SORUYU DOĞRU CEVAPLA BEDAVA 100 KONTÖR'Ü HEMEN AL


PDA

Tüm Versiyonu Göster : unutulan sünnetler


heraklia17
27-12-2006, 01:12
UNUTULAN SÜNNETLER

Müsafeha etmek (iki müminin karşılaştıkları zaman toka yaparak salavat okumaları)

Hutbenin arapça okunması

Sakalın dudaktan itibaren bir tutam olması

Kıymetsiz yerlere girerken sol ayakla girilip, sağ ayakla çıkılması

Mübah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılması (oda,taksi,dükkanv.s. )

Namazları başı açık kılmamak

Abdestte ayakları üç defa yıkamak

Pantolonu katlayıp koymak

Pantolonu oturarak giymek

Yolculukta arkadaşlarından birini reis seçmek

Ölen kimsenin kılmadığı namazlar için iskatın yapılması için vasiyet etmesi

İstişare etmek

Sakal ve bıyık bırakmak

Çevreyi temizlemek

Çıplak ayakla namaz kılmamak

Abdest aldıktan sonra kıbleye dönüp su içmek

Suyu üç yudumda ve oturarak içmek

Kabeye dönerek başında besmele sonunda hamd ederek başı kapalı olarak içmek

Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak

Kabristandan geçerken selam vermek ve onbir İhlas okumak

Ölüye definden sonra telkin vermek

İslam nikahı kıymak

Tırnak kesmeye şehadet parmağından başlamak

Tırnağını Cuma günü kesmek

Yatarken sağ tarafına yatmak

Abdestli yatmak

Yemeğe tuz ile başlamak

Sofrada sirke bulundurmak

Ayakkabıyı giymeden önce ters çevirmek

Uşur vermek (Farz)

Ezanın yüksekte okunması (mikrofonsuz)

Sabah ve ikindi namazından sonra istiğfar okumak

Yemeğe konan sineği kovalamayıp üzerine bastırmak (bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir)

Her gün ölümü düşünmek

Gözlere sürme çekmek yatarken

Salavat okumak (Ömründe bir defa okumak farz,İsmi duyunca vacip,her seferinde ismi duyulunca müstahap)

Her gün tövbe etmek

Kabirleri ziyaret etmek

Güneş doğduktan sonra bir miktar uyumak

Yolda başı öne eğik yürümek

Biri seslendiğinde seslenene doğru bütün vücudu ile dönmek

Abdest aldığında ve mescide girdiğinde namaz kılmak

Misvak kullanmak

Cuma günü gusl abdesti almak

Güzel koku sürünmek

Mahrem yerleri traş etmek (En fazla15-40 günü geçmemek)

Oturarak küçük abdest bozmak (Ayakta bozmak tahrimen mekruhtur)

Abdest bozarken kıbleye dönmemek Yemek yerken düşen lokmayı alıp yemek

Yemeği tek bir kaptan yemek

Yemeği üç parmakla yemek

Yemekten sonra parmağını yalamak

Yemekte sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmak (Askerde avcı oturuşu)

Yemekte güzel şeylerden bahsetmek (Yemekte konuşulmaz lafının aslı yoktur)

Buğday ekmeğine arpa unu karıştırmak

Günde iki öğün yemek

Cevizi peynirle yemek (Şifadır) , Üzümle ekmek yemek

Başka bir şehire gittiğinde ilk önce soğan yemek

Ölüm halinde su içirmek

Cenaze namazı için tesbih çekmeyi TERKETMEMEK

Cenaze namazından sonra ayakta dua yapmamak

Kabir üzerine su dökmek , Kabri balık sırtı yapmak

Cenaze evine yemek göndermek

Kabristana selam vermek (Essalamü aleyküm ya ehlel kubur)

