisteminde yöneticinin almış olmasıdır. Üçüncü evrede söz konusu sistem artık yöneticilere karar vermelerinde yardımcı olma görevini üstlenmiştir. Ancak yönetici Yönetim Bilişim Sisteminin alt parçalarından biri olduğundan böyle bir sistem ne kadar iyi olursa olsun yöneticinin yerini alamayacaktır. Karar verme işlemi bu yapıda yönetici olmaksızın sistem tarafından yerine getirilemez.
Yönetim Bilişim Sisteminin karar verme işlevini yerine getiremeyişi bir sistem eksikliği olarak kabul edildiği için sistem düzenleyicileri, Yönetim Bilişim Sistemine karar verme yeteneğini de ekleyerek Yönetim Karar Sistemini oluşturmuşlardır. Bu gelişimin dördüncü aşamasıdır. Yönetim Karar Sisteminin düzenlenmesinde en önemli konular, bu sisteme hangi kararların aldırılabileceği, bunlarda kullanılacak kriterlerin nasıl belirlenmesi gerektiği ve bu kararların nasıl alınacağının belirlenmesidir.
Karardan amaç, kontrol edilebilen değişkenler arasından en uygun kombinasyonun seçimi olduğuna göre, bilgisayarlar aracılığı ile yönetim karar sistemi hızlı bir şekilde, tüm kombinasyonları tarayarak en iyiyi veya en iyiye oldukça yakın olanı kolayca belirler. Teorik olarak böylece karar verilmiş olur. Yönetim karar sistemine denetim görevinin de yüklenmesi ile sistem daha karmaşık ve kapsamlı hale getirilmiş olur. Bu hali ile sistem gelişim sürecindeki yeni bir basamağa daha ulaşır ve Yönetim Karar, Denetim ve Destek Sistemi adını alır. Burada denetimden amaç; verilen kararların sonuçlarının önceden belirlenen sonuçlara, yani tahminlere yakınlığının ortaya koyulmasıdır. Düzeltmelerin işin içine sokulmasıyla sistem daha dinamik bir yapıya kavuşur.
Yönetim Bilişim Sisteminin gelişiminde son aşama Yönetim Sistemidir. Şimdiye kadar gelişimine devam etmiş; veri işleme, iletişim, karar, denetim ve destek yetenekleri kazanmış sisteme bu aşamada sorun belirleme özelliği de eklenir. Böylece yönetim sistemi, yöneticiyi uyarma işlevini de üstlenecektir. Yukarıda sözü geçen gelişim aşamaları bu sıra ile ilk kez Russell L. Ackoff tarafından ele alınmıştır. Ackoff, “yönetim sisteminin en son aşama olduğu ve bu aşamada bilgisayarların yardımıyla yöneticilerin tekdüze kararları almaktan kurtularak, stratejik planlama ve politika belirlemeye dönük faaliyetler üzerinde daha fazla durabilecekleri” görüşünü savunmaktadır.
4.4. YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMİ ELEMANLARI
Yönetim Bilişim Sistemleri, organizasyonlardaki enformasyon sistemlerinin etkili bir şekilde kullanılmasına ve geliştirilmesine olanak sağlar. Her ne kadar yönetimi içerse de YBS, uygulamaların yönetim çeşitleriyle sınırlı değildir. Aynı zamanda organizasyonlardaki diğer insanları, bunların durumunu ve organizasyonun tasarımını da içerir. YBS'ni anlatan daha iyi bir terim organizasyonel enformasyon sistemleri olabilir ancak Yönetim Bilişim Sistemleri terimi yerleşmiş ve kabul edilmiştir.
İnsanlar YBS terimini kullandıklarında bütün şirketin enformasyon sistemlerinin toplamından bahsetmektedirler. Diğer bir taraftan, İş Bilgi Sistemleri (Business Information System) daha çoğunlukla kişisel sistemlere ilişkindir. Bu nedenle Yönetim Bilişim Sistemi, organizasyonu kapsayan konularla; BIS, kişisel sistem konularıyla ilgilenir.
YBS’in yedi tane büyük elemanı vardır:
1. Atomik İş İşleme Sistemleri (Transaction Processing Systems)
2. Yönetim Raporlama Sistemleri (Management Reporting Systems)
3. Karar Destek Sistemleri ( Decision Support Systems)
4. İletişim Destek Sistemleri (Communication Support Systems)
5. Yönetici Destek Sistemleri (Executive Support Systems)
6. Uzman Bilgi İş Sistemleri ( Knowledge Work Systems)
7. Ofis Otomasyon Sistemi (Office Automation Systems)
4.4.1. Atomik İş İşleme Sistemleri (Transaction Processing Systems-TPS)
Organizasyonun işlemsel seviyesine servis veren en basit sistemdir. TPS, işlerin yönetilmesi için günlük olarak işlemlerin kayıtlarını tutan bilgisayarlarla donatılmış sistemlerdir. Örneğin; satışların sipariş girişleri, otel rezervasyon sistemleri, bordro, personel kayıtlarının tutulması ve taşımacılıkta sıkça ve yaygın olarak kullanılır.
TPS; “organizasyonel mesaj işleme sistemleri” olarak görülebilir; yöneticileri içerideki operasyonların durumu ve firmanın dışarıdaki çevre ile ilgili ilişkileri hakkında bilgilendirir ve diğer enformasyon sistemlerini yönetimsel enformasyonu almayı kolaylaştıracak şekilde destekler.
