SORUYU DOĞRU CEVAPLA BEDAVA 100 KONTÖR'Ü HEMEN AL


PDA

Tüm Versiyonu Göster : yılbaşı -1


alemhoca
17-12-2005, 18:44
Müslümanlar Yılbaşını, doğum gününü ve anneler gününü kutlamalı diyoruz.

Ama nasıl?

Bir müslümanın değerlerini o günlerin içine doldurarak.

Bu nasıl olacak, dini açıdan sakıncası olmayacak mı?

Bir bakalım,

Yılbaşını, doğum gününü ve anneler gününün bir kere dini niteliği yok, tamamen batı toplumun geleneğidir.

Özellikle yılbaşı İslam toplumlarında yanlış anlaşılmış ve yanlış değerlendirilmiştir. Yılbaşı ve noel bir birine karıştırılmış, dinsel kaynaklı “noele” gösterilmesi gereken haklı tepki, gelenek olan “yılbaşı”nada aynı şiddetle yapılmıştır.

Yılbaşı ve noel hakkında önce ansiklöpedik bilgiler vermek istiyorum.

Noel: Hristiyanların Hz. İsa'nın doğum günü dolayısıyla kutladıkları bayram; bu bayramın kutlandığı zaman süresi; Miladi yılı Ocak ayının birinci gününün gecesi; Milad; Hz. İsa'nın doğumu kabul edilen gün. Bu günü esas alan takvime ise Milâdi takvim denir.

Hristiyan inancına göre evrenin nuru olan Hz. İsa'nın doğum gününü 25 Aralıkta kutlamanın, papaların kış gündönümü törenlerine bağlı bulunanları bundan vazgeçirmek amacına yönelik olduğu söylenir. 25 Aralık Hristiyan kiliselerinin hepsi tarafından Hz. İsa'nın doğum günü törenleri olarak kutlanır. Katolik (Latin) kilisesi 25 Aralık, Ortodoks kiliseleri ise IV. Yüzyıldan itibaren bu tarihi benimsemişlerdir. Katolik kilisesi bu günü, birincisi gece yarısı; ikincisi güneş doğarken; üçüncüsü ise sabah olmak üzere üç missa (ayin) tertipleyerek kutlar.

Noel, genel kanâate göre Batı'da 354 M. yıllarında kutlanılıyordu. Buna karşılık Hz. İsa'nın doğumunu 6 Ocak'ta kutlayan Doğu Hristiyanları ise, İoonnes Khrysostomos ve Gregorios adlı azizlerin etkisiyle noel kutlama tarihlerini batıya ayak uydurarak 25 Aralık günü olarak değiştirmişlerdir.

Yine Hristiyanlar arasında görülen başka bir anlayışa göre, Bizans İmparatoru Büyük Konstantin putperestlikten Hristiyanlığa geçtikten sonra (313 M), İstanbul şehrini genişletip, yeniden imar ettirmiş ve ona Konstantiniyye ismini vermişti. İstanbul'un başkent oluşu ve imparatorun Hristiyanlığın ruhani lideri durumuna geçmesi, konsilleri Hristiyanlık adına ümide sevketmiş ve bunlar imparatora başvurarak halk arasında yaygın yüzlerce İncil'in tek kitaba indirilmesini istemişlerdi. Bunun üzerine İmparator Konstantin, Hz. İsa'nın ölümünden sonra O'nun havarileri arasına girerek gerçek İncil'i tahrif eden Yahudi Pavlus'un gayretiyle Hz. İsa'nın getirmiş olduğu dini değiştirmiş, yeni yorum ve değişikliklerle halk arasında yayılan İncil'lerin birleştirilmesi yoluna gitmiştir. Bu amaçla 325 yılında İznik'te toplanan 319 papaz, İncil'lerin birleştirilmesi yoluna gitti. İznik'te ortaya çıkarılan yeni İncil, Eflatun'un ortaya attığı teslis (tritine) inancı, ilk yazılan tahrife uğramış dört büyük İncil'de de yer alır.

