SORUYU DOĞRU CEVAPLA BEDAVA 100 KONTÖR'Ü HEMEN AL


PDA

Tüm Versiyonu Göster : Evlilikte mutluluğun '9' sırrı...


Kanuni45
13-01-2007, 23:55
1) Mutluluk ötelerde değil: Mutlu olanlar bunun için olması imkansız büyük şeyler beklemeyenlerdir. Bir demet çiçek alan eşine, tebessümle bakan kadın, eşinin şefkat ve sevgisiyle pişirdiği bir çorbaya teşekkür edebilen erkek mutlu olur.

2) “Adalet”i unutmayın: Yaşanan olaylar karşısında her şeyi iyi tahlil edin. Kendinize haksızlık ediliyormuş gibi bir pozisyona girmeyin. Kendinizi mazlum, eşinizi zalim sandalyesine oturtup “Ben bu evde neyim ki?” diye eşinizi itham etmeyin.

3) Alıngan olmayın: Sürekli “Niye öyle konuştun? Sen böyle demekle beni kast ediyorsun...” vb sözlerle hesap sormayın. Hiçbir eş, “Acaba bu sözümden ve davranışımdan yanlış bir mana çıkarır mı?” diye düşünen bir eşin yanında rahat olmaz.

4) Aranıza duvarlar örmeyin: Duvarlar örüp onu o duvarların arkasında yalnızlığa terk etmeyin. Ya da siz kendinizi öyle bir duvarın içine hapsedip yalnız başınıza yaşamayın. “Beni anlamayan bir eşim var, ne yapabilirim?” diye diyalog kapılarını kapamayın.

5) Eşinize kambur olmayın: Kendinize düşen sorumlulukları mutlaka yerine getirin. “Ben yapmasam nasıl olsa eşim yapar” düşüncesiyle onun fedakarlığını istismar edip eşinize yük ve kambur olmayın. Nihayetinde o da bir insan, gün gelip o kamburdan kurtulmak isteyebilir.

6) Kendinizi peri, eşinizi cadı ilan etmeyin: Her şeyden bir haklılık payı çıkarıp, kendinizi tek akıllı olarak göstermeye çalışmayın. Kendinizi iyilik perisi eşinizi cadı ilan etmeyin. Unutmayın ki, eşler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.

7) Eşinize akıl hocalığı yapmayın: Sürekli eşinize ‘şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyerek akıl hocalığı yapmayın. Sanki onun aklı yokmuş da siz veriyormuşsunuz gibi davranmayın. Başaramadığı işler karşısında fırsatçılık yapmayın.

8) Tartışmak için bahane aramayın: Tartışmak için fırsat kollamayın. En küçük bir şey için sayıp dökmeyin. Mutlu olmak dururken ufak tefek şeylerle hayatı zindana çevirmeyin... Her tartışma mutluluk sarayından bir tuğla koparır.
9) Kameralarınızı güzelliklere çevirin: Aile hayatı içinde her şey olabilir. Bunlar kaderin cilvesidir. Bu sebeple alıcılarınızı eşinizin kötülüklerine değil iyiliklerine çevirin. Bahar günlerinde bile sağanakların olduğunu unutmayın. Sayı:214

Kanuni45
13-01-2007, 23:56
Evliliği sarsan 8 yanlış

Kabul, hep siz haklısınız, sizin dediğiniz doğru ve hep sizin sözünüz geçerli olmalı! Siz insanın kalbinden geçeni bile okuyabilirsiniz! Yok canım o kadar da değil diyorsanız, önerilerimize göz atınız.


--------------------------------------------------------------------------------

1. EŞİNİN KİŞİLİĞİNE KARŞI AĞIR ELEŞTİRİDE BULUNMA
Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. “Sen hep böylesin, hep beceriksizsin.” suçlamalarına sitemkar ve biraz da hakaret içeren “Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.” sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.


2. İŞİ YOKUŞA SÜRME
Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğer eş “On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.

3. GEÇMİŞİ HATIRLATMA
Evlilik hayatı boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayatı boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrak tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.

4. GENELLEMEDE BULUNMA
Eşinize bir kalıp biçerek o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. “Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin...” sözleri evliliği yıpratır.

5. EŞİNİN AKLINI OKUMA
Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir. Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya başlar. Kafalarında kurdukları şeyler zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. “Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.” gibi sözlerle eşinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.

6. KENDİNİ HEP HAKLI GÖRME
Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde kim daha haklı, adeta “mahkeme” kuruluyor.

7. KONUŞURKEN SÖZLERİN KESİLMESİ VE SES TONUNU YÜKSELTMESİ
İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.


8. EŞLERDEN BİRİNİN KENDİSİNİ TERAPİST YERİNE KOYMASI
‘Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz’ gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun kendini doktor yerine koymamalıdır.

Kanuni45
14-01-2007, 00:00
“Bir varmış bir yokmuş” diye başlar masallar… Ve “onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine” diye son bulur. Ortada neler yaşanır o pek bilinmez. Acılar mı çoktur, sevinçler mi? Onu ne yazan olur ne de anlatan. Ama gerçek olan mutlulukla biten masallardır. Şu dünyada hemen herkesin öyle bir masalı vardır. Kimi masalların sayfalarına kahkahaların resmi çizilir. Kimininkine ise hıçkırıkların hüznü yazılır… Peki sizin masalınızda ne yazılar var? Hüzün mü yoksa, neşe mi?”
Eğer o masala mutluluğun resmini çizmek, mutluluğun şarkısını yazmak istiyorsanız?.. Önce geçmişteki acıların üzerini çizin. Kötülükleri mazi mezarına gömün. Sayfalara “eşimi seviyorum” ve “onu sevmek için bütün yolları deneyeceğim” diye yazın.

Çirkin olan hiçbir şeyi duymayın, görmeyin. Her söze cevap yetiştirmeyin. Gözünüzü kör, kulağınızı sağır edin. Bu dünya her kötülüğü görecek, her söze cevap yetiştirecek kadar uzun değil.

Eşinizi “sen şöylesin, sen böylesin” diye yıpratmayın. “Sen benim için özelsin, sen bir tanesin” diye motive edin. Kameralarınızı kusur ve hatalara değil; güzelliklere çevirin.

Negatifliği bırakıp, pozitif olun. Etrafınıza mutluluk ışıkları saçın. Çevrenize huzur meltemi estirin. Eşiniz aydınlığınızda ferahlamak, huzur melteminizde serinlemek için yanınıza koşa koşa gelsin. Acıları orada dinsin. Sıkıntıları orada bitsin. Elem ve keder dağları o güneşte erisin.

Eviniz, erişilmez dağların zirvesi olmasın. Eşiniz, o fırtınalar arasında tek başına kalmasın.

Aynı evi, aynı çocukları, aynı odayı ve aynı yastığı paylaşanlar aynı “s e v g i y i” de paylaşsın. Aynı mutluluğa imza atsın. Aynı huzura doğru koşsun. Şayet “Ben pozitif olamıyorum ya da ne yapsam eşimi mutlu edemiyorum” diyor ve mutluluğu yakalamakta kararlıysanız?

Hayatta hiçbir şey zor değil. Yeter ki isteyin, yeter ki, başaracağınıza inanın ve gayret gösterin. Bir de bol bol, dua edin.

Unutmayın, yollar, yürüdükçe aşılır. Dağlar tırmandıkça... Evlilik de bir yoldur. Bazen ufak tefek taşlar olur. Onları görüp, ümitsizliğe düşmeyin.

Belki koşarken ayaklarınıza taşlar batar, belki yüreğiniz acır. Sonundaki mutluluğu düşünün. Güzel günleri hayal edin…

Masalınızın sonunun mutlulukla bitmesini istiyorsanız eşinizi sevin... Ve önsözü “mutsuzlar” son sözü “ayrıldılar” değil, önsözü “sevgi” son sözü “mutluydular

Kanuni45
14-01-2007, 00:02
Genç adam koşa koşa geldi. - Özür dilerim hayatım seni çok beklettim. Biliyorsun trafik. Çok yoruldun mu? Sıkıldın mı? - Çok bekledim, biraz da yoruldum; ama önemli değil canım. Ben artık senin huyunu öğrendim. Seni bu huyunla da seviyorum. Bu yaştan sonra değişecek değilsin ya.
- Allah razı olsun ne kadar anlayışlısın.

Aile mutluluğuna gölge düşüren en önemli şeylerden biridir; eşlerin birbirlerini değiştirmeye çalışmaları. Bunun için de yıllar yılı enerji harcamaları. Kimi eşler, sürekli ‘Sen şöylesin, sen böylesin. Şunu şöyle yap, bunu böyle yap. Neden onu oraya koydun, niye buraya koydun?’ vb. gibi küçük şeylerle mutluluklarını gölgelerler. Gülücüklerle geçecek o güzel zamanlarını bir hiç uğruna sıkıntıyla tüketirler. Kendilerini, eşlerini ve de çocuklarını huzursuz ederler. Ama ne eş değişir ne de mutluluk gelir… Halbuki eşler, birbirini değiştirmeye çalışmak yerine eşlerini olduğu gibi kabul etmelidirler. Eşin biraz geç gelmesi, sorumluluğunu yerine getirmemesi ya da istenilen bir şeyi yapmaması karşısında mutsuz olup, kendilerini de eşlerini de yıpratmamalıdır. Küçücük bir sabır, birazcık anlayış ve hoşgörü kötülükleri görünmez eder. Mutsuzlukları mutluluğa dönüştürür. Sıkıntıları feraha çevirir.

Evlilik, mutluluk san’atını inşa etmektir. Mutluluk şalını ilmek ilmek örmektir. Sabır aşını hafif ateşte pişirmek sonra da sevgi ve hoşgörüyle yemektir. Evlilik yolunun üzerindeki ‘ene’leri, kaprisleri, kin, nefret ve olumsuz duyguları ayıklayarak mutluluk sarayına ulaşmaktır. Genelde “engelleri o ayıklasın” düşüncesi hakim hepimizde. Hep rahatta öne geçip, hizmette arkada kalıyoruz. Halbuki hizmette öne geçip rahatta arkada kalmak çok güzel bir fedakarlıktır.

“Aziz ve Celil olan Allah bir yoldan bir diken dalını kaldırdığı için bir kişinin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır.” (Camiü’s Sağir, 5777) Bu hadisten yola çıkarak eşlerin evlilik yolunun üzerindeki dikenleri kaldırmaları daha büyük günahların affına vesiledir.

“Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında Cenab-ı Hak da onlara rahmet nazarıyla bakar.” (Camiü’s Sağir, 1977)

Bir bakış, bir gülüş, küçük bir jest, anlayış ve hoşgörüyle eşin gönlünü yapıp, kalbini hoş tutarak Cenab-ı Hakk’ın rahmetine mazhar olabilir insan.

Bir başka hadiste de “Aile fertlerine yapmış olduğun her iyilik onlara bir sadakadır.” (Camiü’s Sağir, 6339) buyuruluyor. Müslüman’a yakışan tavır, aile fertlerine iyilik yaparak sadaka sevabı kazanmaktır. Üstelik iyilik yapılan kişi can düşmanı değil, can yoldaşı olursa bu sevap daha artar.

***


Evlililik, mutluluk şalını örmektir

Kanuni45
14-01-2007, 00:04
Kültür farklılığı evliliğinizi sarsmasın


Basit gibi gelse de her evde giyimden yemek kültürüne kadar bir dizi sorun yaşanır. Peki bunlar nasıl aşılabilir?
Sevgi ya da aşk her şeyi çözmüyor. Evlenmeye karar vermeyle birlikte bir seremoni süreci başlıyor. Kız isteme, nişan, nikah ve düğün. Beraber bir evi paylaşma, sorumluluklar, alışkanlıklar ve her yöreye has yaklaşımlar evlilik çatısının altında gerginliklere yol açıyor. Ne alınacağı, neyin getirileceğinden başlayan ve evlilik sonrasında ev içinde devam eden farklı kültürlerin kaynaşma problemi kimi zaman aşılamayarak evliliği bir zindana dönüştürebiliyor. Özellikle farklı bölgelerden yani bir Trabzonlunun bir Diyarbakırlıyla, bir İzmirlinin bir Vanlıyla ya da bir Edirnelinin Erzurumluyla evliliğinde kültürel farklılıklar kendini çokça hissettiriyor. Bu durum, giyim-kuşamdan yemek kültürüne, olaylara yaklaşım tarzına, ev içi sorumlulukların dağılımına kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Evliliğin ilk zamanlarında, yuvanın ilk heyecanıyla birçok şey görülemeyebiliyor. Ama cicim aylarının geçmeye yüz tutmasıyla birlikte karı-koca arasındaki yemek ve sofra kültürü, hassasiyetler, davranış biçimi kendini hissettirmeye başlıyor. Kayınvalideler, gelinlerinin kendi kültür ve davranış biçimlerine hemen adapte olmasını bekliyor. Damatlardan da aynı beklenti kayınpeder cephesinde yaşanıyor. Kimi zaman karı-koca arasında vazgeçilemeyen alışkanlıklar önce gerginliğe, ardından da şiddetli geçimsizliğe kadar uzanan bir dizi sıkıntıya sebep oluyor. Halbuki kültürel yaklaşımların, alışkanlıkların ne hemen değiştirilmesi mümkündür ne de bunlarda ısrarla devam etmek. Bu sorunu en iyi ortak yolu bulan, birbirlerine anlayışla yaklaşan eşler çözebiliyor.


Âdet ve kültür çatışması nasıl aşılabilir?

Evlilikte eş seçiminde dikkat edilecek hususlardan biri de kültür benzerliğidir. Adaylar diğer önemli hususlarda birbirine ne kadar uygun olsalar da kültür farklılığı eşlerin geçimini etkilemektedir. Eşlerin ailesinin çiftçi ailesi, esnaf ailesi, memur ailesi, akademisyen ailesi vb olması, ailenin sosyo ekonomik durumu, ailenin yerleşim yeri ve şekli, yerleşim yerinin coğrafi özellikleri, tarihî özellikleri, yaşama şeklini hayata bakış açısını ve davranışları önemli ölçüde etkilemektedir. Bu niçin bu kadar önemlidir?

Evlilik çok yönlü olan bir beraberliktir. Evlilikte duygusallık, cinsellik, ekonomik paylaşım, ev içi sorumlulukların paylaşımı, fikrî beraberlik, anne-babalık farklı bakış açıları gerektirir. Bu bakış açılarının edinilmesinde içinde yaşanılan kültürün etkisi çoktur. Evlilikte kültür farklılığı en çok ailesinden ayrı yerde okumuş veya çalışmaya başlamış kişilerin evliliklerinde kendisini göstermektedir. Birbirine yakın yerlerde yaşayan kişiler ailelerinin kültür farkının bilincinde olarak evlenir. Fakat aileler birbirini iyi tanımadığında bazı sorunlar çıkmaktadır.



--------------------------------------------------------------------------------

Basit gibi görülen sorunlardan kavga çıkıyor

Evlilikte sorunlar çok basit görünebilecek konulardan çıkmakta ve başka sorunlarla birleşince hayret verecek kadar büyümektedir.


Merasimler

İki aday ve ailesi arasında kültür farklılığı varsa ilk sorunlar merasimlerde çıkmaktadır. Kız isteme şekli, söz kesme, adayların birbiriyle görüşme sıklığı, düğünün nerede ve ne şekilde yapılacağı kültürün etkisiyle farklılık göstermekte ve farklı kültürden aileler arasında bu yönden sorunlar çıkıp büyüyebilmekte ve gençlerin bütün evlilik hayatını etkileyebilmektedir.


Sofra düzeni ve yemek çeşitleri

Yemek biyolojik bir ihtiyaç olduğu kadar yemek yeme aynı zamanda sosyal bir olaydır. Ailenin yeme şekli ve düzeni ile yemek çeşitleri de kültürünü yansıtmaktadır. Bununla beraber sosyal ve ekonomik şartlardan da etkilenmektedir. Farklı kültürlerden kız veya erkek ailesinin ve bunlara bağlı olarak gelin ve damadın bu farklılıkları yadırgadıkları ve bunu daha sonra dile getirdiklerinde sorunların büyüdüğü de görülmektedir.


İhtiyaçlar

Neyin ihtiyaç neyin ihtiyaç olmadığı konusu da kültürden etkilenmektedir. Tabii bunda ekonomik şartlar da etkili olmaktadır. Yaşama şekli belli bir görgü ve kültür meydana getirmektedir. Bu da kurulacak evin eşyalarının seçiminde etkili olmakta ve karşılıklı anlayış olmadığı takdirde sorunlara sebep olabilmektedir. Birisi için ihtiyaç olan diğer kişi için israf olarak görülebilmektedir.


Giyim tarzı

Gerek evliliğin başlangıcında gerekse eşlerin hayatında giyim tarzı eşlerin hayatında sorun olabilmekte eşler birbirinin veya ailenin giyim kuşamını yadırgayabilmekte ve karşı tarafın değişmesini isteyebilmektedirler.


Ev içi sorumlulukların paylaşımı

Bu konu da aynı şekilde kültürün etkisiyle farklılık göstermektedir. Kadının çalışması, alışverişe gitmesi, eşine dış işlerinde yardım etmesi, erkeğin ev işlerinde veya çocuk bakımında eşine yardım etmesi, yardımcı bulunması vb. konular hep kültürle alakalıdır. Bu konudaki düşünceler ve davranışlar kültürden etkilenmekte ve arada çok farklılık varsa eşlerin uyumunu tabii olarak zorlaştırmaktadır. İnsanlar karşılıklı konuşarak birbirlerinden görerek biraz değişebilirler. Fakat arada büyük bir kültür farklılığı varsa bu değişiklik tam bir uyum için yeterli gelmeyecektir.