Aksıranın Elhamdülillah deyince duyanın Yerhamükellah demesi

Namazda kıyamda iken rükuya eğilirken sol ayağı sağ ayağın yanına getirmek

Namazda sol ayak üzerine oturmak sağ ayağı dikmek

Gömleğin düğmelerini aşağıdan yukarı doğru iliklemek,Çözerken yukarıdan aşağı doğru çözmek



- Camide namaz bittikten sonra çıkarken el sıkışıp 3 kez sallayarak tokalaşmak (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Sabah Namazının Kılınış Babı)

- Namazda Ruküya giderken erkeğin sırtının düm düz olması, kadınınki düze yakın ama tam düz olmaması (İmam-ı Gazali -Hüccetül İslam -Namazın Sünnetleri)

-Camiye Girerken birileri varsa selam vermek yoksa Esselamu Aleyna ve Ala iba dilla hissalihiyn demek.

-Ezan okunurken durmak. Gidebiliyorsa camiye koşmak.

-Duş aldıktan sonra çıkarken ayaklarını yıkamak.

-İmanını sık sık tazelemek. -Bunun nasıl olduğunu sahabe-i kiram Efendimiz (s.a.v) 'e sorduklarında -La İlahe İllallah diyerek buyurmuşlardır. (İmam Gazali -Mukafeşetük Kulb)

-Allah Rasulü efendimiz her gece yatmadan evvel iki elini açarak birleştirir,İhlas,felak va nas surelerini okuyarak ellerinin içine üfler sonra başından ve yüzünden başlayarak üç defa elinin eriştiği kadarıyla bütün vücudunu sıvazlar ondan sonra yatardı.Hz Aişe validemiz efendimizin bunu her gece üç defa yaptığını rivayet etmektedir.

serhendli
09-07-2008, 12:22
Unutulan bir sünnetimi ihya edene (ortaya çıkarana)100 şehid sevabı vardır.Hadisi şerif

Sual: Günümüzde unutulan sünnetler nelerdir?

CEVAP

Sünnet iki türlüdür:

1- Sünnet-i hüda [Müekked sünnetler],

2- Zevaid sünnetler.

Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir.



Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır:



1- İki kişi de olsa farz namazı cemaatle kılmak.

2- Namazları sarık veya takke ile kılmak,

3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak,

4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbelî’de farzdır.]

5- Misvak kullanmak,

6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüt Tehiyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak,

7- İstişare ve istihare yapmak,(Bilenlere danışma ve gusl edip iki rekat namaz kılıp uykuya dalmak rüyada beyaz yeşil renk görülürse hayırlı siyah kırmızı görülürse sakıncalıya işaretdir 7 gün tekrarlanır hiç bir şey görülmezse kalbe doğduğu gibi yapılır)

8- Aksırınca Elhamdülillah demek.(Yanında birisi varsa yerhamükellah der aksıran tekrar yehdina ve yehdimükellah denir.çok yaşa demenin aslı yoktur)

9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur.

10- Sünnete uygun selam vermek,

11- Cuma günü gusletmek,

12- Duada elleri sünnete uygun açmak,(el ayası gökyüzünü göstecek şekilde dirsekler hafif hilal şeklinde kıvrılması)

13- Faydalı işe başlarken, Besmele çekmek,

14- Yatağa abdestli girmek,

15- Biri ölünce veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve..inna ileyki raciun Yani ondan geldik yine ona döndürüleceğiz.) demek sünnettir.



Zevaid sünnetlerden bazıları şunlardır:



1- Sakalı bir tutam yapmak,(Dudak altından veya çene altından 4 parmak uzunlıkdaki sakal bir tutamdır bunun haricindeki uzunluk veya kısalık bidatdır)

2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak,

3- Yemeğe tuz ile başlamak, tuz ile bitirmek,

4- Sofrada sirke bulundurmak,

5- Gece ibadet edenler için Kaylule yapmak [öğleden önce az biraz uyumak],

6- Teke riayet etmek. [1–3–5–7 gibi]

7- Müslümanın evine sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak. Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.