İznik toplantısında, içinde Allah (c.c)'ın bir olduğu ve Hz. İsa'nın sadece bir peygamber olduğu yazılı bulunan Barnabas İncil'i ile birlikte diğer bütün İncil'lerin yakılmasına, Barnabas İncil'i okuyanların öldürülmesine ve bu İncil'i savunan, teslis inancına karşı çıkan papaz Aryüs'un aforoz edilmesine karar verilmiştir. Aryus Hristiyan inancında İncilin aslı bozulmamış şekline inanan bir papazdı. Daha sonra ortaya çıkarılan dört büyük İncil'in Hz. İsa'ya Allah tarafından gönderilen İncil'le uzaktan yakından alâkası olmadığını, Allah'ın üç değil, bir olduğunu, eşi ve oğlunun bulunmadığını söylüyordu. Bu görüşleriyle bir ekolün öncüsü oldu. M. 270'te doğan Aryüs 325 yılında İznik konsilindeki görüşlerinden dolayı aforoz edilmiş ve aynı nedenden dolayı 336'da öldürülmüştür. Böylece vahiy kaynağından uzak yeni bir Hristiyanlık dini ortaya çıkmıştır. Bunu gerçekleştiren İmparator Konstantinos, Aralığın son haftasını Noel haftası ve bu ayın son günün gecesini (31 Aralık) Noel gecesi ilân etti.

Noel Ağacı

Hristiyanların Noel için kesip süsledikleri çama ilk olarak 1605 yılında Almanya'da ilgi gösterilmeye başlandı. Daha sonra XlX. yüzyıl ortalarında Helene de Mecklembung tarafından Fransa'ya taşındı. Ermeni mitolojisinde yeni yıl tanrısının adı Amanor'dur. Pağanlık çağında avlanan hayvanlar Amanor onuruna çam ağaçlarına asılırmış. Noel gününde çam ağaçlarına çeşitli şeyler asılarak yapılan tören, Hristiyanlığa bu pagan geleneğinden geçmiştir. Günümüzde ağaç bayramları da ilkel insanların ağaçlara tapınmalarından ileri gelen bir gelenektir. İnsanlar ağacı, uzun ömürlü olması yönündeki hayranlıkları ile kutsamışlardır.

Noel Baba Geleneği

Muğla-Antalya çevresi (Lycly) eyaletinin başpiskoposu olan Saint Nicola'nın çalışmalarını övmek amacına dayanır. Hristiyan inancına göre genellikle karla örtülü ortamda, güleç, tombul ve yardımsever bir tipi canlandıran Noel Baba inancı, günümüz Hristiyan kültürü ve bu kültürden etkilenen doğu kültürlerine de girmiştir. Saint Nicola, insanları himaye eden bir aziz olarak bilinmektedir. Yılbaşı akşamları çocukları sevindiren bir ihtiyardır. Sözkonusu Nicola efsanesi aynı zamanda Anadoluyu Bizans toprağı sayan Batının, çocuklarına aşıladığı bir ideal olarak bilinmektedir.

alemhoca
17-12-2005, 18:45
Bize has bir “yeni yıl” kutlaması nasıl olmalı?

“25 Aralık Hristiyan kiliselerinin hepsi tarafından Hz. İsa'nın doğum günü törenleri olarak kutlanır.” Bu cümleyi dikkate alıdığımızda zannederim noelle yılbaşının birbirine karıştırıldığı anlaşılacak.

O zaman Noel dinsel, yılbaşı geleneksel dir. İkisininde batından gelmesi sonucu değiştirmez.

Sözü çok uzatmadan teklifimize gelelim:

Yılbaşında bütün müslümanların camilerde ve evlerinde hanımları ve çocukları ile bir araya gelmelerini teklif ediyorum. Programlar düzenlenir, sohbetler yapılır, bilgi yarışmaları düzenlenir, çocuklar meşru dairede eğlendirilir.

Bunu şuna benzetebiliriz. Alkollü içki dolu bardağın boşaltılıp, yıkandıktan sonra içine süt doldurulmasından farkı yoktur bu olayın. Nasıl bu işlem günah değildir aynen öyle de 31 aralığın içini güzel değerlerle doldurmakta günah değildir.

Şöyle bir itiraz yapılabilir.

O bardağa süt koymaya ne gerek var, bir başka bardak kullanalım. Bunun bizcede bir sakıncası yok fakat; 31 aralığı bardak yerine koyarsak, tek bardak var, alternatifi yok. O nedenle biz o bardağı bizim değerlerimizle dolduralım istiyoruz.

O gün bir çok müslüman yılbaşını içine günah doldurarak kutlamasa bile, en pasif şekliyle görsel medyayı izleyerek kutlamalara katılıyor.