--------------------------------------------------------------------------------


Sevgi ve hoşgörü kültür problemini azaltır

Eş seçiminde kültür farklılığına dikkat etmek sorunların azalmasına yardımcı olur. Bununla beraber belli bir kültür farklılığı olması kaçınılmazdır. Farklı kültürlerden olan kişilerin anlaşabilmesi için kişilerin farklı bakış açılarına saygılı ve değişime açık olmaları gerekir. Bunun için önce eşlerin sevgilerinin çok güçlü ve birbirlerine gerçekten saygı göstermesi ve evlilikte kararlı olması gerekir. Eşini seven, güvenen ve sayan bir kişi onun ve ailesinin üzülmesini istemez ve bunun için elinden geleni yapar. Kendi ailesinin de üzülmesini istemez fakat kendisine olan sevgilerinden yola çıkarak evliliğe zarar vermemeleri için elinden gelen hassasiyeti gösterir.

Örnek olarak evliliklerde sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri köyde yaşayan eşin ailesine tatillerde ziyarete gitmede yaşanmaktadır. Köy hayatını veya o köydeki hayatı yadırgayan eş bu konuda huzursuz olup eşini de huzursuz edebilmektedir.

Halbuki kültürel özellikler zenginliklerdir. Hayatı başka açılardan görmemize yardımcı olur. Şehir hayatı düzenli ve estetik olabilir. Köy hayatında ise doğallık ve bambaşka bir güzellik vardır. İnsanları gözlemek farklı hayatlardaki insanların hayatı nasıl anladıklarını, zorluklarla nasıl başa çıktıklarını anlamaya çalışmak farklı şekillerde yaşamayı kolaylaştırır. Prensiplerinden taviz vermeyen insanlar bu konuda zorluk çekebilirler. Biraz esnek olmak karşıdaki insanın yerine kendini koymak (empati) geçimi kolaylaştırır. Mesela köy şartlarında yetişmiş bir genç kız şehirde yaşayan bir aileye gelin gittiğinde onların yaşama şekline uygun hareket ettiğinde eşiyle ve ailesiyle sorunlar az olur.

Aynı şekilde şehir hayatında yaşayan bir genç kızın da eşinin köyde yaşayan ailesine uyum göstermeye çalışması bazı yöresel yemekleri öğrenmesi aradaki sevgi bağını kuvvetlendirmektedir. Kültür farklılıklarından olan ev içi sorumluluklarının paylaşımında erkeklerin de bazı değişimlere açık olması ile orta yol bulunabilmektedir. Mesela çalışan veya küçük çocuklu hanıma ev işleri ve çocuk bakımında yardımcı olmak, alışverişi ortak zevklere göre birlikte yapmak, bazı günler dışarıda aileye uygun bir yerde yemek yemek gibi değişiklikler eşlerin arasında problemlerin büyümesini ve gergin bir ortamın ortaya çıkmasını önlemektedir..




--------------------------------------------------------------------------------


Sofra düzeni evliliğe mani olur mu?


Nihal Hanım şehirde tahsilini yapmış, yine şehirde öğretmenlik yapmakta ve o şehrin üst düzey yöneticileri ve aileleriyle sıklıkla görüşmektedir. Ev düzeninde olduğu gibi sofra konusunda da hayli titizdir. Oğlu bir köy öğretmeninin kızıyla evlenmek istemiştir. İstemeye gittiklerinde sofranın kuruluşundan, sofra örtüsünden hayli rahatsız olmuş ve bunu oğluna söylemiştir. Halbuki o şartlarda o şekilde bir sofra düzeni gerekmektedir. Nihal Hanım bunu düşünememiştir. Fakat oğlu annesini kırmadan köyde bu şekilde yaşanabildiğini, evlendikten sonra eşinin ona uyum göstereceğine inandığını söylemiş, eşine de bu konuşmadan bahsetmemiştir. Nihal Hanım’ın gelini çok iyi bir ev hanımı olmuştur. Çok bilgili, görmüş geçirmiş bir insan olan kayınvalidesinden de çok şey öğrenmiştir. Eşini ve ailesini mahcup edecek bir davranışta bulunmak şöyle dursun Nihal Hanım’ın arkadaşlarından sürekli takdir almıştır. Nihal Hanımın oğlu ve eşi aralarındaki sevgi ve saygıyla kültür farklılığından kaynaklanan sorunların üstesinden gelmişlerdir.
Sayı: 192

Kanuni45
14-01-2007, 00:13
Çocuklarınızın arkadaşlarını tanıyor musunuz?

Gençlerimizi hazırcılığa, çalışmadan kazanmaya özendiriyoruz. Özünden ayrılıp hakikatlerinden kopan insanın feryadını duymuyoruz. ‘Ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz’ gerçeğini unutuyoruz. Çocuklarımızın ve gençlerimizin kimlerle arkadaşlık yaptıklarından, hangi yerlerde ‘terbiye gördüklerinden’ bîhaber yaşıyoruz. Uzmanlar, insanların, arkadaşlarından çok fazla etkilendiklerini, bu etkilenmenin olumlu ya da olumsuz olmasının tamamen arkadaşın özellikleriyle alakalı olduğunu belirtiyorlar. İslam alimleri de çocuk terbiyesinde asıl olanın, çocukları doğru arkadaşlarla buluşturmak, dürüst, edepli akranlarıyla dostluk kurmalarını sağlamak olduğunu söylüyor. Peygamber Efendimiz (sas) ise bu hakikate şöyle işaret buyuruyor, “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyle ise dost edindiğiniz kimselere dikkat edin.” Bu konuda en büyük görev anne-babalara düşmektedir. Mesela, bir anne-baba olarak çocuklarınızın arkadaşlarını ne kadar tanıyorsunuz? Arkadaşlarının çocuğunuzla nasıl bir dostluk kurduklarını test ettiniz mi? Ya da hangi mekanlara girip çıkıyor, kimlerle, nerede yiyip içiyor, kontrol ettiniz mi?
Peki bu konuda neler yapabiliriz? Dürüstlüğüne inandığımız, ibadetlerini yerine getiren, hakperest insanların, çocuklarınızla arkadaşlık kurmalarını sağlayabilirsiniz. Çocuklarınızı bu insanlarla tanıştırıp, onları kötü yollara gitmekten alıkoyarak Hakk’ı öğrenip Hakk’ın rızasına uygun yaşamalarını sağlayabilirsiniz. Bununla birlikte çocuklarınızın mevcut arkadaşları için anneler kız çocuklarının, babalar da erkek çocuklarının arkadaşlarıyla bir çay sohbetinde tanışsalar, onlarla ilgili bilgiler edinseler, çocuklarına en büyük iyiliği yapmış olacaklardır. Bir anne-babanın çocukları adına bundan daha önemli görevi ve sorumluluğu olamaz herhalde.

Kanuni45
14-01-2007, 00:25
Eşimle babam arasında kaldım
Yasemin Yalçın Aktosun
İ.Y.
Ben evli iki çocuk babası ve üniversite mezunuyum. Eşim ilkokul mezunu ve ev hanımı. Ayrıca geçici olarak yanımda babam kalıyor.
Babam 85 yaşında ve biraz da hasta fakat kendi hizmetini görebiliyor ancak yaştan ve geçmiş alışkanlıklarından olacak temizliğe fazla dikkat etmiyor. Sürekli evde duruyor. Eşim ise temizlik konusunda aşırı denecek düzeyde titiz.
Problemim şu; eşimle babamın pozisyonuyla ilgili olarak tartışıyoruz ve onun bana karşı geldiği ve söylediği sözleri hakaret olarak değerlendiriyorum ve birbirimize küsüyoruz babama hizmette kusur etmemeye çalıştığım gibi eşimi de çok seviyor kırmamaya çalışıyorum. Acaba ben haksız mıyım; yoksa bazen eşimin eğitim seviyesine takılıp kendiliğimden küçümseme duygusuna mı kapılıyorum? Lütfen bana bir yol gösterir misiniz...

Merhabalar;
İçinde bulunduğunuz zor durumu anlamak hiç de zor olmuyor. Bir yandan eşiniz diğer yandan babanız. Sizin için iki değerli varlık. Her şeyden önce, eşinizle eğitim seviyesi olarak farklı konumlarda olabilirsiniz. Fakat bu anlaşamayacağınız anl..... gelmez. Zira nice kendini geliştirmiş ilkokul mezunlarının olduğunu biliyoruz. Her iki durumda da, yani, eşiniz kendini yetiştirmiş de olsa yetiştirmemiş de olsa, eşinizi kendinizden küçük görmek ona olan saygınızı ve zamanla da sevginizi yitirmenize neden olacaktır. Bu sebeple bu konuda bir problem yaşanıyorsa eşinize destek olmanızı öneririm. Gelelim diğer probleminize; öncelikle eşinizin size gerek babanızla ilgili ve gerekse diğer konularla ilgili sıkıntılarını anlatmasına izin verin. Ve onu dinlerken yargılamalardan, nasihatlerden ve eleştirilerden uzak olmaya özen gösterin. Yani sadece onu anlamaya çalışın. Sonrasında da eşinizin yaşadığı sorunlarla ilgili olarak üretmiş olduğu çözüm alternatiflerini kendisine sorun. Acaba eşiniz yaşadığı sorunlara ne gibi çözümler üretecek bunu öğrenmeye çalışın. Daha sonra her ikiniz için de uygun olan çözüm alternatifini aranızda yapacağınız yapıcı bir konuşma ile belirlemeye çalışın. Ve bir karar vererek bu konuda anlaşın. Ayrıca babanızla ilgili sorumlulukların büyük bir kısmında eşinize destek olacak olursanız sanıyorum ki eşiniz de özverinizin farkına varacak ve sizi anlamaya çalışacaktır. Ancak tüm bu süreçlerde samimi ve iyi niyetli olmayı ihmal etmeyin.
Selamlar...
Sayı: 67
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
14-01-2007, 00:26
Evliliğinizin ilk günlerine dönmek hiç de zor değil
Yasemin Yalçın Aktosun
“Ah o ilk günler…” Sizde ilk günlerinizi özlüyor musunuz? Bu özlemin aslında eşlerin ruh dünyalarına olumsuz bir yansıması olmaz.
Ancak yaşanan özlem halihazırdaki yaşantıya duyulan memnuniyetsizliği de ifade ediyor olabilir. Genellikle artık evlilik heyecanının, belki ve hatta saygının yitirilmesi anl..... bile gelebilir. Bu özlem göz ardı edilmeyecek bir mevzudur. Eşlerin ilk günlerini özlem ve hüzünle anmaları ve evliliklerini canlandırma adına harekete geçmemeleri bir hata olur. Peki çok mu zor o ilk günlere dönmek? Genellikle evliliğin ilerleyen yılları ile ilk günleri arasındaki en büyük fark, sevgi coşkunluğu ve bunu eşlerin birbirlerine ifade ediş tarzlarındaki farklılıktır. İlk günlerde sevgi iletişimi daha kuvvetlidir. Daha fazla fedakarlıklar yapılır. Ufak şeyler daha fazla mutluluk verir ve yine ufak sorunlar bireyleri çok da fazla yıpratmaz. Bütün bu özellikler evlilik sayısınca artırılabilir. Tabi her çift için özel olan farklı durumlar olabilir. Öyleyse ne yapılmalı ilk günlere geri dönmek için;
Öncelikle halihazırda yaşadığınız zamanın güzelliklerini düşünün ve bu güzellikleri ilk günler yaşayamadığınızı fark edin.
Bu konudaki düşüncelerinizi eşinizle paylaşın. O da sizin gibi düşünüyorsa işiniz kolaylaşacaktır.
Eşinizle birlikte veya yalnız, kapsamlı bir biçimde ilk günler neler yaşadığınızı, ve sizi nelerin memnun ettiğini düşünün ve hatta bir kâğıda yazın. Akabinde hemen içinde bulunduğunuz zaman diliminde neler yaşıyor olduğunuzu belirleyin.
Daha ziyade neleri özlediğinizi ve şu an nelerden rahatsız olduğunuzu belirleyin.
Geçmişte yaşadıklarınızı ve özellikle de ihtiyaç hissettiklerinizi bugüne uyarlayıp, önem sırasına göre dizin. Bunun yanında şu an vazgeçmeniz gereken tutum ve davranışları da belirleyin.
Ve artık adım atabilirsiniz. Atacağınız minik adımların çok şeyi değiştirebileceğini unutmayın.

HEDEF
DAVRANIŞ:
Yaşadığınız sorunları bundan böyle eşinizin penceresinden de değerlendirmeyi deneyin. Konuyla ilgili deneyimlerinizi bekliyorum.

Kanuni45
14-01-2007, 00:27
Eşinizle, ev dışındaki paylaşımlarınızı artırın
Yasemin Yalçın Aktosun
En son ne zaman eşinizle birlikte yürüyüşe çıktınız? Veya ne zaman birlikte (zorunlu alışverişler hariç) alışverişe çıktınız? Bir yerde çay içtiğinizi ve yemeğe çıktığınızı hatırlıyor musunuz? Bu suali sorduğum bireyler genellikle ailece bir yerlere gittiklerini veya eşlerinin yoğunluğundan dolayı kendilerine zaman ayıramadıklarını söylüyor. Ailece bir şeyler paylaşmanın lezzeti ve önemi apayrıdır elbette.
Fakat çocukların doğumundan sonra genellikle eşlerin birbirlerini ikili diyalog anlamında ihmal ettikleri görülür. Bu ihmalin olmaması ve zaman zaman sadece eşinizle bir yerlere gitmek çok önemli ve özeldir. “İlla da dışarıda mı olması gerekiyor, biz evde yeterince görüşüyoruz, yetmez mi?” diyen çiftleri duyar gibiyim. Hemen cevap vereyim: “Evet ev dışında olması gerekiyor”. Tabii buradan ev içindeki paylaşımların faydasız olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Eviniz her türlü durumu (ihtiyaç giderme, tartışma, eğlenme, misafir kabul etme vb.) yaşadığınız mahrem mekanınızdır. Bu sebeple de ayrı bir anlamı vardır. Ancak farklı mekanlar evliliğinize canlılık getirecek, varsa birtakım monotonlukları ortadan kaldıracaktır. Her yeni mekan ayrı bir paylaşım ve heyecan demektir. Farklı ve hoş mekanlardaki pozitif duygularınız da zamanla eşinize olan pozitif paylaşımlarınızı arttırır. Buradan bunun bir şart olduğu ve olmazsa mutlaka problem olacağı anlamı da çıkartılmamalıdır. Bunu evliliğinizde hareketi ve canlılığı sağlayıcı, eşinizle olan sevgi paylaşımlarını arttırıcı bir öneri olarak kabul edin. Unutmayın bunun için geniş zamanlara ihtiyacınız yok; küçük zaman dilimleri de yeterli olacaktır.

Evlilik kelimesinden gıcık kapıyorum!

Rumuz; Yitik Sevda
Ben çiğköfte diyarından bir mahzun dostum. Kesinlikle evlilik kelimesinden gıcık kapıyorum. Neden mi? Tüm ağabeylerim evli ve maalesef sıra bana geldi. Evin en küçüğüyüm, ÖSS’ye hazırlanıyorum. Yani evlenecek durumum yok. Ama anne ve babama bakacak kimse de yok; herkes yuvadan uçup gitmiş. Onlar yalnız kalmışlar. Derler ki seni evlendirelim hanımın bize yardımcı olsun, sen yine okulunu oku diye. Aday da belli, eli kolu iyi, köy işi de yapıyor; ama ben kesinlikle istemiyorum. Benim de kendime göre hayalim var. Şöyle nur yüzlü tesettürlü, en önemlisi olgun ve bana yol gösterecek biri hayalimdir. Sırf köy işi yapıyor diye tanımadığım biriyle aynı yastığa baş koymam mümkün mü? Ama son evlat olduğum için annemi kırmak beni mahveder. Sizden yardım bekliyorum. Lütfen değerli görüşlerinizi esirgemeyin. Hürmetle...


Merhabalar;
Evlilik kelimesinden gıcık kaptığınızı söylemişsiniz; ancak sizin de hayalinizde bir eş var. Demek ki evlilik size o kadar da uzak görünmüyor. Aslında birçok genç evliliği reddettiğini düşünürken bilinçaltının bir yerlerinde evliliği ister. Ancak onu bu fikirden uzaklaştıran etkenler vardır. Tıpkı sizde olduğu gibi… Siz de gerek ailenizi yalnız bırakmamak için ve gerekse tercih etmediğiniz biriyle evlenmek istemediğiniz için evliliğe soğuk bakıyorsunuz. Evliliğin sizin için erken olduğunu düşünüyorum. Çünkü henüz ÖSS’ye hazırlanıyorsunuz. Daha önünüzde uzun yıllar var. Eğitiminiz ve iş hayatınıza adım atmanız gibi… Bu süre zarfında evlilik kavramını sorgulayabileceğiniz çok fazla zamanınız olacak. Ayrıca düşünceleriniz zamanla daha da olgunlaşacak. İstemediğiniz biri ile sırf aileniz istiyor diye evlenmeniz meselesine gelince… Evet evlilik kararında aile önemlidir, ancak kendi duygu ve düşünceleriniz çok daha fazla önemlidir. Bu sebeple sadece onlar istiyor diye evlenmeniz hiç doğru olmaz. Ayrıca ailenize yardımcı olsun diye değil, hayatınızı paylaşmanız için evleneceğinizi de sakın unutmayın. Zaten ileride tercih edeceğiniz eşiniz ailenize de destek olacaktır. Ayrıca bütün bu düşüncelerinizi ve geleceğe dair planlarınızı hoş bir üslupla ailenizle paylaşacak olursanız eminim ki aileniz de size destek olacaktır. Başarılar….