8- Kesilen tırnaklarla saçları ve çekilen dişleri defnetmek [gömmek] sünnettir.

9- Cuma günleri ziynetli elbise giymek.

10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. Yemekten önce yıkanan elleri kurulamamak sünnettir. Yemekten sonra yıkanınca kurulamakta mahzur yoktur.




ÜÇÜNCÜ CİLD, 105. ci MEKTÛB

Bu mektûb, şeyh Hasen-i Berkînin mektûbuna cevâb olarak yazılmış olup, unutulmuş sünnetleri meydâna çıkarmağı ve bid’atden kaçınmağı teşvîk etmekdedir:

[Bu mektûbumu yazmağa, Besmele ile başlıyorum.] Allahü teâlâya hamd, seçdiği iyi insanlara selâm ve düâ ederim. Kardeşim şeyh Hasenin mektûbunu okuyunca, çok sevindim. Kıymetli bilgiler ve ma’rifetler yazılı idi. Bunları anlayınca, pek hoşuma gitdi. Allahü teâlâya şükrler olsun ki, yazdığınız bilgilerin, keşflerin hepsi doğrudur. Hepsi, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygundur. Ehl-i sünnet âlimlerinin doğru i’tikâdları böyledir. Cenâb-ı Hak, doğru yolda bulundursun. Yüksek derecelere erişdirsin! Yayılmış olan bid’atlerin ortadan kalkmasına çalışdığınızı yazıyorsunuz. Bid’at karanlıklarının ortalığı kapladığı böyle bir zemânda, bid’atlerden bir bid’atin ortadan kalkmasına sebeb olmak ve unutulmuş sünnetlerden bir sünneti meydâna çıkarmak, pek büyük bir ni’metdir. Sahîh olan hadîs-i şerîflerde, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyuruyor ki, (Unutulmuş bir sünnetimi meydâna çıkarana yüz şehîd sevâbı vardır!). Bu işin büyüklüğünü, bu hadîs-i şerîfden anlamalıdır. Fekat, bu işi yaparken, gözetilecek mühim bir incelik vardır. Ya’nî, bir sünneti meydâna çıkarayım derken, fitne uyanmasına sebeb olmamalı, bir iyilik, çeşidli kötülüklere, zararlara yol açmamalıdır. Çünki, âhır zemândayız. Müslimânlığın za’îf, garîb olduğu bir asrdayız.