Ben o gece erken yatan ve çocuklarını erken yatmaya zorlayan insanlar gördüm.

Ben o geceyi, tv başında yılbaşı özel eğlence programı izleyerek geçiren çok müslüman gördüm.

Ben o geceyi bir müslümanın yapmaması gereken şeyleri yaparak geçiren adı müslüman çok kimseleri gördüm.

Ben o gecede yeryüzünde günah lehinde ağır basan dengelere, katkıtda bulunan zavallı çok müslüman gördüm.

Ve bunlara karşı irşat erleri tarafından(!) yapılan içi boş, bilinçsiz ve küfre varan itham ve uyarıların onları günaha daha da yaklaştırdığını gördüm.

O nedenle diyorum ki,

Lütfen o gece savunmada olmayalım, pasifliğe sabır ismi takmayalım, bunu dindarlık saymayalım.

O günü kendi güzelliklerimize ait motiflerle işleyelim.

Meşru dairede eğlenceyi öne çıkaralım. Gidecek bir yeri, yapacak bir işi olmayanlara yer ve iş imkanı sunalım.

Çocukları meşru dairede eğlenmeye teşvik ederken, gençleride spor ve yarışmalara özendirelim, işin şuurunda olduğunu söyleyen büyüklerlede bir kenara çekilip şöyle bir dua edelim;

alemhoca
17-12-2005, 18:48
Yılbaşı Gecesi için bir kıtmirin Duasına amin demek isterseniz...

Amin!

Ya Rab!

Yine her zamanki gibi kapına geldik. Gel demeseydin, günah dolu dünyada, günahlarımızla huzuruna gelmeye yüzümüz olmayacaktı “isteyin vereyim demeseydin”, eğrisi doğrusundan fazla “dilim” dua’ya varmayacaktı.

Ya Rab!

Sen. “...duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? 25_77” diyorsun. Bir değer almak için ellerimizi kaldırıyoruz.

Ya Rab!

Bize duanın gerçeğini öğret,

Bizleri, büyük şeyler isteyen ama, istekleri uğrunda gayret etmeyenlerden

Yanlışları görüp seyredenlerden,

Çok konuşup iş yapmayanlardan

Nefsinin her arzusuna evet diyenlerden,

Hz. Muhammed gibi bir rehberin arkasında olupta, olmamamış ve tanımamış gibi yaşanlardan eyleme

Ya Rab!!!

Bizleri, dua etmenin yanında bir o kadar da gayret edenlerden,

Gördüğü yanlışların üstüne, daha çok doğruları ikame etmeye çalışanlardan,

İhtiyaç kadar konuşup çok iş yapanlardan

Nefsine ve arzularına gem vuranlardan,

Hz Muhammed gibi bir rehberin arkasında olma talihliliğini en iyi şekilde hayata yansıtan kullarından olmayı bizlere nasip eyle Ya Rab!

Ya Rabbu-l âlemîn ve Ya Ekrumu-l Ekremîn,

Yeryüzü senin kitabınken, güneş senin ayetinken, her doğan gün yeni yeni güzelliklerin habercisiyken, adeta bütün kaînat senin türkünü söylerken, duymayanlar, görmeyenler ve bilmeyenler var Ya Rab!

Ve bir de bizler var Ya Rab! Onların öyle olmasında sorumlu olan bir de bizler...

Seni tanıdığını sanan bizler,

kendini sana kul sanan bizler,

kul olduğu halde günah lekeleriyle yaşayan bizler,

daha da öte gidip onunla arkadaşlık yapan bizler,

dili estağfirullaha varmayan bizler,

estağfirullahı bile estağfirullaha muhtaç bizler,

günahın kirlerine karşı gözyaşını yağmur gibi yağdırmayan bizler,

ağlama-ma-ya erkeklik bahanesi bulurken, kalbinde bir burkuntu duyma-ma-ya bahanesi olmayan bizler var Ya Rab!

Ya Rabbu-l âlemîn ve Ya Ekrumu-l Ekremîn,

Ya Rab

Ya Rab sen Fussilat süresinde şöyle buyuruyorsun ve “...61/11 yerküreye:...” diyorsun ki; “61/11 ...İsteyerek veya istemeyerek, gelin!...” ve “61/11 İkisi de "İsteyerek geldik" diyorlar ve itaat sergiliyorlar.