Sayı: 71
Bölüm: Evlilik

cemile
14-01-2007, 00:27
Eşinizi eleştirmekten vazgeçinYasemin Yalçın Aktosun
(Hemen belirteyim ki burada kastedilen yapıcı olmayan, negatif eleştirilerdir.) “Eşinizi eleştirir misiniz?” sorunun akabinde genellikle “evet ama gerçekleri söylüyorum” cevabını alırım. Gerçek ya da değil, negatif anlamda yapılan eleştiriler genellikle iticidir. Çünkü doğruları söylüyorum dediğiniz şey sizin doğrularınızdır, genel geçer doğrular değildir. Yani siz, size göre haklı olabilirsiniz; ancak eşiniz sizin gibi düşünüyor mu acaba? Gelin birkaç eleştiri cümlesine ve bu cümlelerin taşıdığı anlamlara dikkat edelim. “Çok şişmansın”, “sürekli sorumsuzca davranıyorsun”, “televizyonkolik misin?”, “beni ve çocuklarını hiç düşünmüyorsun”, “konuşman hiç güzel değil” gibi… Bu örnek cümleler arttırılabilir. Biz şimdi birkaçını ele alacak olursak… Mesela eşine sürekli şişman olduğunu veya güzel konuşamadığını söyleyen birey bu yolla eşinin istediği kalıba girmesini bekler. Ancak bu cümleler kendi içinde; seni belli şartlara bağlı olarak seviyorum veya seni olduğun gibi kabul etmiyorum anlamını taşır. Veya sorumsuz, düşüncesiz gibi birtakım ithamlara maruz kalan birey için sorumlu olmanın veya düşünceli davranmanın standartları farklı olabilir. Bu durumda ise eşinin ne demek istediğini tam olarak anlamayacak ve eşinin kendisini acımasızca yargıladığını düşünecektir. Çıkarılabilecek anlamlar birey sayısınca artırılabilir. Fakat genel olarak hepsinin bizi götürdüğü nokta, bu tarz eleştirilerle bireyin amacına ulaşamayacağıdır. Muhatabında birtakım değişiklikler oluşmasını isteyen veya bazı davranışlarının hatalı olduğunu düşünen birey, amaca dönük davranmak zorundadır. Bu da ancak acımasız eleştirileri ve yargısız infazları bir kenara bırakarak, makul yaklaşımlarla mümkün olur. Neyi niçin istediğinizi, eşinize belirtebilirsiniz, rahatsızlığını yaşadığınız konuda eşinizin desteğine ihtiyaç duyduğunuzu ona hissettirebilirsiniz ve birtakım çözüm alternatifleri sunabilirsiniz. Mesela; eşinizi televizyonkolik diye itham etmek yerine onunla sohbet etme ihtiyacı içinde olduğunuzu, televizyonunun sürekli açık olması halinde ise kendinizi önemsenmiyormuş gibi hissettiğinizi söyleyebilirsiniz. Böylece eşinizi hem yargılamamış hem de desteğini almış olursunuz.

Kanuni45
14-01-2007, 00:32
Sigara içmeyenlerin de hakkını düşünün
SERHAT ŞEFTALİ
Sigara onu bırakmadan o sigarayı bırakmaya karar verdi. Yıllardır içiyordu, kaç defa niyet ettiyse de bir türlü başaramamıştı. İlk günler çok zor oldu. Elinde sigara, yakmakla yakmamak arasında gelgitler yaşıyordu. Sigarayı unutmak istiyor, bunun için ilk haftaların hatta ilk ayların çok önemli olduğunu biliyordu. Devlet dairesindeki odasında kül tablalarını kaldırmıştı. Hatta bir kağıda “lütfen odada sigara içmeyin” yazarak arkasındaki duvara yapıştırmıştı. Ama çevresi, sigarayı bıraktığı için onu tebrik edeceğine adeta köstek oluyor, sigaraya tekrar başlaması için tahrik ediyordu. Arkadaşlarına defalarca söylemesine rağmen odasında sigara içilmesine engel olamıyordu. Yanına oturan arkadaşlarının “sigara içmeyin” yazısını göremediğini düşünerek aynı yazıdan bu sefer karşı duvara da asmıştı. Şimdi kimsenin ‘görmedim’ mazereti yoktu. Ahmet bey, arkadaşlarının “Erkek adam sigara içer”, “Sigara sağlığa zararlı filan değil”, “Bir zevkimiz var onu da almayın” demelerine rağmen içmemek için direndi.
Bir pazar günü sünnet düğünü için arkadaşının evine gittiğinde evin salonu misafirlerle doluydu. Oturduğu kanepenin yanındaki genç, cebinden çıkardığı sigara paketinden bir tane aldı ve Ahmet beye de ikram etti. Odadaki insanlardan beşi daha sigara yakmış ve duman odaya yayılmaya başlamıştı. Ahmet bey, gencin ikramı için “artık içmiyorum” diyerek geri çevirirken yerinden kalktı ve mutfağa geçti. Ev sahibi İhsan bey, “Abi içeride otur, rahat et” dese de o mutfakta ayakta durmayı tercih etti.
Sünnet olan çocuklardan küçüğünün astım hastası olduğunu bilenlerden Mehmet bey, cesaretini toplayarak misafirlere seslendi. Düğün sahibi, çocuğunun rahatsız olacağını bilse de misafirlerine “Sigara içmeyin!” diyemezdi. Misafire ikram yakışırdı ve onları bir şeylerden men etmek doğru olur muydu? Ama Mehmet bey, ev sahibinin durumunu hissettiği için şöyle dedi gelenlere:
- Sevgili komşum Halit ve Mustafa, Fevzi bey, Asım bey... Sizlerle bir durumu paylaşmak istiyorum. Sünnet düğününü yaptığımız iki evladımızdan ufağının ne kadar zorluklar yaşadığını duymuşsunuzdur. İhsan onu hastaneye götürüp getirmekten yoruldu neredeyse. Bizim ufaklığın rahatsızlığı astım. Ve sizin içtiğiniz sigara bu çocuğun bir numaralı hastalık nedenlerinden biri. Sigara kokusu ve dumanı biz gittikten sonra burada kalacak olan bu çocuğa zararlı. Bu nedenle sigara içmek isteyen varsa bahçeye çıkabilir.
Sigara içenler içlerinden “Ne yani sigaramıza da mı karışıyorsunuz?” diye geçirse de Mehmet beyin sözleri kesti bu düşünceleri;
- Bu mecliste sigara içmeyen arkadaşlarımız da var. Ve onlar bunu içmek istemiyorlar. İçmeyen birisine zorla bunu içirmeye kimsenin hakkı yok. Size zevk verebilir, ama içmeyenlere eziyet veriyor. Çevrenize eziyet vermek bir insanın yapmaması gereken en başlıca şeydir.
Ahmet bey, havalandırılmış salona geldiğinde içerideki hava da temizlenmişti. Ahmet bey de bundan sonra evine gelen, arabasına binen insanları nazikçe ikaz etmekten çekinmedi;
- Arabamda sigara içmezseniz sevinirim. Çünkü sigara kokusu beni ve eşimi çok rahatsız ediyor.
- Evimde sigara içmezseniz mutlu olurum. Eğer çok içmek istiyorsanız balkonumuz müsait.
Sayı: 75
Bölüm: Evlilik

cemile
14-01-2007, 00:32
Bir huzurlu yaşam paylaşımıYASEMİN YALÇIN AKTOSUN
Sevim K. - Adıyaman
Ailem dergisine alınan tüm konuları beğenerek okuyor ve çoğuna içtenlikle katılıyorum.... Hatta “Doğu-Güneydoğu’da bizimle aynı fikirde ve aynı duyguları paylaşan birileri var” diye sevinebilir ve kadını; kadın, ana, abla, sevgili ve arkadaş gözüyle görenler çoğunlukta diyerekten gurur duyabilirsiniz, buna emin olunuz. Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘yolun yarısı dediği’ yaştayım. Ancak kendimi; 16 yıl önce eşimle tanıştığım ve onu ilk görüp, sevdiğim günkü yaşta hissediyorum.
Beni bekarlığımdan tanıyanların yorumları da bu şekilde. Bana tüm bu güzel duyguları tattırdığı için, evvela Rabb’ime, sonra da eşime teşekkür ederim. Dile kolay tam 16 yıl. Bu senelerin her günü, her saati çok farklı-çekişmeli-mutlu-mutsuz bir şekilde; ama hiçbir zaman eşime olan sevgimi, saygımı yitirmedim. Belki de asıl maraton aşkla başlıyor, bayrak yarışı gibi sevgiyle devam ediyor ve “finish” noktası da bu sevgi ve saygıyla nihayet bulacaktır inşallah. Eşimle ilk evlenmeye karar verdiğim gün, onu daima o günkü hislerimle hiç yılmadan, bıkmadan seveceğime kendi yüreğime söz verdim. Bu yarışı da sonuna kadar başarılı bir şekilde sürdüreceğime inanıyorum. Çünkü yuvamı, eşimi, çocuklarımı seviyor ve yaşam tarzımızı bu sevgiyle düzenlemeye gayret gösteriyoruz. Yuvamızın sağlam temeller üzerinde durmasına elbirliği ile çalışıyoruz. Bunlar benim fikrim, hislerim ve başarmaya çalıştığım şeyler. Kesinlikle hayal değil ve öylesine yazılmış şeyler de değil. Üzüntülü ve zor günlerimiz olmadı mı? Tabii ki oldu; ama hiçbir zaman birbirimizi kırmadık. Bu arada eşimin benden daha çok sıkıntıya girdiğini biliyorum. Bu zor zamanlarda ikimiz de sıcak ellerimizi tutarak, sevgiyle gözlerimize bakarak, çok severek her şeyin üstesinden geldiğimize inanıyorum. Bu arada hayat ağacımızda üç tane meyvemiz, bir kız iki erkek çocuğumuz oldu.
Şimdi bu sıralarda çocukların gençlik duyguları ve sorunlarıyla haşır-neşir oluyoruz. Halen bu zorlu maratonun bitmediğini biliyorum. Üzülünce birlikte çözmeye çalışıyoruz. Seviniyor, hayata gülümsüyoruz. Bu evliliğin temelini sağlam tuttuk, çatısını da her türlü kötü hava şartlarına uygun hale getirmeye gayret sarf ediyoruz, tabii ki sevgi ve saygı çerçevesinde. Saygılarımla

Kanuni45
14-01-2007, 00:33
YOL
LÜTFÜ YARAR
Özürlülere iş imkanı sağlanmalı. Sakatlara vergi indirimi yapılmalı. Özürlülere özel eğitim hizmetleri tanınmalı. Şehirlerimiz özürlülerin de yaşayacağı bir kent olmalı... Sakatların istek ve arzularını içeren pek çok madde daha sıralanabilir.
Ama bunca isteğin arasında bir tanesi var ki, esas önemli noktayı o teşkil eder. O da sakatların kendilerine olan güvenlerinin tesis edilmesidir. Bir birey olarak varlığının önemini anlayan her özürlü, her faaliyetini daha cesurca yapacaktır. Bir özürlü için merdiven inip çıkmak, yalnız başına bir yerlere gidip-gelmek, hayatını yalnız devam ettirebilmek zordur; belki de imkansız...
Hayat, değerler bütünüdü

Maddi anlamda varoluşumuzun bir sonucu da bu dünyanın içinde harekete ihtiyaç duyulmasıdır. Yaşamak için yemek, yaşamak için çalışmak, yaşamak için efor sarf etmek gerekir. Ama bunlardan daha önemlisi yaşamak için düşünmek gerektiğidir. Düşünceleriniz var olduğu ve o fikir yumağınız sizi “bir” olana götürdüğü sürece siz değerli bir varlık olma özelliğinizi yitirmezsiniz. İnsanı değerli yapan onun ruhunun zenginliğidir. Yoksa ne mal, ne mülk insanı gerçek değerinin bir parçasıdır. Yürümek, koşmak, kimseye muhtaç olmamak; eğer bir insana ulvi düşünceler sağlamıyorsa, bunların bedeli ağır olur. Her insanın şu veya bu şekilde bedel ödeyeceği bir dünyada bedelsiz hiçbir şeyin olmayacağını bilme
Sayı: 75
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
14-01-2007, 00:46
Sorunlarınızın çözümünü ertelemeyin
Yasemin Yalçın Aktosun
Evliliklerde yapılan en büyük hatalardan biri yaşanan sorunların çözümünü çeşitli sebeplerle ertelemektir.
“Nasıl olsa zamanla düzelir.” “Niçin ben ilk adımı atayım ki?” “Hatasını anlasın” gibi düşüncelerle eşinizle konuşmamak sadece kendinize zarar verme anl..... gelir. Bu tarz yaklaşımlarla sorunların çözümünü ertelemek zaman kaybına neden olur. Ve bir de bakarsınız ki zaman geçmiş, ömrünüz tükenmiş ve siz tahammül seviyesi çok düşmüş bir insan oluvermişsiniz. Sonuç elbette ki her zaman böyle olmaz. Ancak gördüğüm vak’a örneklerine dayanarak bu çıkarımı rahatlıkla yapıyorum. İşte size bir örnek; “Orta yaşlı ancak yaşına oranla fazlaca çökmüş bir hanım danışanım vardı. Bu hanım halihazırda yaşadığı çeşitli sorunlarını dile getirdi. Kendisini yıpratanın bu sorunlar olduğunu düşünüyordu. Oysa hanımefendinin sıkıntısı yıllar öncesine dayanıyordu. Hep “Ya sorunlar büyürse” kaygısıyla hareket etmiş ve yaşadığı sorunları çözmek bir yana muhatapları ile paylaşmamış bile. Bu durum hanımefendideki tüm sabrın tükenmesine neden olmuş. Sinirleri deforme olduğu için halihazırdaki problemleri kaldırma gücü kalmadığından son yaşadığı olaylar kendisine çok ciddi sorunlar olarak görünmüş.” Bu örnekteki olayı günümüzde birçok bireyin yaşadığına şahit oluyorum. Peki neden? Evet sorunların çözümlenmeyerek bilinçaltına itilmesi sonucu zamanla bireyde ciddi ruhsal rahatsızlıklar oluşabilir. Yaşanan ruhsal sıkıntılar da aile huzuruna yansıyabileceğinden ilk günlerde var olan saadet yerini sıkıntılara bırakır. Oysa yaşanan sorunları görmezden gelme ya da erteleme yerine yapıcı bir biçimde çözüm yoluna gidecek olursak sabrımızı ve enerjimizi doğru yerde ve zamanında kullanmış olacağız. Böylece kendimizi zaman ilerlese bile aynı psikolojik güçte bulabilir ve zamanla oluşması muhtemel depresyonların önüne geçebiliriz. Tabii aynı zamanda eşimizle ve ailemizle olan diyaloğumuzu bozmamış ve huzurumuzu zedelememiş oluruz. Öyleyse tekrar diyorum ki; “lütfen sorunlarınızın çözümünü ertelemeyin.” Unutmayın ki sabrınız ve enerjiniz sınırsız değil, bir süre sonra tükenebilir.

Ayrıldım; ama unutamıyorum

Şanlıurfa-İ.
Merhaba ben 25 yaşındayım. Aslen Malatyalıyım. Çalışmaya başlamadan önce internette bir arkadaşla tanıştım. Kendisi de aslen Malatyalı... Çok anlayışlı, iyi, hoş vb. yani benim kriterlerime uygun bir insan. Meseleyi aileme açtım. Fakat onlar devlet sektöründe çalışmıyor diye görmek bile istemediler. Ben de karşı çıkamadım. Onları üzmek istemedim. Bu hem beni hem de onu çok üzdü ve kırdı. Üç yıllık bir görüşmeden sonra üç ay önce ayrılma kararı aldık. Fakat onu o kadar çok seviyorum ki unutamıyorum. Bu arada gelen teklifleri de geri çeviriyorum. Ne yapmalıyım bilemiyorum. Bir fikir verirseniz çok mutlu olurum. Allah’a emanet olun.
Merhabalar;
İnternet ortamında tanıdığınız şahısla hiç yüz yüze görüştünüz mü bunu belirtmemişsiniz. Ayrıca kriterlerinizden de bahsetmemişsiniz. Şayet muhatabınızla görüştüyseniz, ve hoş olması dışında evliliğe dair tüm kriterlerinize uyuyorsa ailenizin ret cevabı karşısında kendinizi biraz daha fazla ifade etmeniz gerekirdi diye düşünüyorum. Evlilik sadece birilerinin onay vermesi ile başlatılacak bir karar olmadığı gibi, onay verilmemesi durumunda da eşiniz olabileceğine inandığınız birini hemen gözden çıkarabileceğiniz bir olay değildir. Yani bireyin ailesiyle etraflıca görüşüp, bu işin artılarını ve eksilerini düşünmesi gerekir, ancak tek kriter aile değildir. Ama sizin de sevgi duyuyor olmak dışında muhatabınıza evlilik konusunda çok ciddi bir itimadınız yoksa ve yeterince tanımıyorsanız, ilişki sürecini uzatmak sizin için çok daha yıpratıcı olurdu. Ayrıca durum bu şekilde ise kendinize biraz zaman tanıdıktan sonra gelen teklifleri gözü kapalı reddetmeyi bırakacaksınızdır. Öyleyse ilk etapta duygu ve düşüncelerinizi yoklamanızı öneririm. Eğer mantığınız da muhatabınıza yüzde 100 onay veriyorsa ve onu tam anlamıyla tanıdığınıza inanıyorsanız, ailenizle bir kez daha konuşun. Ve sonrasında ailelerinizin tanışmasına olanak tanıyın. Vermiyorsa ayrılık durumunu kabullenip dikkatinizi dağıtacak farklı uğraşlar edinmeye çalışın.