TPS organizasyonların temel muhasebe ve kayıt saklama sistemleridir. Bütün bu sistemler, bir şirkete operasyonların yönetilmelerinde ve faaliyetlerin izlenmesinde yardımcı olurlar. TPS bilgi sistemlerinin en eski tiplerindendir. İlk olarak büyük işletmelerin muhasebe departmanlarında 1950’lerde geliştirilmiştir.
TPS üç ana yapıya sahiptir:
1. Yığın Dosya İşlem Yapısı (Batch File Processing Architecture)
2. On –Line Dosya İşlem Yapısı (On-Line File Processing Systems)
3. Veri tabanı İşlem Yapısı (Database Processing Systems)
TPS girdileri, işlem verilerinden oluşur. İşlem verinin kontrolünü, veri tabanının günün ihtiyaçlarına uygun hale dönüştürülmesini içerir. TPS çıktıları yenilenen, modern hale getirilen uzman veriden, operasyonel sonuçlardan ve raporların birçok çeşitlerinden oluşur.
TPS’in karakteristikleri:
1. Günlük operasyonları destekler.
2. Yüksek hacimde verinin işlenmesine izin verir.
3. Büyük miktardaki veri nedeniyle yüksek performansa ihtiyaç duyar.
4. Basit bir bağlantılı işlem mantığına sahiptir.
5. Yüksek derecede doğruluk gerektirir.
6. Tekrarlayan şekilde verileri işler.
7. Birçok kullanıcıyı destekler.
8. Otorite sahibi olmayan veya suç içeren faaliyetlere karşı savunmasızdır.
TPS’ den elde edilen çıktılar üç ana tiptedir. İlk tip günlük hale getirilen, modernleştirilen uzman veriden oluşur. YBS (veya tüm organizasyon) açısından bakıldığında bu en önemli sonuçtur. Uzman veri, ayrı uzman dosyalarda veya bir/birden çok veri tabanında saklanabilir.
Çıktıların ikinci çeşidi operasyonel sonuçlardır. Örnek olarak, maaş bordrosu programından ödeme çekleri, hesap tahsil etme programından müşteri faturası veya sipariş işlem sisteminden ambar paketleme listeleri verilebilir. Bunlar işlemlerin direkt sonuçları olabilir.
TPS çıktılarının üçüncü tipi operasyon ve özet raporlarından oluşur. Bu raporlar direkt olarak işlemlerin yapılmasından doğar. Ayrıntılı rapor yapılan her işlem hakkındaki tüm bilgileri içerir. TPS raporlarının bir diğer çeşidi özet rapordur ve sonuçlar ile ortalamaları gösterir. TPS raporlarının üçüncü çeşidi istisna raporudur. Bu rapor tanımlanmayan sınırlarla ilgili sonuçları gösterir. Üretim izleme sisteminde, böyle bir rapor, kendi üretim paylarını, kotalarını yapmayı ihmal eden kişileri gösterir. Kişiler tanımlanmamış sınırlar dışına çıktığında listelenirler.
Veri girişi
işlemi
Olayın farkına
varılması
OLAY
Cevap verme
Rapor(lar)
4.4.2. Yönetim Raporlama Sistemleri (Management Reporting Systems-MRS)
Yönetim raporlama sistemleri, isminden de anlaşılacağı gibi, işlerin yönetimine destek olması amacıyla rapor hazırlar. Yönetim raporlama sistemi raporları günlük raporları ilgilendirmez fakat daha çok operasyonlardaki kaynakların yönetimini ilgilendirir. Bu kaynaklar işçileri, parayı, malzemeyi, ekipmanları vb. içerir.
Bir bilet rezervasyonu sisteminde TPS, yerlerin ayırtılmasında ve biletlerin yazılmasında kullanılır. Bu satılan biletlerin değerlerini ve sayılarını raporlar. Yönetim raporlama sistemi ise, her bir acentenin performansının ölçülmesi veya raporlanması için kullanılır. Böyle bir sistem her bir acente tarafından yapılan satışların sayılarını ve bedellerinin izlenmesini ve acente etkinliği hakkında düzenli raporların hazırlanmasını sağlar.
Yönetim raporlama sistemi yapısı:
Genellikle MRS uygulamaları, TPS veya diğer dahili bilgi kaynakları tarafından meydana getirilen verileri işler. Kullanıcı yönetim raporlama sistemi progr..... bir rapor hazırlamak için talepte bulunur. Program, TPS verisini birleştirerek ve yeniden biçimlendirerek raporu üretirler. Raporlar otomatik olarak üretilebilir. Bazen yönetim raporlama uygulama programları verideki istisna şartları bulmak ve bu şartlar meydana geldiğinde raporları üretmek amacıyla yazılırlar.
Bazı durumlarda, yönetim raporlama uygulamaları, operasyonel TPS verisini direkt olarak girmezler. Yönetim raporlama sistemleri uygulamaları TPS verisinin hesap özetlerini kullanırlar. Bu TPS verisi için güvenliği sağlama, TPS ve MRS farklı makinelerde olduğunda verinin transfer edilmesi veya yönetim raporlama proseslerinin daha etkin hale getirilmesi, verinin birleştirilmesi için yapılır.
4.4.3. Karar Destek Sistemleri ( Decision Support Systems-DSS)
Kararı destekleyen herhangi