O gün bu gün sana itaat eden yaşlı dünyamız, acaba bu gün üzerinde işlenen itaatsizliklere ne diyordur acaba?...

Ya Rab taşlar gibi de olamadık.

Sen yüce beyanında Yahudinin kalbini anlatırken şöyle diyorsun;

“2-74.. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.

Ya Rab! Bizleri taşlar gibi olamama gafletinden kurtar...

Senin Habibin şöyle diyor; "Rahmân'ın iki parmağı arasında olmayan bir kalp yoktur. Allah dilerse onu doğru yola sevkeder, dilerse şaşırtır!"

Ne olur bizleri doğru yola ilet Ya Rab

Eğer terbiyesizlik olmaz, haddi aşmak sayılmazsa, Senin HABİBİ’nin manevi huzurunda dilimizi dilinin yanına koyuyor, kalbimizi kalbine komşu yapıyor ve onun dediği şu ifadelere gönülden katılıyoruz."Ey kalpleri tesbit eden Rabbimiz! Kalplerimizi dinin üzerine tesbit et."

Ya Rabbu-l âlemîn ve Ya Ekrumu-l Ekremîn,

Ya Rab!

Sen halimizi bizden iyi biliyorsun, derdimize derman ilaçları Rahmet eczahanende bulunduruyorsun,

Ne olur sana “yakın” olduğunu söylediği halde “uzak” olan bizlerle, sana “uzak” olan “onları” sana yaklaştır Ya RABBİ’

Bizleri sana kul eyle Ya Rab!

Geçmiş yıllarımızın günahlarını affet Ya Rab!

Onlara bir daha dönmeyecek, onlarla bir daha kol kola girmeyecek, onları bir daha tatmayacak bir iradenin sahibi eyle bizleri Ya Rab!

Gelen ve Gelecek yıllarımızı insanlık için hayırla doldur Ya Rab!

Varlık sebebi seni anlatmak ve tanıtmak olan Dünyada, seni anlamayı ve tanıtmayı bizlere nasip et Ya Rab!

Bizleri affeyle Ya Rab!

Bizleri affet diyemecek kadar sana uzak olanlarada hidayet eyle Ya Rab!

Ya Rabbu-l âlemîn ve Ya Ekrumu-l Ekremîn,

Ya Rabbi, ne olur bizi bize rağmen affet, affet, ne olur affet.....

Konuyu burada kesiyorum herkes ne anladıysa o kadarla iktifa etsin diyorum....

Bu duygularla Yeni yılınızı Kutluyorum.

Hayra ve hayırlara vesile olmasını Hayrı yaratan Zat’tan diliyorum.

Bu niyetle bütün insanların yıl başını kutluyorum.

Böyle bir kutlamada batıla benzemeyi şöyle değerlendiriyorum.

Aynı günde, ayrı iki insandan biri camiye gidiyor, biri de meyhaneye... bunların iş yaptıkları günün aynı olması, yaptıkları için aynı hükmü gerektirmez. Günler aynı olsada yapılan işlerin ayrı olması hükümleride ayrı ayrı yapar.

Doğum/yaş ve anneler günlerinde aynı açıdan bakılabilir.

paso
02-04-2007, 19:33
[Linkleri görebilmek için kayıt olmanız gerekiyor. http://www.forumturka.net/forum/register.php link'ini alıp browser'ınıza yapıştırmanız yeterlidir.]ılbaşı ve İslam



Her sene sonuna geldiğimizde; basın-yayın organlarında ve dolayısıyla da halkımız arasında bir yılbaşı tartışması başlar.

Bir kesim; yılbaşı kutlamalarının günah olduğunu, bunun bir Hristiyanlık adeti olduğunu söyler. Diğer bir kesim ise yılbaşı kutlamalarının Hristiyanlıkla bir ilgisinin bulunmadığını ve günah olmadığını dile getirir. Haklı olarak vatandaşlarımız da yılbaşı ve kutlamaları ile ilgili doğru-yanlış birçok görüşe muhatap olmuş olur. Dolayısıyla da şüphe ve tereddüt içinde kalır.

Bizim 1-2 yazımızla bütün yanlışların düzeleceğini beklemek, elbette ki mümkün değildir. Buna rağmen biz, konuyu gerçek yönleri ile açıklamak zorundayız.