Sayı: 68
Bölüm: Evlilik

ALbaTRoS
14-01-2007, 00:47
evleneceğim zaman gözden geçiririm abi tşk ler paylaşımın için

Kanuni45
14-01-2007, 00:49
Anne Baba Okulu

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun
Her aileyi bekliyoruz
Merhaba değerli okuyucular ve ebeveynlik hassasiyetini her daim muhafaza eden sevgili ebeveynler. Şu ana kadar çeşitli yazılarıyla ebeveynliğin püf noktalarını, çocuklara yaklaşım yöntemlerini vs… sizlere aktarmaya çalışan Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun, artık yeni bir çalışmayla sizlere merhaba diyor. Evet, bu yeni eğitim-öğretim döneminde sadece çocuklarımızın okul süreci başlamadı. Geleceğin umudu çocukların yanında sizlerin de ebeveynlik okulunu Ailem dergisiyle başlatmış bulunuyoruz. Aile okulu başlıyor! … Ailem
Niçin böyle bir eğitim?


Bazı ebeveynler aile okulları vb. eğitimlere direnç gösterirler.

Benim çocuğumu en iyi ben tanırım,

Kimse bana; çocuğuma ve eşime nasıl davranacağımı öğretemez.

Biz böyle mi büyüdük?

Bizim ailemizde sorun yok... gibi bahanelerle eğitime direnç gösteren bireylere şöyle denilmeli:

Evet, belki bizim kuşağımız veya bizden önceki kuşakların bu nevi eğitsel imkânları olamamış olabilir. Fakat günümüzde bu tarz imkânlar madem var; niçin kullanmayalım?.. Ayrıca günümüz şartları ile geçmiş zaman şartları birbirinden çok farklı. Artık gerek teknolojinin ve gerekse çevre şartlarının etkisiyle çocukların ve gençlerin kafası çok fazla karışmakta. Ebeveynin hatalı tepkileri neticesinde eve karşı soğukluk hisseden çocukları ve gençleri bekleyen öylesine tehlikeli ortamlar var ki… sadece bu nokta bile ebeveyn eğitiminin önemini vurgulamaktadır.

Bunların dışında bizler eğitim alan ebeveynlerin çocukları değiliz, ama psikolojik olarak sorunsuz olduğumuzu kaçımız söyleyebiliyoruz? Veya kaçımızın özgüveni tam olarak yerinde veya kaçımız mesleki olarak istediğimiz yerdeyiz? Ya da birçoğumuzun hayatında keşke dediği noktalar mutlaka vardır vs… Öyleyse daha kendini bilen, özgüvenli, pozitif ve başarılı bir nesil için lütfen üzerinize düşen görevi ihmal etmeyin. Ve aile okuluna gelmeyi sakın ihmal etmeyin… Ve unutmayın ki; eğitime katılmak için sorun yaşıyor olmanız gerekmez. Daha mutlu bir aile için eğitime katılmanızı öneririm. Sorun yaşanmadan sorunlara karşı önlem almak, sorun yaşandıktan sonra çözüm üretmekten çok daha sağlıklıdır.


Aile okuluna kayıt ve başarılı olmak için gerekenler:

Her iki ebeveynin eğitime katılması eğitimin uygulanabilirliliğini artıracağından her iki ebeveynin okula katılması bekleniyor.

Derse önyargısız gelme, uyguladıklarınızdan sonuç almanızı kolaylaştırır.

Önceki negatif deneyimlerinizi bir kenara bırakın, gerekirse eğitime sıfırdan başladığınızı düşünün.

“Ben zaten bunu denemiştim diyerek” önerileri dikkate almamak yapılacak en büyük yanlışlardandır.

İstikrarlı olmalısınız. Sunulan yöntemler; ancak istikrarlı olunursa çocuğa ve ailenin genel yapısına pozitif yansır.

Samimi ve doğal olmalısınız.

Küçük bir not defteri alıp bazı mevzuları not etmeniz bilgilerin aklınızda kalmasını ve hedeflerinizin oluşmasını sağlar.


Öyleyse buyurun aile okuluna…
Zil çalıyooooooooooooooooor..!


Neler anlatılacak aile okulunda?

Yaklaşık 30 hafta sürecek eğitim programımızda genel olarak evlilik öncesi süreç dâhil olmak üzere farklı yaş dönemlerinde çocuğa yaklaşım ayrıca eşler arası diyalog vb… konular anlatılacaktır.
Kayıt oldunuz. BAŞARILAR…


[DERS-1] - ANNE-BABALIK EĞİTİMİ EVLİLİK ÖNCESİNE DAYANIR


Birçok birey, anne-babalığın eğitim gerektirebileceğini, evleninceye, hatta çocukları oluncaya ve hatta çocuklar büyüyüp sorunlar baş gösterinceye kadar düşünmezler. Hele de evlilik olayı gerçekleşinceye kadar taraflar birbirlerini ağırlıklı olarak sadece “salt bireysel özellikleri ile” değerlendirirler. Yeni bir yuvanın kurulacağı düşüncesi genelde ikinci planda değerlendirilir. Taraflar muhataplarını aynı zamanda ileride kendilerine emanet olarak verilecek çocuklarının annesi veya babası olarak değerlendirmezler. Oysaki evliliğin en önemli amaçlarından biri bir neslin yetişmesine katkı sağlamaktır. Bu amacın göz ardı edilip sadece duygusallığın tesiri altında kalınarak verilen kararların çok sağlıklı olmadığı görülmektedir. Mantığın devreye girmediği evlilik kararlarında sadece doğacak çocuklar değil, aynı zamanda eşler de etkilenmektedir. Ki zaten eşler arasında tartışmaların olması evin genel havasına tesir eder ve çocukların psikolojisi kendilerine ebeveynleri tarafından pozitif yaklaşılsa da etkilenir. Bu sebeple daha evliliğe karar vermeden önce aile kavramının irdelenerek düşünülmesi gerekmektedir.


Evlilik kararı verilirken nelere dikkat edilmelidir?


Mantık kesinlikle devre dışı bırakılmamalıdır.

Evlenilmesi düşünülen birey sadece içinde bulunulan zamandaki rolü ile düşünülerek değil değişik rolleri de (anne olma, baba olma, ev hanımı olma vs… gibi) düşünülerek değerlendirilmelidir.

Birey, eş olarak düşündüğü bireyi değişik rolleri ile değerlendirirken önyargılı davranmamalı, kafasındaki soru işaretlerini muhatabı ile paylaşmalıdır.

Herhangi bir bireyin eşini değerlendirmesi kadar kendini de onu bekleyen roller ve sorumlulukları bağlamında değerlendirmesi gerekmektedir. Yani bir yuva kurmanın sorumluluğu, eş olmanın veya ebeveyn olmanın sorumluğu düşünülerek evliliğe adım atılmalıdır.

Yukarıda ifade edilen noktalar bağlamında bireyin ümitsizliğe kapılma ihtimali vardır. Çünkü çevrede görülen negatif örnekler evlenecek olan bireylerde ben bu işi yapamam düşüncesi oluşturabilir. Bu sebeple konuya objektif bir biçimde bakmak ve daha pozitif ve başarılı bir yuva kurmak için bireyler evlilikten kaçmak yerine kendilerini geliştirmeli, birtakım eğitimler almalıdırlar.


Evlilik öncesi ebeveynlik eğitimi nasıl alınabilir?


Her şeyden önce böyle bir eğitim için erken diye düşünülmemelidir. Öncelikle evlilik ve akabinde ebeveyn olmaya dair eğitim alma hedeflenmelidir. Çünkü ideal ebeveyn olabilmenin ilk sırrı ideal eş olmaktır. Pozitif ortamlarda dünyaya gelen çocuklar hem ruhsal ve hem de zihinsel olarak oldukça pozitif olurlar. Bu nedenle evvela evlilik ile ilgili eğitimler alınmalıdır diyebilirim. Eğitim için belli merkezlerdeki düzenli eğitim programlarına veya seminerlere katılınılabileceği gibi konu ile ilgili kitaplar ve makaleler okumak veya evlilik öncesi danışmanlık desteği almak önerilebilir. Bunun dışında itimat ettiğiniz ve model olabildiğine inandığınız ailelerle de bağlantı halinde olmak kuracağınız yuva için oldukça önem arz edecektir.

Böyle bir eğitsel sürece hem kadının ve hem de erkeğin katılması gerekmektedir.


Eğitimle ne kazanacağız?


1- Yeni kurulacak yuva ile birlikte taraflar kendilerini neyin beklediğini bilmiş olacaklarından hazırlıklı oluş sağlanacak ve sorunlar karşısında çözüm gücü oluşacaktır.

2- Evlenmeyi düşünen bireyler birbirlerini sadece duygusal olarak değil, çok yönlü olarak tanıyabilecek ve değerlendirme yapabileceklerdir.

3- Henüz çocukları doğmadan eşler arası diyaloğun güçlenmesi sağlanacaktır.

4- Gebelik öncesinde ve gebelik sürecinde nasıl yaklaşımlar sergileneceği öğrenilmiş olacağından ebeveyn adayı çift bilinçli davranabilecektir.

5- İlk ebeveynlik ve evlilik dönemlerinde karşılaşılacak muhtemel bir sorun karşısında çiftler nasıl davranmaları gerektiğini bilecek ve yapılabilecek yalnışlıklar asgariye inmiş olacaktır.
Sayı: 156
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
14-01-2007, 00:50
Eşler birbirinin kıymetini nasıl bilebilir

MUSTAFA AYDIN
Ömür boyu mutluluk için eşler şartlar nasıl olursa olsun, birbirlerini üzecek, yıpratacak, manen çökertecek uygulamalardan uzak durmalıdır. Zira, evlenirken Rablerinin huzurunda ömürlerinin sonuna kadar bir arada yaşamak üzere söz vermişlerdir.
Sonradan çıkan her türlü problem bizim için ancak imtihan vesilesidir. Kısmetimize razı olmalıyız ki, maddi-manevi rahat edebilelim. Birinin küskünlüğü ya da yıpranmasıyla ailenin bütün yükü diğerinin üzerine kalır. Ve kırgınlıklar zamanla daha da derinleşir.

Huzursuz ailelerde psikolojik sorunlar daha fazla olur. Eşlerin birbirlerine ilgisizliği karşılıklı ihtimam eksikliğini ve bu da daha kolay hasta olmayı, hastayken daha geç iyileşmeyi netice verir. Eşlerin karşılıklı yıpranması ailenin saadetini kaçırır.

En sevdiğimiz bir eşyayı bile yıpratmamaya özen gösterirken, sokaklarda kullandığımız ayakkabımıza ihtimam göstermeye çalışırken, canımızdan aziz bilmemiz gereken insanlara, ailemize karşı hoyrat davranmamız anlaşılabilir bir şey değildir. Hastalıkların en önemli sebebini moral, yıkıntı oluşturur, bu arada hastalıklar sırasında yeterince iyileşememenin en önemli sebeplerinden biri de moral eksikliğidir. Morali bozulmuş, ümitsizliğe düşmüş insanlar çok rahat hasta olur. Eşlerden biri bir kere hastalığa duçar oldu mu, hastalıklar hastalıkları kovalar ve aileler günlerinin önemli bölümünü hastane önlerinde geçirmeye başlar. Ekonomik yük ve aile düzeninin bozulması da ayrıca önemlidir.


Aile, düello yeri değildir

Kıymeti bilinmeyen, özellikle hanımlar çok çabuk yıpranır. Bunun neticesi de ailede mutsuzluk ve tatsızlıktır. Aile hayatı kısa sürede karşılıklı düelloya döner ve kalp birliği ortadan kalkar. Böyle olunca da Allah’ın rahmeti ve sekinesi o aile üzerine inmez.


Eşler birbirlerini üzmemelidir


‘Duvarı nem, insanı gam öldürür.” demişlerdir. Özellikle hanımlar üzüntüye hiç gelemezler. Çok çabuk hasta olup, hemen manen yıkılıverirler. Üzüntü birçok psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Bu birçok fizikî hastalıkları da tetikler. Mide, bağırsak, karaciğer vs. birbiri ardına alarm sinyalleri vermeye başlar. İmanı sağlam olan ve kul hakkından korkan bir insan ne bir şeye üzülür, ne de karşısındakini üzer.

Ailelerin tek derdi helal lokma olmalıdır. Kul hakkından kaçmaya çalışmak olmalıdır. Muhabbeti ve karşılıklı sevgisi yerinde olan ailelere Cenab-ı Hak bu dünyada da öbür dünyada da karşılığını verecektir. Kalbimiz Allah sevgisiyle dolmalı, hedefimiz kendimizi O’na razı etmeye çalışmak olmalıdır. Müminin tek üzüntüsü olabilir o da Allah’a hakkıyla kul olamamaktır.


[ALTIN TOP]


Zengin bir ailenin fakir bir komşusu varmış. Evlerindeki saadetin dalgalanmaları, zengin ailenin duvarlarını aşarak kulaklarına kadar ulaşırmış. Akşam olunca, fakir ailenin evindeki gülme ve saadeti duyunca zengin komşu gıpta edermiş. Bir gün karısına demiş ki:

- Biz bu kadar zengin olduğumuz halde neden neşemiz yok? Sen yarın fakir komşunun hanımından sor bakalım, saadetlerinin sebebi ne ise, biz de onlar gibi saadete nail olmaya çalışalım.

Kadın sabah olunca fakir komşuyu ziyarete giderek, konuşma sırasında evlerindeki saadetin sebebinden sual açmış, fakir komşunun hanımı demiş ki:

- Bizim küçük bir altın topumuz var. Akşam olunca ben efendime o da bana altın topu atarak oynar, eğleniriz.

Akşam olunca zenginin karısı meseleyi kocasına nakletmiş. Adam ertesi gün bir kuyumcuya giderek altın bir top sipariş etmiş. Topu aldığı günün akşamı karısı ile karşı karşıya oturup, altın topu birbirlerine atmaya başlamışlarsa da, hayal ettikleri neşe bir türlü doğmamış... Hatta madeni topun ağırlığı sebebiyle canları yanmış; sert atışlar yüzünden topun isabet ettiği vücutları, yer yer morarmış. Sabah olur olmaz zenginin karısı, alelacele fakirin ailesinden sormuş:

- Biz senin dediğin altın topu yaptırdık, fakat neşelenemedik, demiş. Fakir komşu:

- A komşum, o bildiğin gibi top değil. Sarı saçlı, masum bakışlı bir yavrumuz var. Biz ona “altın top” diyoruz. Akşam olunca kah benim kucağıma, kah babasına koşar ve bizi eğlendirir. Onunla meşgul olurken yorgunluğumuzu unutur, neşeleniriz, cevabını verir.
Sayı: 164
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
14-01-2007, 00:51
Eşler, hayat arkadaşının hayalini haramdan korumalı

AHMED ŞAHİN
Hassas konulardan biri “hayali, haramdan koruma tedbiri”dir. İslam aile kültüründe oldukça önemli bir yer işgal ettiğinden dolayıdır ki, hanımın nikahlısına karşı süslenmesi sevaptır, denmektedir ilmihallerde..
Neden sevaptır?.. Çünkü kendini bakımlı tutarak beyine karşı cazibesini koruyan hanım, beyinin hayalini harama kaymaktan koruyan hanım demektir. İslam kültüründe hayali haramlardan koruma başarısı, harama kaymayı önleme ibadeti sayılmış, hayırlı hanım ve hayırlı bey tarifi de bu başarıya göre yapılmıştır. Nitekim Peygamber terbiyesiyle büyümüş olan Hazret-i Fatıma validemiz, “Hayırlı hanım nasıl olur?” sorusuna verdiği cevabında:

- Hayırlı hanım, hayaliyle de olsa haramlarda gezmeyen, beyini de haramlarda gezdirmeyen hanımdır! demiştir. Demek kendisi hayalen de olsa haramlarda gezmediği gibi, beyini de gezdirmeyen hanım hayırlı hanım!

Aynı soruyu Hazret-i Ali efendimize de sormuşlar:

-Hayırlı bey nasıl olur? demişler. Aynı kaynaktan terbiyesini almış olan o yüce insan da kendi nefsine ait kontrolünü şöyle ifade etmiştir:

-Hayırlı Bey hayaliyle de olsa haramlarda gezmeyen, hanımını da gezdirmeyen beydir!..

İslam aile kültüründe hayallerle de olsa haramlarda gezmeme! ve de gezdirmeme! anlayışı, iki taraf için de çok önemlidir. Çünkü her türlü haramlar önce hayallerle başlar. Öyle ise sonunda harama dönüşecek olan hayale baştan hakim olmalı, harama dönüşmesine fırsat vermeyecek tedbiri taraflar önceden almalılar... Bu ne ile mümkün olur?

Hanımla beyin karşılıklı cazibeli davranış ve görüntülerine dikkat etmeleriyle mümkün olur!..

Beyine karşı bakımlı ve çekici tutumuyla etkisini hissettiren bir hanım, beyinin hayalini haramlara itme değil, haramlardan çekme başarısı göstermiş olur... Kendisi hayalleriyle haramlarda gezmediği gibi, beyini de gezdirmeme ibadetinin sahibi sayılır! Hatta bu konuda daha da derinleşerek denebilir ki, haramların her tarafı işgal ettiği devrede bey de, hanım da karşılıklı çekiciliklerini geliştirmeye ciddi şekilde önem vermeli, tepki doğuracak itici davranış ve görüntülerden de kaçınmaya özel bir gayret göstermeliler... Daha derin bir ifadeyle taraflar, karşılıklı tatmin olma ve tatmin etmeyi dini birer mükellefiyet ve mecburiyetleri olarak da görmeliler!.. Şunu da unutmamalılar ki, tepkisel davranışlarla aileyi koruyacağını zanneden taraf, kendi kalesine gol atan futbolcuya çok benzer. Kazanma adına kaybetme durumu söz konusu olabilir. Çünkü bir gönülde sevgi tahtı kurmak tepkiyle değil etkiyle olur. İticilikle değil çekicilikle mümkün olur!..