Hz. İsa’nın doğumu 24 Aralık



Önce şurasını ifade edelim ki; Hz. İsa’nın doğum tarihi her ne kadar kesin olarak belli değilse de, Hristiyanlar tarafından 24 Ocak olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla 1 Ocak’ın yani yılbaşı gününün Hz. İsa’nın doğumu ile bir ilgisi yoktur. Doğal olarak, yılbaşı kutlamalarının bir Hristiyanlık gereği olduğunu söylemek gerçek dışıdır, doğru değildir.

Kaldı ki; Hz. İsa biz Müslümanların da inandığı büyük bir peygamberdir. Onun doğum gününü kutlamamız bize bir zarar vermez, aksine yarar sağlar. Çünkü biz müslümanlar bütün peygamberlere saygı gösteririz, o nedenle de sevap kazanırız, manevi derecemiz yükselir.



Eksik ve yanlış bilgi



Halkımızı ve özellikle de dindar kesimleri yılbaşı konusunda yanılgıya düşüren en önemli konu, Hicri ve Miladi takvim meselesidir. Hicri takvim, Hz. Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicreti (göçü) ile başlar ve tüm müslümanların takvimi olarak bilinir. Miladi takvim ise Hz. İsa’nın doğumu ile başlar ve bu takvim de Hristiyanların takvimi olarak bilinir. Buna göre; gerçekten Müslümanlar kendi Hicri takvimlerini bırakıp, Hristiyanların Miladi takvimlerini almışlar ve onların yılbaşısını kutluyorlar. Dolayısıyla bu bir Hristiyan adetidir, Müslümanların ona uymaları caiz değildir, diyorlar...



İki takvim sistemi



Çeşitli takvim sistemleri arasında 2 tanesi konumuzla ilgili bulunmaktadır. Bunlardan biri Hicri takvim sistemi, diğeri Miladi takvim sistemidir. Gerçekten biz Hicri takvimi resmiyetten kaldırdık ve yerine Miladi takvim sistemini getirdik..

Bu bir din veya inanç meselesi değil, tamamen bir teknik konudur. Fayda ve zarar meselesiyse şöyle:

Hicri takvim, ay hesabına göre düzenlenen bir takvimdir. 355 gündür. Miladi takvim ise güneş hesabına göre düzenlenmiş olup 365 gündür. Dolayısıyla 2 takvim arasında ortalama 10 günlük bir fark vardır. Hicri takvim 10 gün eksiktir. Mevsimlerin oluşumu ve birbirini izleyişleri yani evrendeki tabii hayat ise güneş takvimine göredir. Yani 365 gün hesabına göre işlemektedir.

Eğer siz 355 günlük Hicri ay takvimini kullanırsanız, her sene, her mevsim 10 gün erken gelmektedir. Ramazan ayının her sene 10 gün önceye gelmesinin sebebi de budur. Çünkü Ramazan hicri takvime göre düzenlenmiştir. Hz. Peygamber’in doğumunu kutlama konusu da her sene 10 gün önceye gelmektedir. Bu da gerçekçilikten uzak ve sakat bir durum ortaya çıkarmaktadır. Hz. peygamberin doğumu nisan ayında olmasına rağmen biz sonbaharda ve kışın ortasında Hz. Peygamberin doğum gününü kutlamaktayız. Çünkü Hicri takvime göre her sene 10 gün öne gelmektedir.

Hicri takvimin 10 gün eksik olması asıl devletin maliyet ve bütçe işlerinde, memurların maaş hesaplarında büyük karmaşaya yol açmaktadır. Bu karmaşayı ortadan kaldırmak için Osmanlının son yıllarında Hicri takvimi Miladi takvime çevirmişler ancak yılbaşından itibaren değil de Hicri takvimi 355 günden 365 güne çıkarma şeklinde bir değişiklik yapılmış ve buna da Rumi takvim adı verilmiştir. Bu da ikinci bir karmaşa olmuştur. Cumhuriyet döneminde ise resmi takvim alınmış, böylece karmaşaya son verilmiştir.

Miladi takvimde Hz. İsa’nın doğum yılı takvim başlangıcı olarak alınmış olmaktadır. Ancak unutmayalım, gün olarak değil yıl olarak, takvim başlangıcı olarak alınmıştır. Yoksa, tekrar edelim; Hz. İsa’nın doğumu 24 Aralık’tır, 1 Ocak değildır.