Öyle ise özellikle dış görünüşüyle çekiciliğini koruyan hanımefendi, sabırlı, hoşgörülü ve sadakatli tutumuyla da etkisini genişletip hakimiyetini her koldan geliştirmesini bilmelidir. Tek kelimeyle aile içinde taraflar, mıknatıs olmalı, birbirlerini itme değil çekme özelliğine özen göstermeliler.
Sayı: 173
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
14-01-2007, 00:52
Evliliğin ilk yıllarının zor geçmemesi için ne yapmalı?

FARİKA TEYMUR ARTIR
Evliliğin ilk günlerinden itibaren eşler kendi aileleriyle yeni kurdukları yuva arasında ne kadar uyumlu bir denge kurmuşlarsa evlilik müessesesi de o kadar sağlam temeller üzerine oturur. Genellikle evliliğin ilk yılları evliliğin gidişatı açısından çok önemlidir. Bilimsel çalışmalar da evliliğin ilk yıllarının ailenin temelini oluşturması açısından önemli olduğunu göstermektedir. Evlilik ekonomik, duygusal, sosyal, fikrî, pek çok yönü içine aldığından eşlerin bu konulardaki değerleri, kalıplaşmış düşünceleri açısından ilk yıllar bir uyum dönemidir ve bazıları için zor geçebilir. Bu uyum döneminde her iki tarafın ailesi önemli rol oynarlar. Aile, kişinin hayata bakışında davranışlarında sahip olduğu değerlerin ve kalıplaşmış düşüncelerin 1. dereceden belirleyicisidir. Kişinin düşünce yapısında hayat felsefesinde arkadaşlarının, aldığı eğitimin, okuduğu kitapların etkisi olsa da en etkili kaynak ailedir.

Sosyokültürel benzerlik uyumu kolaylaştırıyor


Evliliğin ilk yıllarındaki sorunların çoğu sosyokültürel açıdan farklılıklardan kaynaklanabilmektedir. Bununla beraber bazı durumlarda yakın akraba evliliklerinde sorunlar görülebilirken birbirine yabancı ailelerde sorun olmayabilir. Bunda kişisel farklılıklar ve ekonomik durum etkili olmaktadır.


Farklılıklara saygıyla bakın


Evliliğin başında yaşanan sorunlar kişinin bütün evlilik hayatında derin izler bırakabiliyor. Çatışma hayatın bir parçası olsa da seviyeli olması önemli. Ailelerin birbirine gösterdiği saygı kadar eşlerin birbirinin ailesine karşı gösterdiği saygı da etkili olmaktadır.


Ailelerinizin aleyhinde konuşmayın


Evlilikte yapılan en büyük hatalardan birinin eşlerden birinin diğerinin ailesini olumsuz şekilde eleştirmesidir. Ailesi eleştirilen eş bu durumda ya kendisi de eşinin ailesini eleştirmekte ya da savunucu pozisyona geçmektedir. Böylece ya tatsızlık büyümekte ya da kişi eşine hak verir görünse de içine atmakta ve bu birikim oluşturmaktadır. Kişi her ne kadar kendi ailesinden birisinin hatalı olduğunu bilse de bunun yüzüne karşı söylenmesi üzücü olmaktadır.


Eşinizin ailesiyle iyi geçinin


Yine yapılan çalışmalar göstermektedir ki eşler karşılıklı birbirinin ailesiyle ne kadar iyi ilişkiler içinde olurlarsa sevgi ve ilgi gösterirlerse o kadar mutlu olmaktadırlar.


Arkadan konuşmaları engelleyin


Hiç kimse arkasından konuşulup eleştirilmek istemez. Bununla beraber maalesef bu insanlar arasında sıklıkla yapılmaktadır. Bazen yaşlılık, bazen ruhsal hastalıklar ya da düşünmeden hareket etme sonucu anne-babası ve eşi hakkında konuşan kişi bunu yerine göre anlayışla dinlese de eşine bunu yansıtmamalıdır. Eşi ailesi hakkında konuşursa bunu da kibarca engellemelidir. Bu tür hatalar evliliğin ilk yıllarında ciddi sorunlara ve sevgi eksikliğine sebep olmaktadır. Eşiyle ailesi arasında sevgi ve saygıyı artıracak şekilde iletişim becerisine sahip olmak, evliliğin ilk yıllarından itibaren sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamaktadır.


Eşinizi eleştiriler karşısında yalnız bırakmayın


Bazı aileler stresli ailelerdir. Evliliklerde az sayıda da olsa psikolojik problemlere bağlı olarak yüze karşı hakaret ve yersiz eleştiriler gibi hiç olmaması gereken durumlar görülmektedir. Bu da ne kadar uygun şekilde engellenir ve mağdur olan yalnız bırakılmazsa evlilik o kadar seviyeli bir şekilde devam eder.
Sayı: 175
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
14-01-2007, 00:52
Kültür farklılığı evliliğinizi sarsmasın

FARİKA TEYMUR ARTIR
Basit gibi gelse de her evde giyimden yemek kültürüne kadar bir dizi sorun yaşanır. Peki bunlar nasıl aşılabilir?
Sevgi ya da aşk her şeyi çözmüyor. Evlenmeye karar vermeyle birlikte bir seremoni süreci başlıyor. Kız isteme, nişan, nikah ve düğün. Beraber bir evi paylaşma, sorumluluklar, alışkanlıklar ve her yöreye has yaklaşımlar evlilik çatısının altında gerginliklere yol açıyor. Ne alınacağı, neyin getirileceğinden başlayan ve evlilik sonrasında ev içinde devam eden farklı kültürlerin kaynaşma problemi kimi zaman aşılamayarak evliliği bir zindana dönüştürebiliyor. Özellikle farklı bölgelerden yani bir Trabzonlunun bir Diyarbakırlıyla, bir İzmirlinin bir Vanlıyla ya da bir Edirnelinin Erzurumluyla evliliğinde kültürel farklılıklar kendini çokça hissettiriyor. Bu durum, giyim-kuşamdan yemek kültürüne, olaylara yaklaşım tarzına, ev içi sorumlulukların dağılımına kadar pek çok şeyi etkiliyor.

Evliliğin ilk zamanlarında, yuvanın ilk heyecanıyla birçok şey görülemeyebiliyor. Ama cicim aylarının geçmeye yüz tutmasıyla birlikte karı-koca arasındaki yemek ve sofra kültürü, hassasiyetler, davranış biçimi kendini hissettirmeye başlıyor. Kayınvalideler, gelinlerinin kendi kültür ve davranış biçimlerine hemen adapte olmasını bekliyor. Damatlardan da aynı beklenti kayınpeder cephesinde yaşanıyor. Kimi zaman karı-koca arasında vazgeçilemeyen alışkanlıklar önce gerginliğe, ardından da şiddetli geçimsizliğe kadar uzanan bir dizi sıkıntıya sebep oluyor. Halbuki kültürel yaklaşımların, alışkanlıkların ne hemen değiştirilmesi mümkündür ne de bunlarda ısrarla devam etmek. Bu sorunu en iyi ortak yolu bulan, birbirlerine anlayışla yaklaşan eşler çözebiliyor.


Âdet ve kültür çatışması nasıl aşılabilir?

Evlilikte eş seçiminde dikkat edilecek hususlardan biri de kültür benzerliğidir. Adaylar diğer önemli hususlarda birbirine ne kadar uygun olsalar da kültür farklılığı eşlerin geçimini etkilemektedir. Eşlerin ailesinin çiftçi ailesi, esnaf ailesi, memur ailesi, akademisyen ailesi vb olması, ailenin sosyo ekonomik durumu, ailenin yerleşim yeri ve şekli, yerleşim yerinin coğrafi özellikleri, tarihî özellikleri, yaşama şeklini hayata bakış açısını ve davranışları önemli ölçüde etkilemektedir. Bu niçin bu kadar önemlidir?

Evlilik çok yönlü olan bir beraberliktir. Evlilikte duygusallık, cinsellik, ekonomik paylaşım, ev içi sorumlulukların paylaşımı, fikrî beraberlik, anne-babalık farklı bakış açıları gerektirir. Bu bakış açılarının edinilmesinde içinde yaşanılan kültürün etkisi çoktur. Evlilikte kültür farklılığı en çok ailesinden ayrı yerde okumuş veya çalışmaya başlamış kişilerin evliliklerinde kendisini göstermektedir. Birbirine yakın yerlerde yaşayan kişiler ailelerinin kültür farkının bilincinde olarak evlenir. Fakat aileler birbirini iyi tanımadığında bazı sorunlar çıkmaktadır.



--------------------------------------------------------------------------------

Basit gibi görülen sorunlardan kavga çıkıyor

Evlilikte sorunlar çok basit görünebilecek konulardan çıkmakta ve başka sorunlarla birleşince hayret verecek kadar büyümektedir.


Merasimler

İki aday ve ailesi arasında kültür farklılığı varsa ilk sorunlar merasimlerde çıkmaktadır. Kız isteme şekli, söz kesme, adayların birbiriyle görüşme sıklığı, düğünün nerede ve ne şekilde yapılacağı kültürün etkisiyle farklılık göstermekte ve farklı kültürden aileler arasında bu yönden sorunlar çıkıp büyüyebilmekte ve gençlerin bütün evlilik hayatını etkileyebilmektedir.


Sofra düzeni ve yemek çeşitleri

Yemek biyolojik bir ihtiyaç olduğu kadar yemek yeme aynı zamanda sosyal bir olaydır. Ailenin yeme şekli ve düzeni ile yemek çeşitleri de kültürünü yansıtmaktadır. Bununla beraber sosyal ve ekonomik şartlardan da etkilenmektedir. Farklı kültürlerden kız veya erkek ailesinin ve bunlara bağlı olarak gelin ve damadın bu farklılıkları yadırgadıkları ve bunu daha sonra dile getirdiklerinde sorunların büyüdüğü de görülmektedir.


İhtiyaçlar

Neyin ihtiyaç neyin ihtiyaç olmadığı konusu da kültürden etkilenmektedir. Tabii bunda ekonomik şartlar da etkili olmaktadır. Yaşama şekli belli bir görgü ve kültür meydana getirmektedir. Bu da kurulacak evin eşyalarının seçiminde etkili olmakta ve karşılıklı anlayış olmadığı takdirde sorunlara sebep olabilmektedir. Birisi için ihtiyaç olan diğer kişi için israf olarak görülebilmektedir.


Giyim tarzı

Gerek evliliğin başlangıcında gerekse eşlerin hayatında giyim tarzı eşlerin hayatında sorun olabilmekte eşler birbirinin veya ailenin giyim kuşamını yadırgayabilmekte ve karşı tarafın değişmesini isteyebilmektedirler.


Ev içi sorumlulukların paylaşımı

Bu konu da aynı şekilde kültürün etkisiyle farklılık göstermektedir. Kadının çalışması, alışverişe gitmesi, eşine dış işlerinde yardım etmesi, erkeğin ev işlerinde veya çocuk bakımında eşine yardım etmesi, yardımcı bulunması vb. konular hep kültürle alakalıdır. Bu konudaki düşünceler ve davranışlar kültürden etkilenmekte ve arada çok farklılık varsa eşlerin uyumunu tabii olarak zorlaştırmaktadır. İnsanlar karşılıklı konuşarak birbirlerinden görerek biraz değişebilirler. Fakat arada büyük bir kültür farklılığı varsa bu değişiklik tam bir uyum için yeterli gelmeyecektir.





--------------------------------------------------------------------------------


Sevgi ve hoşgörü kültür problemini azaltır

Eş seçiminde kültür farklılığına dikkat etmek sorunların azalmasına yardımcı olur. Bununla beraber belli bir kültür farklılığı olması kaçınılmazdır. Farklı kültürlerden olan kişilerin anlaşabilmesi için kişilerin farklı bakış açılarına saygılı ve değişime açık olmaları gerekir. Bunun için önce eşlerin sevgilerinin çok güçlü ve birbirlerine gerçekten saygı göstermesi ve evlilikte kararlı olması gerekir. Eşini seven, güvenen ve sayan bir kişi onun ve ailesinin üzülmesini istemez ve bunun için elinden geleni yapar. Kendi ailesinin de üzülmesini istemez fakat kendisine olan sevgilerinden yola çıkarak evliliğe zarar vermemeleri için elinden gelen hassasiyeti gösterir.

Örnek olarak evliliklerde sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri köyde yaşayan eşin ailesine tatillerde ziyarete gitmede yaşanmaktadır. Köy hayatını veya o köydeki hayatı yadırgayan eş bu konuda huzursuz olup eşini de huzursuz edebilmektedir.

Halbuki kültürel özellikler zenginliklerdir. Hayatı başka açılardan görmemize yardımcı olur. Şehir hayatı düzenli ve estetik olabilir. Köy hayatında ise doğallık ve bambaşka bir güzellik vardır. İnsanları gözlemek farklı hayatlardaki insanların hayatı nasıl anladıklarını, zorluklarla nasıl başa çıktıklarını anlamaya çalışmak farklı şekillerde yaşamayı kolaylaştırır. Prensiplerinden taviz vermeyen insanlar bu konuda zorluk çekebilirler. Biraz esnek olmak karşıdaki insanın yerine kendini koymak (empati) geçimi kolaylaştırır. Mesela köy şartlarında yetişmiş bir genç kız şehirde yaşayan bir aileye gelin gittiğinde onların yaşama şekline uygun hareket ettiğinde eşiyle ve ailesiyle sorunlar az olur.

Aynı şekilde şehir hayatında yaşayan bir genç kızın da eşinin köyde yaşayan ailesine uyum göstermeye çalışması bazı yöresel yemekleri öğrenmesi aradaki sevgi bağını kuvvetlendirmektedir. Kültür farklılıklarından olan ev içi sorumluluklarının paylaşımında erkeklerin de bazı değişimlere açık olması ile orta yol bulunabilmektedir. Mesela çalışan veya küçük çocuklu hanıma ev işleri ve çocuk bakımında yardımcı olmak, alışverişi ortak zevklere göre birlikte yapmak, bazı günler dışarıda aileye uygun bir yerde yemek yemek gibi değişiklikler eşlerin arasında problemlerin büyümesini ve gergin bir ortamın ortaya çıkmasını önlemektedir..




--------------------------------------------------------------------------------


Sofra düzeni evliliğe mani olur mu?


Nihal Hanım şehirde tahsilini yapmış, yine şehirde öğretmenlik yapmakta ve o şehrin üst düzey yöneticileri ve aileleriyle sıklıkla görüşmektedir. Ev düzeninde olduğu gibi sofra konusunda da hayli titizdir. Oğlu bir köy öğretmeninin kızıyla evlenmek istemiştir. İstemeye gittiklerinde sofranın kuruluşundan, sofra örtüsünden hayli rahatsız olmuş ve bunu oğluna söylemiştir. Halbuki o şartlarda o şekilde bir sofra düzeni gerekmektedir. Nihal Hanım bunu düşünememiştir. Fakat oğlu annesini kırmadan köyde bu şekilde yaşanabildiğini, evlendikten sonra eşinin ona uyum göstereceğine inandığını söylemiş, eşine de bu konuşmadan bahsetmemiştir. Nihal Hanım’ın gelini çok iyi bir ev hanımı olmuştur. Çok bilgili, görmüş geçirmiş bir insan olan kayınvalidesinden de çok şey öğrenmiştir. Eşini ve ailesini mahcup edecek bir davranışta bulunmak şöyle dursun Nihal Hanım’ın arkadaşlarından sürekli takdir almıştır. Nihal Hanımın oğlu ve eşi aralarındaki sevgi ve saygıyla kültür farklılığından kaynaklanan sorunların üstesinden gelmişlerdir.
Sayı: 192
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
05-02-2007, 10:25
Bazı konularda öyle mi, yoksa böyle mi olsa hayırlı olur, diye tereddüde düşüyoruz. Mesela kızımıza, oğlumuza çıkan taliplerin hangisinin uygun olduğunu kestiremediğimizde bize ?İstihare yapın, sonunda gönlünüze doğacak kanaate göre karar verin." diyorlar. Bu tavsiye bize biraz garip geliyor. İstihare nasıl bir şeydir? Nasıl yapılır? Size göre istihare sonucu belirlemede bağlayıcı olabilir mi? Tereddüt ettiğimiz konularda istihareyle mi karar vermeliyiz, yoksa istişareyle mi?


Efendim, önce istiharenin başlangıcına bir göz atalım. Sonra sonuçlarına bakabiliriz. Şöyle ki:

-Peygamberimiz Medine?ye geldiklerinde müşriklerin tereddüt ettikleri konularda karar vermek için fal oklarına başvurduklarını gördü. Bir konuda karar vermekte tereddüt edince fal oklarını hedefe fırlatıyorlar, isabet ederse o işin haklarında hayırlı olduğuna, isabet etmezse hayırsız olacağına karar veriyorlardı. Müslümanlara da böyle yaparak karar vermelerini telkin ediyorlardı. Halbuki fal oklarının ilimle, ibadetle hiçbir ilgisi yoktu.

Efendimiz (sas) Hazretleri Müslümanları böylesine batıl ve manasız bir anlayıştan korumak için istihare ibadetini tavsiye buyurdu. Hiç olmazsa bu niyetle dua ve ibadet etmiş olur, ibadet sevabı kazanmış sayılırlardı.

Nitekim Efendimizin tereddüt edilen konuda tavsiye buyurduğu istihare, ibadetten başka bir şey değildir. Şöyle ki:

Bir konuda karar vermekte tereddüt eder, zorlanırsanız yatarken abdest alır, iki rekat namaz kılarsınız. Birinci rekatta Fatiha'dan sonra 'Kul ya eyyühelkafirun...' suresini, ikinci rekatta da 'Kul hüvellahü...' suresini okursunuz. Bundan sonra: "Rabbim bu olay hakkımda hayırlı ise bana bir işaret ver, kalbime, gönlüme doğrusunu ilham eyle!? diyerek yatağa girer, sağ yanına uzanırsınız. Sabah kalkınca da gördüklerinizi hatırlamaya çalışırsınız. Beyaz ve yeşil görmüşseniz iyiye işaret sayabilirisiniz, kırmızı ve siyah görmüşseniz "İyi değil galiba!.." diye düşünebilirsiniz. Çeşitleri olmakla birlikte istihare ibadetinin özü budur.

Ancak hemen ifade edeyim ki, istihare ibadetinin kalbinizde hasıl ettiği bu türlü düşünce, uymaya mecbur olacağınız bir düşünce değildir. İstiharenin işaret ettiği şey uygunluk arz etmiyorsa, ibadet sevabı kazandım der, bu sevabı yeterli bulur, işaretine uymaya kendinizi mecbur bilmezsiniz. Şurası unutulmamalıdır ki, böyle tereddütte kalınan zamanlar, bu türlü müstehap namazı kılma zamanıdır. Zamanı gelen namaz kılınmış, müstehap olan ibadet vaktinde yerine getirilmiştir. Alınan işarete uyma mecburiyeti yoktur. Bu ince nokta hiç unutulmamalıdır.

Zaten bu gibi tereddüt edilen konularda mühim olan, meseleyi bilenlerle istişare etmek, elde edilen istişare bilgilerine göre hareket etmektir. Bilhassa evlenmek gibi hayati konularda istihareyi değil, istişareyi öne almak en doğru harekettir. Çünkü tarafların birbirlerine denk olup olmadıkları, mizaç, kültür, hayat anlayışı bakımından ne kadar uyuşabilecekleri gibi çok ciddi konular; ancak bilenlerin, görenlerin verdikleri istişari bilgilerle anlaşılır, isabetli kararlar; ancak böyle sağlam istişare bilgileriyle verilebilir.

Bütün bunlardan sonra baştaki sorunun cevabını kısaca özetleyecek olursak diyebiliriz ki:

-Evlenme gibi hayati konularda istihare değil, istişare öne alınmalıdır. İstiharenin işaretinde isabet görülmüyorsa vakti gelen ibadeti yapmış olmanın sevabıyla yetinmeli, işaretine uymaya kendini mecbur sanmamalıdır.

Hepsinden önemlisi de, son sözü, hayatı birlikte yaşayacak olanların söyleyecek olmalarıdır.

Kanuni45
09-02-2007, 09:30
Bir Annenin Oğluna Nasihatleri (Erkekler için) ([Linkleri görebilmek için kayıt olmanız gerekiyor. http://www.forumturka.net/forum/register.php link'ini alıp browser'ınıza yapıştırmanız yeterlidir.])


Bir Babanın Kızına Nasihatleri (Kadınlar için) ([Linkleri görebilmek için kayıt olmanız gerekiyor. http://www.forumturka.net/forum/register.php link'ini alıp browser'ınıza yapıştırmanız yeterlidir.])

MuTiNouS
09-02-2007, 13:49
Emeğine yureğine sağlık süleyman kardeşim her zamanki gibi yine döktürmüşün sıkı paylaşımların var kardeşim Emeğine karşılık olarak sana sonsuz tşkler..Saygılar..

Kanuni45
10-02-2007, 11:01
Söylenmemiş sevgi sözleri neyi erteliyor?

A. KADİR SÜPHANDAĞI
Sevdiğinize, eşinize nasıl hitap edersiniz? Şefkat mi daha ağır basar, merhamet mi? Sevgi mi eklersiniz, emir kipinde nefret mi? Sesinize eklenti olarak ne gönderirsiniz. Her ifade edişiniz, her sesiniz bir feryat olarak mı çıkar?
Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmek. Sevgiyi duyabilmekle işin halledildiğini zannedenler aldanıyor. Zira iş bitmiyor belki asıl o zaman başlıyor.

Herkes sevgiden bahsediyor. Ama çoğunun gerçek sevgi ile zerre kadar bir ilgisi yok. Güya “aşk”la birbirine bağlanan bazı çiftler bir bakıyorsunuz çok geçmeden “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle ayrılıyor. Ne kadar şişirilirse şişirilsin, ne kadar reklam cümleleriyle galeyena getirilirse getirilsin özünde ısmarlamalık ve ruhsuzluk hakimse, modern sevgiler uçucu parfüm kokusu gibi geçici oluyor ve ardında derin bir pişmanlık bırakıyor.

Sevgi hergün ihtimam isteyen bir çiçek bir çocuk gibidir. Sevgi “el ele büyütülecek” bir şeydir. Ve sevgi “gösterildikçe” kökleşir, yerleşir. Sevgiyi göstermek en başta gönülden dile dökülen ifadelerle gerçekleşir. Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, sonra sonra deyip ertelemek aslında sevgiyi tam olarak duyumsamayı da ertelemektir. Sevgide ‘yarın’ sözüne yer yoktur, yarın çok geç olabilir. Kişi yüreğinin sevgisini boşaltacak bir yürek bulmalı mutlak, elindekinin kıymetin kaybetmeden bilmeli.

Yeryüzünde hakiki sevgi kadar değerli, onun kadar paha biçilmez ve onun kadar doğal, samimi ikinci bir şey yok gibidir. Evet sevgi her şeydir. Her şeyi olanın bir şey vermesi gerekmez. O zaten her halükârda elinde olanı gönlüne koymadan verebilir. Seven insan sevdiğine itaat eder. Zira gerçek sevgiyi veren artık hiçbir şeyini sevdiğinden esirgemez. Gerçekten seven insan sevdiğini her sözünü emir telakki eder.

Bunun için “Büyüklerin sözleri, sözlerin büyükleridir.” denilmiştir. Biz de şimdi büyüklerin aşklarını ya da onların sevdiklerine büyük bir aşkla söyledikleri sözlerini ele alırkan “Büyüklerin aşkları, aşkların büyükleridir.” diyerek başlamak istiyoruz.

Ancak bunu ele alırken elbette ki o aşkların büyüklüklerini ifade için günümüz sevgi sözcüklerini ya da aşklarına da vurgu yapıp geçmek en doğrusu olacaktır.

NASIL HİTAP EDİYORLARDI?

Sevginin, insan psikolijisine olumlu katkı yaptığını vurgulayan Mevlânâ Hazretleri aşk ve sevginin benliği hor ve hakir kılıp, insanı yükselttiğine dikkat çekiyor. “Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir. Tamah ise alçaltandır. Sevgi ve şefkat insanın, öfke ve şefkat ise hayvanın temel hasletleridir. Sevgi güneştir; ama kusurları örtmede gece gibi olun!” şeklinde özetler aşk ve sevgiyi.

Osmanlı İmporatorluğu’nun en şaşaalı döneminde yaşamış ve koca imparatorluğun bir anlamda kaderine hükmeden kararlara etki eden birisi olarak Hürrem Sultan’ın bu anlamda Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektup ve ona hitapta kullandığı ifadeler çok önemli;

“Ayağınızın bastığı toprağı yüzlerce defa öptükten sonra, benim güneşim ve saadetimin sermayesi sultanım.”

“Eğer siz, bu ayrılık ateşi ile yanmış, ciğeri kebap, sinesi harap olmuş, gözleri yaşla dolmuş, gecesini gündüzünden ayıramayacak kadar hasret denizinde boğulmuş biçareyi; aşkınızla, Ferhat ve Mecnun’dan beter olmuş âşık kölenizi sorarsanız, sultanımdan ayrı olduğumdan beri bülbül misâli âhım ve feryatlarım dinmemiştir. Öyle bir hale düştüm ki, bu hasretin verdiği kahrı ve acıyı, Rabbim düşmanlarıma vermesin.”


Saraya bir esir olarak getirilen Hürrem Sultan’ı görür görmez Kanuni Sultan Süleyman Han’ın da bir anda âşık olduğunu haber verir kaynaklar. İnsan bir kere de âşık olunca artık onu anlatmayla geçer bütün vakti. Hürrem Sultan’ın Kanuni’ye yazdığı o sözlerden sonra şimdi gelin hep birlikte Kanuni Sultan Süleyman’ın onun için neler yazdığına bakalım:

“Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ay’ım, can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım. Hayatımın, yaşamımın sebebi cennetim, kevser şarabım. Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm. Sevinç kaynağım, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meşalem. Turuncum, narım, narencim, hayatımın aydınlığı. Gönlümdeki Mısır’ın sultanı, varlığımın anlamı, İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevdiğim.

İbrahim Hakkı Hazretleri’nin eşlerine yazdığı mektuptan şefkat, sevgi ve aşk dolu ifadeler de şöyle:

“İzzetli, hürmetli, hakikatli, adamlıklı, şefkatli, hatırlı, gönüllü, asilli, usullu, akıllı, izanlı, hünerli, marifetli, üsluplu, yakışıklı, güzel huylu, tatlı dilli, uzun boylu ince belli, ayıpsız hatunum, helalim Firdevs Hatun huzuruna, derun-i dilden ve can u gönülden selamlar ve dualar edip ol mübarek nazik hatırın sual ederiz, Huda’nın birliğine emanet veririz. Benim nazlı yar-ı gamgusârım. Benim şenliğim, şöhretim, benim sevdiğim, keyfim, benim canım Firdevsim! Neylersin n’işlersin, ne keyftesin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne demdesin? Benim güzelim, garip gönlünü ne ile eğlersin? Benim güzel keyfim, senden ayrılmak ne çetin ahval imiş bilmezdim.
Sayı: 218
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
10-02-2007, 11:01
'Mutluluk' için 14 öneri

AYŞEGÜL YARAR
Sevmek ve sevilmenin yanına bir de bunların ifade edilmesi eklenmelidir. Sizde eşinizle önerilerimize kulak verebilir, mutluluk için aslında minik adımların yeterli olabildiğini görebilirsiniz.


--------------------------------------------------------------------------------

1. Tebessüm gösterin
Evliliklerde en çok yaşanan sıkıntıların başında eşlerin birbirlerine karşı asık suratlı ve somurtkan bir tavır sergilemeleridir. Asık bir surat, baskılanmış öfke ve sıkıntıların su yüzüne çıkmasına yardımcı olur. Asık bir surat negatif enerji yayar. Evinizi soğuk bir ortama çevirir. Halbuki güleryüz ve tebessüm, muhabbetin kaynağıdır. Muhabbet, bizi mutlu edecek yegâne ilaçtır. Eşinize karşı tebessüm göstermek zor olmasa gerek…


2. Eşinizin ellerinden tutun
El ele tutuşmanın stresi azalttığını biliyor muydunuz? ABD’de evli çiftler üzerinde yapılan bir araştırmada eşlerin birbirlerinin ellerini tutmasının sinirlerin fark edilir bir şekilde gevşemesine sebep olduğu görülmüş. Siz de eşinizin elini tutun. Duygularınızın daha rahat ortaya çıktığını göreceksiniz.


3. Sevdiğinizi sözle ifade edin
Sevgiyi ifade etmek kadınlara oranla erkekler için çok daha zordur. Erkekler sevdiklerini söylemezler. Hanımlar da genelde bundan şikayet eder. Halbuki biz Müslümanlara Peygamber Efendimiz’in (sas), “Mü’min, mü’min kardeşini sevdiğini söylesin.” tavsiyesi vardır. Müslümanlara söylememiz gereken sözleri eşimizden niye esirgeyelim ki? Sevdiğinizi söylemek erkeklere bir şey kaybettirmez…


4. Birlikte dua edin
Eşinizle oturun ve ellerinizi açın, birbiriniz için sesli dua edin. İçinizden geldiği gibi sözcükleri sıralayın. Dua etmek istediğinizden emin değil misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı deneyin. Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın ve “Bu iyi şey neden gerçekleşti?” diye sorun. Araştırmalar bunu yapanların üç ay sonra ciddi derecede daha mutlu hale geldiklerini gösteriyor. 30 yıl boyunca duanın gücünü araştıran Harvard’lı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dua etme biçimlerinin stresi yatıştırdığını, bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı bir gevşeme tepkisi uyandırdığını söylüyor. (Ömrünüzü Uzatın, Sally Brown Optimist)


5. Eve gelir gelmez pijamalarınızı giymeyin
İnsanlar, işe ya da bir gezmeye giderken güzel giyiniyor ve süsleniyor. Ama eve gelince hemen rahatlamayı düşünüyor, pijamalarını giyip öyle oturuyor. Bazı eşler neredeyse uzun süre birbirlerini iyi giyimli görmüyor. Eşler, işleri, dostları için giyindikleri, süslendikleri kadar eşleri için giyinip-süslenmiyor. Erkekler, eve gelir-gelmez pijamalarınızı giymeyin. Hanımlar, eşinizin geleceği saatte siz de neden güzel giyinmiyorsunuz?


6. Bayanların doğum gününü, evlilik yıldönümünü unutmayın
Hanımlar, evlilik yıldönümü, doğum günü gibi özel günlerde çok hassastır. Hatta ilk tanıştığınız günü, nişan gününü, evlilik kararını aldığınız günü bile sorabilir. Erkekler genelde özel günleri unutmaya meyillidir. Siz en azından doğum ve evlilik yıldönümünü unutmayın.


7. Sevgi notları bırakın
Eşinizin görebileceği yerlere sevgi notları bırakın. Evde minik kâğıtlara minik sözler yazıp kimsenin ulaşamayacağı (size özel yerler olursa iyi olur) yerlere bu mesajları bırakın. Sevginizi ifade etmek, bu duygunun beslenmesine vesile olacaktır.


8. Gezmeye gidiyormuş gibi giyinin, evde oturun
Eşlerin iyi giyinmesi, süslenmesi ve birbirlerine değer verdiklerini hissettirmeleri çok önemlidir. Ama bugün bu ters işliyor. İş ve arkadaşlar için iyi giyinilirken, eşler birbirlerine bu yönde değer vermezler. Siz de haftada bir gün güzelce giyinin; ama dışarı çıkmayın, evde baş başa vakit geçirin.


9. Emir kipiyle değil rica kipiyle konuşun
Emretmek, bütün konuşmalarda emredici bir üslup kullanmak hitap ettiğimiz kişiyi rencide eder. Bu, eşimizse daha da üzücü olur. Emir kipiyle konuşmak yerine, rica etmeyi denemek size ağır gelmemeli. Bu bizden bir şeyleri alıp götürmez. Bilakis bize daha da saygınlık kazandırır. Üstelik eşimizin bizim gerçekten hayat ortağımız olduğunu göstermiş oluruz.


10. Sabah kahvaltılarını beraber yapın
Evlilik hayatında eşler arasına iş ve çocuklar girdiğinde karı-kocanın görüşmeleri bile neredeyse asgariye iner. Siz bunun için ailenizin birlikte olduğu zaman dilimlerini iyi değerlendirin. Bu zaman dilimlerinden biri de sabah kahvaltılarıdır. Uyku mahmurluğunu yenip, eşinizle biraz da erken kalkıp kahvaltıda muhabbet etme fırsatı bulabilirsiniz.


11. Dışarıda baş başa yemek yiyin, “aynısı evde daha az maliyetli olur” diye düşünmeyin
Özellikle çocuk sahibi olan çiftlerin en önemli sorunlarından biri, kendilerine vakit ayıramamalarıdır. Bütün gün çocukla işle uğraşmak anne ve babayı yorar. Bir saat de olsa çocukları bir yakınınıza emanet edip, eşinizle dışarıda yemek yemek size güç katacaktır. Aslında ihtiyacınız olan, dışarıda yemek yemek değildir. Ama bu size farklı bir ortamda, yalnız konuşabilme, birbirinize vakit ayırma fırsatı verecektir.

12. Eşinizi kapıdan duayla uğurlayın
Özellikle ev hanımları sabah erken kalkmada zorluk yaşıyor ve eşlerini göndermeyi bir vazife addetmiyorsa, bunu bir daha düşünmeliler. Eşinizi kapıdan uğurlamak onun kalbinin bir yarısını evde bırakmasına vesile olur. Hele eşinize, “Biz açlığa dayanırız; ama ateşe dayanamayız. Bize helal rızık getir. Allah işini rast getirsin...” demek onu helal kazanca motive eder.


13. Eşinizin ailesine muhabbetle davranın
Eşlerin birbirlerinin aile yakınlarına söyledikleri hoş olmayan sözler, eşlerin duygularını da etkiler. Sizin hanımınızın amcasına ya da hanımınızın sizin ablanıza ima yollu da olsa söyleyeceği sözler, eşlerin kalplerindeki muhabbeti sarsar. Siz sevginize, başkaları yüzünden zarar vermeyin. Eşinizin ailesine gösterdiğiniz muhabbet, eşinizin size göstereceği muhabbeti de artıracaktır.


14. Hitap ederken güzel sözler kullanın
Eşlerin birbirleri hakkında ima edici, itham edici, yargılayıcı, denetleyici sözler sarf etmesi ve bunun davranışlarla da yapılması hep olumsuz sonuçlar doğurur. Eşlerin birbirine güvenini silip atar. Evlilikte güven kalktığı zaman da huzursuzluk başlar. İtham edici tavırlar, “sen bana göre değilsin” mesajı verir. Bu tavırlar sevgiyi öldürür.
Sayı: 218
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
10-02-2007, 11:02
Eşine saygı duyan 'aldatmıyor'

NERGİHAN ÇELEN
Evliliğin en temel unsurlarından biridir saygı. Saygı kişilerin ahlaki değerleriyle şekileniyor. Saygıya sevgi de eklenince mutluluk oluşuyor.
Gün geçmiyor ki gazetelerin üçüncü sayfasında ya da televizyon kanallarının magazin programlarında birbirini aldatan eşlerin hayatlarına tanık olmayalım. Medyanın önünde yer alan kişilerin hayatlarıyla görünürlük kazanan mutsuz evlilikler ve buna bağlı gelişen aldatma sorunu modern dünyanın ciddi problemleri arasında yerini aldı. ‘Evli biri başka birine âşık olur mu?’ ya da ‘Neden bir erkek evlilik dışı ilişki kurar?’ gibi sorular kafaları kurcalamaya başladı. Uzmanlar ise bu soruların cevaplarının mutsuz evliliklerde aranması gerektiğini söylüyor. Türkiye’de kavram kargaşası yaşanarak aşk ve sevginin cinsel eğilimler ya da geçici heveslerle karıştırıldığına dikkat çeken uzmanlar ilişkilerde saygının önemine vurgu yapıyor.