Hicri takvimde de takvim başlangıcı olan yılbaşı ile Hz. Peygamber’in gerçek hicreti arasında 52 günlük bir fark vardır.

Görülüyor ki, ortada dini bir konu yoktur, tamamen teknik ve fayda-zarar meselesi vardır. Türkiye’nin 365 günlük Miladi takvimi resmi takvim olarak kabul etmesi, tamamen teknik ve yarar amacına yönelik bir zarurettir.



Kutlama caiz mi?



Yılbaşı kutlamaları yapmak caiz mi, günah mı şeklindeki soruya çeşitli biçimlerde cevap verilebilir:



1- Caizdir: Bir insan normal olarak “Bir yılın sonuna geldik, yeni bir yıla giriyoruz” deyip onu bir kutlama sebebi yaparsa buna kimse bir şey diyemez, caiz olur. Neden günah olsun? Ailesi ve çocukları ile o gün daha iyi bir yemek yapıp ailece şenlik yaparlarsa bu neden günah olsun?..



2- Toplumsal kabul: İslam’da örf ve adetler meşrudur, muhteremdir. Toplumun kabulleri, halkın adetleri meşrudur. Önemli olan temel İslam esaslarına aykırı olmasın, açık haramları çiğnemesin. Dolayısıyla yılbaşı kutlamaları bugün Müslüman Türk halkı tarafından kabullenilmiş; bir örf, bir adet haline gelmiştir. Dolayısıyla da meşrudur, muteberdir ve caizdir.



3- Eğlence caizdir: İslam’da insanların eğlenmeleri, neşelenmeleri yasak değildir, aksine teşvik edilmiştir. İslam’daki bayramların anlamı da eğlence ve sevinme anlamı ifade eder. Müslümanlara gülmeyi bile yasaklayan ruhbanlık zihniyeti, İslam’a sonradan sokulmuştur. Müslümanlar çeşitli biçimlerde eğlenirler. Sevgili peygamberimiz de birçok defa düğünlere katılmış, orada tefler çalıp şarkılar söyleyen cariye bayanların şarkılarını dinlemişlerdir. Bugünkü şarkıcı bayanların konser vermeleri ile cariye bayanların teflerle şarkı söylemeleri arasında özde bir fark yoktur. Peygamberimizin bir şeyi görüp de sükut ederek onaylaması, o şeyin sünnet olduğunu ifade eder. Dolayısıyla konserlere gidip bayan şarkıcıları dinlemek ve eğlenmek de sünnet olarak değerlendirilmelidir. Maalesef eskiden beri din alimleri insanların lehine olan bir konu olursa onu mümkün olduğu kadar örterler ama insanlara bir görev yükleyen veya yasak getiren bir konu varsa o zaman onu abartarak anlatırlar. O nedenle eğlence ile ilgili konuları da örtmüşlerdir...



4- Haramlardan sakınmak: Yılbaşı kutlamaları sebebiyle veya bir başka sebeple Müslümanlar günah işlemekten sakınmalıdırlar. Mesela, sarhoş olmak, kumar oynamak, cinayet işlemek, zina yapmak, hırsızlık yapmak vs. Her türlü büyük günahlardan uzak durmalıdırlar. İslam’ın yasakladığı bütün günahlar, insanlık için zararlı olan şeylerdir. İnsanlara yararlı olduğu halde İslamiyet tarafından haram edilmiş hiçbir şey gösterilemez. İslam’ın haram kıldığı bütün şeyler, insanlık için maddeten veya manen zararlı olan fiillerdir. Çünkü İslam’ın amacı insanların mutlu olmalarıdır. Dolayısıyla yılbaşı kutlamalarını da ona göre düşünmek gerekir... İnsanlara zararlı olan her şey, İslam tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır

yiscanli
06-04-2007, 12:36
kutlamıyorum arkadaş. özellikle erkenden yatıyorum
o insanlara inat, o ağaçtanda kıl kapıyorum

Delikanli_Kiz
27-06-2007, 18:47
bizde kutlamayıs ;)

zaten gavurlara has bişi vede günah ;)

bugune kadar hiç kutlamadık ama gezmeye felan gittiğimiz olur o günler ama yıbaşı oldugu için deil.. (:

SORUYU DOĞRU CEVAPLA BEDAVA 100 KONTÖR'Ü HEMEN AL

ForumTURKA.Net