Amerikan Hastanesi doktorlarından nörofizyolog Dr. Sabri Derman, evliliğin kalitesini eşlerin birbirine duyduğu saygının belirlediğini ifade ediyor. Kişilerin bu nedenle seçim yaparken saygı duyacağı bireylere yönelmesi gerektiğini vurgulayan Derman, “Evlilikte seçim yaparken belirleyici öğe, saygı olmalıdır. Saygı, ilişkinin kalın çizgili sınırlarını belirler. Sevginin olmadığı yerde saygı olabilir, bu ilişkilerin güzel gitmesini, doğru, huzurlu ve tatmin edici gitmesini sağlayabilir. Ama saygının içinde olmadığı sevgi bunların hiçbirini sağlamaz. Bir insan tutkuyla bağlı olduğu insana eğer saygı duymazsa kısa sürede hisleri değerini yitirerek basitleşebilir.” dedi. Saygının zaman içinde oluşan bir durum olmadığının altını çizen nörofizyolog Derman, saygının kişinin etik değerleriyle şekillendiğini bildiriyor. Çiftlerin evli olduğu kişiyle etik değerleri paylaşmasının saygıyı artıracağını aktaran Derman, bu ilişkilerin sevginin de katkısıyla sağlıklı bir şekilde sürdürüldüğünü kaydediyor. Böyle temellenen bir ilişkide aşkın yoğunluğu geçtikten sonra da beraberliklerin kaliteli bir biçimde devam ettiğini vurguluyor. Derman, “Eğer eşinize saygı duyuyorsanız, 40 yıl sonra da aynı sevgiyle birbirinize davranabilirsiniz. Bu insanlar, aşkın şiddeti geçtiğinde sevgilerini dışarıda aramazlar. Çünkü saygı vardır ve saygıyla birlikte gelişmiş güven insanları mutlu eder.” diye konuştu.




--------------------------------------------------------------------------------


HER SEVGİ AŞK DEĞİLDİR

Her evliliğin kendine has şart ve durumları olduğunu savunan Sabri Derman, “Ne kadar çok evlilik varsa o kadar çeşit evlilik var.” diyor. Türkiye’de birçok konuda kavram kargaşası yaşandığına dikkat çeken Derman, “Sevgiyi, tutkuyu, saplantıları, cinsel eğilimleri ya da geçici beraberlikleri aşk olarak yorumluyoruz. Aşk kelimesi iki insanın beraber olduğu bütün bağlamlarda kullanıyor.” diye konuşuyor. Her hoşlanmanın, her derin sevginin aşk olmadığının altını çizen nörofizyolog, insanların belediye otobüsüne biner gibi sıklıkla ilişkiye girdiğini anlatıyor. Aşkı, iki insanı birleşmeye, beraber olmaya, bu beraberliğini sürdürmeye yönelten çok güçlü ve doğal dürtüler olarak tanımladıklarını söyleyen Derman, insanların iradeleriyle duygularını şekillendirebileceğini belirtiyor.




--------------------------------------------------------------------------------


MUTSUZLUK, KAPANA KISILMAK GİBİ

Çok mutlu evlilikler kesinlikle aldatma gibi durumlara müsaade etmez. Ama bir kişi mutsuz bir beraberlik yaşıyorsa kendini kapana kısılmış hisseder. Kişi zamanla gerekli saygı ve sevgiyi görmediği için evlilik dışı ilişkilere kayabilir. Fiziksel olarak beğenmediği ya da duygusal olarak tatmin olmadığı biriyle evlenen kişi ne kendisini ne de karşısındakini mutlu edebilir. Bu nedenle mutsuz insanlar kendi içlerindeki boşluğu doldurabilmek, kendi ruh dengelerini ve özgüvenlerini koruyabilmek için başka ilişkilere giriyor.
Sayı: 218
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
10-02-2007, 11:03
İmtihanlarla gerçek “sevgi”yi bulmak

RAMAZAN KERPETEN-STOCKHOLM
Doğan Sevgikuranlar, hayatını ailesine ve gurbetteki dostlarına adamış vefalı bir insandı.
O hayata veda ettiğinde dostları onun hatırasını ve
ailesini yalnız bırakmadılar.
Bu kalbi sevgiyle atanların vefasıydı.
Hatice Hanım Erzincan’dan, Doğan Bey İstanbul’dan çıkıp gelmiş bu yâd ellere. İsveç’te tanışıp evlenmişler. Dört çocukları olmuş, bu evliliği, bir bina gibi adeta 4 sütunla pekiştirmişler. Bu dört çocuğa 4 büyük sahabinin, Hulefa-i Râşidin’in o güzel isimlerini vermişler; Bekir, Ömer, Osman ve Ali! Sonra, 2000 yılında, bir anda baş gösteren mide kanseri hastalığı Doğan Bey’i çekip almış ve o sevdiği enbiya ve ashabının yanına götürüvermiş.

Artık bu gurbet ellerinde, ailenin ve hayatın bütün yükü omuzlarındadır Hatice Hanım’ın; biri ağır derecede özürlü olmak üzere, dört çocuğun büyütülmesi vazifesi. Sıkıntılı anlarda sürekli şu duayı okumuş: “Lâ havle velâ kuvvete illa billahil aliyyil azîm.”

Ailenin en büyük çocuğu ve şu an 26 yaşında olan Bekir, özürlü doğmuş; hastalığın teşhisi, kromozom bozukluğu. Çok koyu bir renkte ve kolları büzüşmüş bir şekilde doğmuş. Hemşireler doğar doğmaz götürmüşler. Hatice Hanım ve eşi çok üzülmüşler; acaba çocukları ölü mü doğdu diye. Doğuşla başlayan ve bir ömür boyu sürecek olan zihinsel yetenekten yoksun olarak, bir tekerlekli sandalyeye mahkum yaşamak. Hiçbir ihtiyacını karşılayamadan, ağzında sürekli biriken, taşan tükürüklerle yaşamak; yaşadığından bile pek haberdar olmadan.

Sevgikuranlar ailesinin özünü “sevgi” ancak gerçek muhabbet oluşturuyor. Ailedeki birinde bir özür olması demek, ailedeki her ferdin o rahatsızlığı iliklerine kadar yaşaması demek. Bu durumda sevgi, “birlikte dayanmak, sabretmek, sıkıntılara göğüs germek” oluyor. Onların bakışları asla sadece dünyaya dönük değil, bu yüzden birbirlerine olan bakışları ve sıkıntılara olan tahammülleri uhrevi nitelikli. Doğan Bey’den bu terbiyeyi almışlar. Diğer kardeşler küçükken ağabeylerini sürekli tekerlekli sandalyede gördükleri için bu duruma bir anlam verememişler. Sürekli olarak şu soruyu sormuşlar: “Anne; ağabeyimiz ne zaman kalkacak, ne zaman yürüyecek?”

Hatice Hanım uzun süre nasıl izah edeceğini bilememiş. “Hiçbir zaman!” diyebilmek çok zor gelmiş ona. Böyle sorularına hep; “İnşallah o bir gün iyileşecek” diye cevap verirmiş.

Aslında bu, bir anne yüreğinin hiç dinmeyen ümidi, beklentisi ve temennisiydi, yıllar boyu! O böyle dedikçe, rahmetli eşi hep şöyle çıkışırmış ona: “Hanım, ne diye hem kendini, hem de çocukları avutup duruyorsun? Durumu kabullensen, hadiseyi kaldırman da kolaylaşacaktır. Oğlumuz ağır derecede rahatsız ve sen de biliyorsun ki bir ömür boyu böyle olacak!”

Doğan Bey, tam bir iman ve tevekkül abidesiymiş. Durumu kabullenmiş baştan, Allah’a tam bir tevekkül ve teslimiyet içerisindeymiş rahmetli. (Mekanı cennet olsun o güzel insanın.)

Ama, bir anne yüreği taşıyan Hatice Hanım bilinçaltı olarak, oğlunun bir gün kendisine, içinden gele gele: “Anne!” diyeceği anı -ister istemez- bekleyip durmuş. Rüyalarında o kadar çok görmüş ki, Bekir’i kalkıp yürürken, kendisine “Anne!” derken.

HER ZORLUKTA BİR HİKMET VAR

Hadiseleri göğüslemedeki psikolojisini soruyoruz. Yine o gözleri yaşarmış bir halde, “Annelik ve evlat sevgisi her şeyin başı, annelik çok güzel! Her şeyi karşılama gücü veriyor, bu ulvî vazifeyle Allah.” diyor ve ekliyor: “Özür sahibi, insanın kendi çocuğu olunca bir anne olarak insana çok ağır geliyor, yaralıyor insanı. Ama daha büyük imtihanlara maruz kalmamak için ‘öf’ bile dememeye çalışıyorum. Ben, bana verilenlere sabretmezsem, isyana kaçacak herhangi bir meylim olursa Rabb’imin huzurunda ne yaparım?”


Sıkıntıları olsa da bunu çocuklarına yansıtmamaya dikkat etmiş. Sürekli “Lâ havle” duası okumuş. İçeride bunalsa, dışarıya çıkıp tekrarlayıp durmuş bu virdi. Ağlamak istediğinde ise eve gelip yatak odasında içini dökmüş yastıklara. Daha da açılamadığında Bekir’ine sımsıkı sarılarak ağlamış öyle, doyasıya! Düşünürmüş, kızacak bir şey yok, bir kimse yok. Göğüslemek düşüyor geriye. Bu sınamalarla pişirilmiş bir aile. Çocuklar, eğitim gönüllülerinin yanına giderek manevi gıdalarını alabilme telaşındalar, kendilerini her daim onarma, acılarını sağaltma arayışında. Hatice Hanım ise; olgun tavrıyla, her hayır işinin müdavimi ve destekçisi.

“DOĞAN BEY, BAZEN BİR BABA, BİR AĞABEY GİBİYDİ”

Doğan Bey için oradaki eğitim gönüllüleri; “Bazen bir baba, bazen bir ağabey gibiydi” diyorlar. Bir ihtiyacınız olduğunda ona söylemenize gerek yokmuş, onun o ihtiyacı sezmesi yeterliymiş. “Yeter ki bu idealist çocuklara bir faydası olsun” diye ceplerindekilerin hepsini boşaltıverirmiş.

Onun vefalı eşi Hatice Hanım ise, onu ve o günleri şöyle anlatıyordu: “O hayattayken onu tam anlayamamıştık, onun bu eğitim faaliyetlerine bu kadar önem vermesini kavrayamamıştık. Ama onun vefatından sonra çok daha iyi anlamaya başladık. 4 çocuğumla kalmıştım. Sağ olsunlar; onun sahip çıktığı o eğitim gönüllüsü gençler evlatlarıma sahip çıktılar. Onların dar gününde de, sevinçli anlarında da hep yanlarında oldular. Bizleri hiç yalnız bırakmadılar, ziyaretlerini hiç eksik etmediler. Bu vesileyle bizler de bu eğitim faaliyetlerini daha iyi öğrenmiş ve tanımış olduk. Bir zamanlar eşimin yer yer babalık ve ağabeylik yaptığı bu gençler çocuklarıma kimi zaman bir ağabey gibi, kimi zaman bir baba gibi, kimi zaman bir arkadaş gibi sahip çıktılar, onları kucakladılar. Onlarla birlikte hayatımız daha bir anlamlandı, nurlandı. Onlardan Allah ebeden razı olsun. Biz farkında olmadan eşimin sahip çıktığı ve sonradan da çocuklarıma sahip çıkan o gençleri yollayan Allah’a şükürler olsun.

EĞİTİM ADINA KENETLENMİŞ İNSANLAR

Görüşmeye gittiğimiz akşam Sevgikuranlar’ın evinde tatlı bir sohbet havası vardı. Genç Sevgikuranlar’ın arkadaşları sohbet için oradaydı ve eğitim gönüllülerinden Burak Denizhan onlarla koyu bir sohbete dalmıştı. Bekir de meraklı bakışlarla onları takip ediyordu. Birbirine kenetlenme sahip çıkma” deyince, Burak Bey diyor ki: “Asıl bizlere sahip çıkan şimdilerde Hatice ablamızdır. Çok sıkışık olduğumuz zamanlarda bir bakardık ki, kapımızın posta kutusu kısmından içeriye bir zarf düşmüş! İçini açar bakardık, tam ihtiyacımız olan kadar para. Uzun zaman kimden geldiğini anlayamadık. Sonradan bir vesile ile öğrendik ki, Hatice ablamızdanmış.”




--------------------------------------------------------------------------------


Sahip çıktıkça sahip çıkılmak


Doğan Bey, İsveç’e ilk eğitim faaliyetleri geldiğinde bu gönüllülere içten destekçi olmuş birisi. Bir bayram namazı sonrasında vefat ettiği o 27 Aralık 2000 tarihine kadar böyle devam etmiş. Burak Denizhan o yıllarda şu sözü çok duyduklarını söylüyor: “Orada bir Doğan ağabeyimiz var, ona gidin, o sizlere sahip çıkar, yardımcı olur.” İlk temeller onunla atılmış Stockholm şehrinde, “Bir Türk gazetemiz burada dağıtılsın, okunsun.” dendiğinde dağıtılmasını gönüllü üstlenmiş ve yıllarca ücretsiz olarak dağıtmış. İstanbul büyüklüğündeki Stockholm’deki bütün gazeteleri tek başına dağıtmaya çalışmış. Tâ ki takati kesileceği ana kadar. 99 Mayıs’ında gazete dağıtırken öğrenmiş amansız hastalığını...

Kanuni45
10-02-2007, 11:04
Evlilik insanı Allah’a yaklaştırmalı

GÜLAY ATASOY
Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştırması gerektiği görülebilir.
Delikanlı okulunu bitirdi ve işini kurdu. Artık evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyor. Bunun için de düşünüyor ve soruyor: “Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?”

Akıl verense çok oluyor: “Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun”. Ama anne ille de güzel gelin istiyor.

Genç kızın da evlenme yaşı geliyor. O da düşünüyor. “Acaba evleneceğim kişide nasıl bir özellik arasam? Dini diyaneti önemli olmalı mı?” Bu anne de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesini düşlüyor..

Genç kız da delikanlı da şaşkın.Çünkü eş, insanı saadetin beşiğine götürdüğü gibi; felaketin eşiğine de sürükleyebiliyor.

Kur’an, eşleri tarif ederken, “Onlar sizin için günahtan koruyan bir elbise, siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz.” buyuruyor. (Bakara 187) Özellikle de günümüzde bu ayetin daha dikkatli okunması gerekiyor. Çünkü her sokak başında bir ateş yanıyor. Her yerden binler günah insana saldırıyor. Her şey ağız birliği yapmış gibi insanı Allah’tan uzaklaştırıyor.

Allah’a giden yollara barikatlar kurulmuş. Ahiret yurdunu gösteren işaretler ters çevrilmiş. Sefih medeniyetin getirdiği cazibe ister istemez insanları o yoldan alıkoyar hale gelmiş.

Herkes, akın akın “insanın ve bilhasa Müslüman’ın bir nevi cenneti olan aile sığınağından” çıkıp o yöne doğru koşuyor. Sığınaktan çıkan askerin üzerine yağan mermiler gibi günahlar aile fertlerinin üzerine yağıyor.

Kişi evinde oturup TV’sini seyrederken, gazetesini okurken, hatta penceresinden sokağa bakarken bile müstehcenlik ateşi onu yakabiliyor. İşte bu arada eş denilen “elbise” o ateşe perde olmalı. Kişiyle ateş arasında set oluşturmalı. Eşinin üzerine gelen günahlara paratoner olup, onu Allah’a yaklaştırmalı.. Sadece dünya hayatı için giyilen bir elbise değil, kişiyi cennet bahçelerine uçurabilen paraşüt görevi yapmalı..

Çünkü, insan bu dünyaya sadece rahat yaşayıp, zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir. Onun esas gayesi kendisini buraya gönderen Cenab-ı Hakk’ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır.

Evlilik de o yol arkadaşını seçmektir. Şayet yol arkadaşı Allah’a yakınsa kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacaktır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor:

“Erkek olsun, kadın olsun mü’min olarak güzel işler yapanlara dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise, onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Nahl 97)

Asr-ı saadette yaşanan şu olay evliliğin insanı Allah’a yaklaştırması hususunda örnek olsa gerek.

Peygamberimiz (sas), sahabeleriyle birlikte otururken fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyordu. Al-i İmran Suresi’nin 92. ayetini okudu:

“Muhtaçlara ve fakirlere yardım ederken, malınızın kötüsünü değil de iyisini vermedikçe olgun bir imana kavuşamazsınız.

İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız, yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağışlayınız.”

Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha’yı (ra) can evinden vurdu. En değerli malını Medine’deki hurmalığını ve evini hemen oracıkta bağışladı.

Evine gitti. Bahçenin dışında durdu. Eşi Rumeysa (ra) Ebu Talha’yı (ra) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (ra) evini ve bahçesini tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:

“Kendin için mi yoksa ikimiz için mi?” diye sorduğunda Ebu Talha (ra) “ikimiz için” cevabını verince eşi Rumeysa:

“Allah senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Bekle geliyorum.” diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti. (Buhari)

Bizler de onları örnek almalıyız. Bunun için de evlilikleri nefsani duygulardan ziyade uhrevi duygularla yapmalıyız. Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil Allah’a yaklaştıranı seçmeliyiz.

Bizim evliliğimiz yani Müslüman’ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, karanlık dünyalara ışık saçmalı… Sıkıntıda boğulanlara şefkat elini uzatmalı. Sevgiye hasret, mutluluğa hasret olanları sevginin ve mutluluğun yurduna iletmeli.




--------------------------------------------------------------------------------


Eşler el ele vermeli

Derdimiz önce insanlığa hizmet olmalı. Bunun için eşler el ele vermeli. “Allah için ver” deyince vermeli. “Allah için yola çıkıyorum.” deyince uğurlamalı. Allah’a giden yolda hayat arkadaşına omuz vermeli. Tıpkı Peygamber kocasına Hira Dağı’na yemek taşıyan Hz. Hatice, İslâm için şehit olan Ammar ve Sümeyye, yalın ayak kızgın çöller üstünde yan yana hicret eden sahabe gibi…

Böyle eşler için söz sultanı ne güzel söylüyor: “Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini (ebedi arkadaşını) kaybetmemek için saliha (dindar) zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi (dünya saadeti) içinde saadet-i uhreviyesini (ebedi saadetini) kazanır.”
Sayı: 218
Bölüm: Evlilik

Kanuni45
10-02-2007, 11:08
'Sevginin özü' Muhammedî (sas) muhabbet

MUSTAFA AYDIN
Seveceğiz, istesek de istemesek de. Kalbimize sevgi konulmuş. Nefret de ediyoruz bazı şeylerden çoğu kez, nefret kelimesini sevmesek de... Peki hayatın özünü oluşturan sevgide dengeyi nasıl sağlayabiliriz?
“Sevmek”, “sevgi”, “aşk” bunlar dünyevî kelimeler, bu konuya da semavî hakikatleri eklemlemeye çalışmaya ne gerek var? Biraz aşırılık olmuyor mu? Biz insanız, her işimizin Rahmanî kaynaklı olması mı gerekiyor? Ben eşimi ya da nişanlımı seviyorum, sevdiklerimde Muhammedî muhabbeti nasıl görüp de İlahî aşka yol bulacağım? Bu zor bir uğraşı değil mi?”

İlk önce akla makulmüş gibi gelen bu düşünce tarzı neticede zihin formatımızda, yaşayışımızda ve imanî boyutumuzda sıkıntılara yol açabilecek virüsler içeriyor.

Her bir güzellik içinde cennetteki Tûbâ ağacının çekirdekleri bulunduğu gibi, her çirkinlik ve günah olan şeyde de cehennemin zakkum ağacının çekirdekleri bulunuyor. Buyurun tercih sizin elinizde: Bir ömür boyu ‘Zakkum Ormanları Fahri Korucusu’ mu olacaksınız, yoksa tam tersi mi?

Bediüzzaman Hazretleri, ilmî gayretleri neticesinde kâinatı tahlil ederken dört temel bakış açısının her şeyi değiştirebileceğini söylüyor: “Niyet, nazar, mânâ-yı harfî ve mânâ-yı ismî”

Son ikisinin izahı uzun olacağı için başka çalışmalara ve Risale-i Nur külliyatına havale edip ilk ikisini ele aldığımızda “muhabbet”in şifresi de çözülebiliyor. Her şey bizim “niyetimiz” ya da “bakış açımız/nazar”la değişebilir.

Yeşillikler, göllerle dolu aynı ovaya bir şairin, bir müteahhitin ve bir çobanın “nazar”ı farklıdır. Aynı şeye bakarlar; ama farklı şeyler çağrışıverir zihinlerinde. Aynı şekilde âlemde cereyan eden “esma-ef’al-sıfat” tecelliyatındaki tevhid şifrelerini, mühürlerini çözmeye kalbini adamış bir mü’minin bakışıyla umursuz bir ehl-i dünyanın ya da gayr-i mü’minin bakışı farklıdır.

Mü’min musibet ya da kahır tecellilerinde “Celal” isminin tecellisini görür, sabır ipine sımsıkı sarılır, tevekkülle Rabb’ine iltica eder ve O’nun kapısına sığınır. Yine nimet ve cemal tecellisine muhatap olduğunda da şükür ipine yapışır. Kendisine kötü gibi gelen şeyin “ya bir imtihan” ya da “neticesi itibarıyla hayr” olan bir şey olduğunu düşünür, görür, hisseder.

Dünyevî mahbublara gönlünü kaptırmış bir insan, onların kendisini aldatması, üzmesi ve terk etmesi anında o sevgi birden en büyük nefret ve hınçlara dönebilmektedir. Peki bu 180 derecelik ani dönüş nasıl olabilmektedir? Bir insanı “Ya benimsin, ya kara toprağın!” diyecek hale getiren duyguya nasıl “sevgi” diyebiliriz?

SEVMEYİ BİLİYOR MUYUZ?

Sevmeyi bilmiyoruz. Öğrenmek için Efendimiz’in (sas) hayatını ve sözlerini çok iyi öğrenmemiz gerekiyor. Onun her hali bizim için “usve-i hasene” yani en güzel örnektir. Her şeyin özüne “iman”ı ve “iman kardeşliğini” koyabilen bir muhabbetin en şâhikasındaki isimdi o. Eğer O (sas) sevgide tevhidden uzaklaşsaydı, amcası Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi, tövbe edip Müslüman olduğunda asla onun İslâm’a girmesine izin vermez, hakkındaki “vur emri”ni kaldırmazdı. Yine Allah’ın aslanı Hz. Hamza’yı şehit ettiren Hind’e dünür olmaz, onun tövbesini kabul etmezdi. Bizim bugünkü muhabbet anlayışımıza göre ölene kadar kan davası güderdi (hâşâ!) Böyle olmamıştır. O “Allah için seviyor, Allah için buğz ediyordu”. Demek ki, sevginin özü “Muhabbetullah”a dayanıyor. Değil mi ki Rabb’imiz bir şeyden razı oluyor, biz de olmalıyız.

MUHABBET KÂİNATIN NÛRUDUR

Muhabbet, kâinatın hem nûru, hem hayatıdır. İnsan, kâinatın en kapsamlı bir meyvesi olduğu için, kâinatı kapsayacak bir muhabbet o meyvenin çekirdeği olan kalbine yerleştirilmiştir. Böyle sonsuz bir muhabbete ancak nihayetsiz bir Kemâl Sahibi (cc) lâyık olabilir.


İnsanda korku ve sevgi gibi temel duygu vardır. Bu iki duygu ya insanlara ya da Rabb’imize (cc) dönük olacaktır. Halbuki insanlardan korkmak elemli bir beladır. Fani şeylere sevgi dahi, belalı bir musibettir. Çünkü, insan öylelerinden korkar ki, ancak o ona merhamet etmez veya onun ricalarını kabûl etmez. Böyle bir hâlde korku elîm bir beladır. Aynı mantıkla sevmen durumunda ise sevdiğin şey ya seni tanımaz, (gençliğin ve malın gibi Allah’a ısmarladık bile demeyip çekip gider) ya da gösterdiğin muhabbet için seni aşağılar. Hiç fark etmiyor muyuz mecâzî âşıkların yüzde doksan dokuzu sevdiğinden niçin şikayet ediyor. Bunun sebebi “Samed âyinesi” olan kalbinin derinliklerini dünyevî sevgililere tahsis edip, onlara adeta tapmak, “kulu, kölesi” olmaktır. Bu hâl, o “sevgililerin” nazarında da aşağılık bir iştir ve zaten o da böyle bir kişiyi aşağılar ve reddeder. Zira insan fıtratı, fıtrî olmayan herşeyi reddeder, atar.

SEVGİMİZİ KİME YÖNLENDİRELİM?

Korku ve muhabbeti öyle birine yöneltmeliyiz ki, bizim korkumuz lezzetli bir boyun eğme olsun. Muhabbetimiz de zilletsiz bir mutluluk olsun. Evet Celal sahibi Rabb’imizden korkmak, O’nun rahmetinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Korku, bir kamçıdır; bizi O’nun rahmetinin kucağına atar: Aynen bir annenin yavrusunu korkutup kendi kucağına yönlendirmesi gibi. Böyle bir korku o yavruya gâyet lezzetlidir. Halbuki, bütün annelerin şefkatleri, rahmet-i İlahiye’nin bir yansıması, parıltısıdır. Demek Allah’tan korkmakta büyük bir lezzet vardır. Mâdem Allah’tan “korkmakta” dahi böyle bir lezzet varsa, Muhabbetullah’ta yani Allah’ı sevmekte ne kadar sonsuz lezzet bulunduğu ortaya çıkar. Hem sadece Allah’tan korkan, başkalarından korkmaktan kurtulur. Aynı şekilde muhabbeti de Allah hesabına olduğu için mahlukata ettiği muhabbet dahi ayrılıklı, elemli olmaz.




--------------------------------------------------------------------------------


Sevgide hiyerarşi

İnsan önce kendi nefsini, sonra akrabalarını, milletini, canlıları ve en son olarak da kâinatı sever. Bu aşamaların her birisiyle ilgilidir. Sevilen şeyler de birer birer onu terk ediyor, birçoğu da üzüyor ve yaralıyor. İşte, aklımız varsa, bütün o muhabbetleri toplayıp hakikî sahibine verip bu belâlardan kurtulmalıyız. “Sonsuz muhabbet”e ancak “sonsuz ve ebedî olan Rabb’imiz” layıktır ve böyle bir sevgi ancak ona mahsustur. Her şeyiyle kâinatı kuşatabilen ve Rabb’ini sevmek için yaratılan kalbî dünyevî fani şeylerin sevgisiyle doldurmak, Rabb’imize karşı haksızlıktır. Bu sevgiyi hakikî sahibine verirsek, işte o zaman bütün eşyâyı O’nun nâmıyla ve O’nun âyinesi olduğu için ızdırapsız sevebiliriz. Yoksa muhabbet en leziz bir nimet iken, en elîm nimetsizlik haline dönüşebilir.




--------------------------------------------------------------------------------


Narsizm/kendini sevmek!


Sevgimizi tamamen kendi benliğimize sarf edemeyiz. Kendi nefsimizi kendimize “mâbud” ve “mahbub” yapamayız. Her şeyi kendi nefsimize fedâ edemeyiz. Ona bir nevi Rubûbiyet veremeyiz. Nefsimiz Rabb’imizin “ef’al-esma ve sıfatlarına” aynadır. Benliğimizdeki “ben-ene-ego”yu yırtıp onun içindeki gizli “Hüve”yi (cc) görüp, kâinata dağınık bütün sevgilerin O’nun isim ve sıfatlarına karşı verilmiş bir muhabbet olduğunu anlamalıyız. Eğer, bu sevgiyi yanlış yerde kullanıp sûiistimal edersek, sonunda cezasını biz çekeriz. Çünkü, “Yerinde sarf olunmayan gayri meşru bir muhabbet merhametsiz bir musibettir.” Rabb’imizin bize yönelik küçücük bir muhabbeti, kâinata bedel olabilir. O’nun küçücük bir muhabbet tecellisine hiçbirşey denk olamaz.




--------------------------------------------------------------------------------

NASIL SEVELİM?

* Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mâna-yı harfiyle sevelim. Mâna-yı ismiyle sevmeyelim: Yani, güzel bir şey gördüğümüzde “Ne kadar güzel yaratılmış” diyelim, “Ne kadar güzel” demeyelim. Ve kalbin derûnuna, başka muhabbetlerin girmesine meydan vermeyelim.

* Nefsine muhabbet, ona acımak, terbiye etmek, zararlı heveslerden alıkoymaktır. O vakit nefis sana binmez, seni hevâsına esir etmez. Belki sen nefsine binersin. Onu hevâya değil, Hüdâ’ya sevk edersin.

* Enbiya ve evliyaya sevgi bazen faydasız kalır, sen de öyle sevme. Sevgide aşırıya gidip fâni insanlara “uluhiyet” atfedenlerden olma. Böyle bir sevgi ahirette cezaya sebep olduğu gibi, bu çok sevdiklerini sandıkları zâtlar da ahirette onlardan davacı olacaktır!

* Hayat arkadaşına duyulan sevgi, onun huy güzelliğine, şefkat kaynağı ve rahmet hediyesi oluşuna bina edilmelidir. O eşe samimî muhabbet ve merhamet edersen, o da sana ciddî hürmet ve sevgide bulunur. İkiniz yaşlandıkça bu hâl fazlalaşır. Hayat mutluluk içinde geçer. Yoksa sadece yüz güzelliğine muhabbet olsa, o muhabbet çabuk bozulur, iyi geçimi de bozar.

* Anne ve babaya karşı sevgin, Cenâb-ı Hak hesabına olduğu için ibâdet niteliğindedir. Gayet samimi olarak onların hayırlı uzun ömürler sürmesini istersin. Onların yüzünden daha ziyade sevap kazanayım diye samimî hürmetle onların hizmetine koşmaya çalışırsın. Eğer bu sevginin özünü fani dünya zevkleri ve menfaat oluşturursa, onlar yaşlandıkları ve sana yük olacak bir vaziyete girdikleri zaman en süflî ve en alçak bir his ile onların “hâlâ yaşıyor olmalarından rahatsız” olursun. Daha hayatta iken “miras” kavgası verir, senin hayat sebebin olan o insanların ölümlerini arzu etmek gibi bir vahşete düşersin.

* Evlâdına yönelttiğin sevgi karşılıksız ve hasbidir. Cenâb-ı Hakk’ın senin terbiyene emanet ettiği sevimli, tatlı o canlılara muhabbet tarifsiz bir muhabbet, eşsiz bir ni’mettir. Ne musibetleriyle fazla elem çekersin ne de ölümleriyle me’yusâne feryad edersin. Çünkü sevgin Rahmanidir.

* Dostlarına muhabbetin eğer “Lillah” içinse, onlardan ayrılman, hatta onların ölümleri kardeşliğinize ve manevi bağlarınıza mâni olmadığı için, o mânevî muhabbet ve ruhanî irtibattan her zaman istifade edersin. Bu sevgi Allah rızası için olmazsa bir günlük kavuşma lezzeti, yüz günlük ayrılık sıkıntısını netice verir.

Netice olarak, Allah için sevmeli, Rabbimiz’in hoşnut olduğu şey ve işlere gönül vermeliyiz.



--------------------------------------------------------------------------------

(Kaynak: Risale-i Nur, Sözler, 24. Söz. 5. Dal. 1. Meyve ve 32. Söz Üçüncü Mevkıf)

Kanuni45
10-02-2007, 11:11
Yüreğinizin kapıları sevgiye açık mı?
SERHAT ŞEFTALİ
Bu hafta elinizde sevgiye odaklanmış bir Ailem var. Sevgi ve aşkı farklı açılarıyla ele alarak, sevginin ya da aşkın konuşulamaz olmadığını anlatmaya çalıştık. Aşk kimsenin tekelinde değildir. Aşk hiç konuşulmaması gereken önemsiz bir konu da olamaz. Aşkın ve sevginin ne olduğunu bilmek, bize hayatımızın gidişatını da düzenleme imkanı verecektir.
Aşka bir tabu olarak bakmak yanlıştır. Bu anlamda insanların aşkları için yaptıkları olumsuz davranışlar, hoşa gitmeyen, ahlaka aykırı hareketler mazeret kabul edilemez. ‘Bir başkasını sevdi, aşık oldu, eşini terk etti’yi, ‘aman ne güzel’, ‘Aşk sen nelere kadirsin!’ diyerek yorumlamak da doğru değildir. Aşk insanı fenalığa ya da haksızlığa götürmez ya da götürmemeli. Aşk, fedakarlık, sadakat, vefa gibi duyguların katili olmamalıdır.

Aşk ve sevgi, insanın insanlığını yükseltmesi için bir fırsattır. Sevmeyi öğrenebilmek gibi bir tecrübe, bizler için daha yüksek ufukların kapısının kilidini açmaya vesiledir. Sevmeyi öğrenebilen, neyi, nasıl sevmesi gerektiği konusunda da bir tecrübe yaşar. Bir insanı sevebilen, onu var edeni de sevme kabiliyetini kalbinde taşıdığını idrak ederse, kalbi lütuflara açılmış, yüreği fedakarlığa çoktan evet demiştir.

Sevgiyi dönüştürebilmek, sevginin özüne ulaşmamıza vesile olur. Sevenlerin bir kısmı bedenen sever. Yüz güzelliği ve zevk odaklıdır bu aşk. Her daim bitmeye ya da tükenmeye mahkumdur. Onun için medyanın takip ettiği aşklar bir anda başlar ve kısa sürede biter. Halbuki aşk, sevgilinin şahsında kendini eritmektir. Aşık, o olduğu için sever. Onu sadece yüzü ve bedeni için sevmemiştir. Yüreğini verir ve dönmez geriye…

Sevgi işaret ister. Sevilen sevildiğini bilmek ister. “Seni seviyorum” denilmeyen kadın, eşinden bunu beklemekten usanmaz. Sevgiyi yaratan Cenab-ı Hakk da kullarının kendini sevdiğini göstermelerini ister. Her ibadet bir sevgi göstergesi değil midir? Biz Allah’ı ne kadar sevdiğimizi gösterir ve ona bağlandığımızı hem ifade eder hem de hareketlerimizle gösterirsek, O’nun sevgisine daha layık olmaz mıyız? Kulların kullara sevgisi de böyle değil midir?

Aşk görünmek ister. Aşkı göstermek bizim kabiliyetlerimize kalmış bir şey. Bu haftaki yazılarımızla sevgi ve aşkı yeniden hissedebilmek istiyoruz. Yüreğinizin kapılarını sevgiye açar mısınız?
Sayı: 218
Bölüm: Editör

f2celal
11-02-2007, 05:55
sagol raskal turk bilgiler guzel

dj_wolkan_42
01-03-2007, 22:53
eline saglık

SORUYU DOĞRU CEVAPLA BEDAVA 100 KONTÖR'Ü HEMEN AL

ForumTURKA.Net