[(Hadîka)da, fitneyi anlatırken diyor ki, (Fitne, müslimânlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günâha sokmak, insanları hükûmete karşı isyâna kışkırtmak demekdir. Zâlim olan hükûmete de itâ’at etmek vâcibdir.) (Berîka)da, doksan birinci sahîfede diyor ki, (Başınızdaki âmir, bir habeş hizmetci gibi zelîl, âdî, aşağı kimse olsa da, islâmiyyete uygun emrlerine itâ’at vâcibdir. İslâmiyyete uymıyan emrlerine de, fitneye, fesâda sebeb olmamak için karşı gelmemeli, isyân etmemelidir). Din adamlarının insanlara yapamıyacakları fetvâları bildirmeleri de fitneye sebeb olur. Köylüye ve ihtiyâra, tecvîdsiz nemâz kılınmaz demek böyledir. Çünki, bunlar artık öğrenemez ve nemâzı büsbütün bırakır. Hâlbuki, tecvîdsiz nemâzın câiz olduğuna, fetvâ verenler vardır. Bu fetvâ za’îf ise de, hiç kılmamakdan iyidir. Harac olunca başka mezhebi taklîd câiz olduğunu düşünerek, câhillere, âcizlere zorluk çıkarmamalıdır. Bu husûsda (Şerh-ul-ma’füvât)da îzâhât vardır. Birinci kısmda, 54. cü maddeye bakınız! Kabrleri, türbeleri ziyâret etmelerine, Evliyâya adak yapmalarına ve türbelere giderek bereket istemelerine mâni’ olmamalıdır. Öldükden sonra da, kerâmet sâhibi olduklarını inkâr etmemelidir. Çünki, câiz olduğunu bildiren fetvâlar vardır. [(Berîka) 270. ci sahîfede diyor ki, (Allahü teâlâya düâ ederken, Peygamberleri ve Sâlihleri vesîle etmek ve vesîle olmalarını onlardan istemek câizdir. Çünki mu’cize ve kerâmet, ölüm ile bitmez. Ölünce kerâmetin yok olmıyacağını Remlî de bildirdi. Velînin, diri iken, kılıfında olan kılınç gibi olduğunu, ölünce kılıfdan çıkacağını, tesarrufunun dahâ kuvvetli olacağını Echürî bildirmekdedir).] Fitneye sebeb olacak nasîhati yapmamalıdır. Gücü, kuvveti, salâhiyyeti olan nasîhat etmez ise, (Müdâhene) olur, harâm olur. Gücü yetdiği hâlde, fitne çıkarmamak için nasîhat etmezse, (Müdârâ) denir, câiz olur. Hattâ müstehab olur. Güc kullanmak, hükûmet adamlarının vazîfesidir. Alay edenlere, zarar yapacaklara nasîhat verilmez. Nasîhat, birinin yüzüne karşı olmamalı, umûmî olarak, ortadan söylemelidir. Hiç kimse ile münâkaşa etmemelidir. Resûlullaha biri geldi. Onu uzakdan görünce, (Kabîlesinin en kötüsüdür) buyurdu. Odaya girince, gülerek karşılayıp, iltifât eyledi. Gidince, hazret-i Âişe “radıyallahü anhâ”, sebebini sordu. (İnsanların en kötüsü, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmıyan kimsedir) buyurdu. O, müslimânların başında bulunan bir münâfık idi. Müslimânları onun şerrinden korumak için müdârâ buyurdu. Fıskı, fuhşu, zulmü açık, ya’nî herkes arasında yayılmış olanı başkalarına söylemek (Gıybet) olmıyacağı ve şerrinden korunmak için müdârâ câiz olduğu buradan anlaşılmakdadır. Abdürraûf-i Münâvînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Künûz) kitâbındaki hadîs-i şerîfde, (İnsanlara müdârâ için gönderildim) buyuruldu. Dîni ve dünyâyı korumak için dünyâlık vermeğe (Müdârâ) denir. Dünyâlık ele geçirmek için dîni vermeğe (Müdâhene) denir. Tatlı dil ile iyilik ve hattâ yalan söyliyerek gönül almak, dünyâlık vermek olur. Müslimânların, [gizli yapdıkları] büyük günâhlarını görünce, örtmek lâzımdır. Başkalarına söylerse, (Kazf) olur. Zan ile, iftirâ ile söylemek ise, dahâ büyük günâhdır).]

Merhûm, mevlânâ Ahmedin “rahmetullahi teâlâ aleyh” çocuklarının okumalarına, terbiyeli, bilgili yetişmelerine çok gayret ediniz. Zâhirî ve bâtınî edebleri öğretiniz! Tanıdığınız, görüşdüğünüz herkesin, hattâ, orada bulunan bütün din kardeşlerimizin islâmiyyete uymalarına, sünnete yapışmalarına ön ayak olunuz! Bid’at işlemenin, dinsizliğin zararlarını herkese anlatınız! Cenâb-ı Hak hepimize iyi işler yapmak nasîb eylesin! Dîn-i islâmın yayılmasına, gençlere öğretilmesine çalışanlara başarılar versin! Dîn-i islâmı yıkmak için, temiz gençliğin îmânını, ahlâkını çalmak için uğraşan, yalan ve iftirâlarla gençleri aldatmağa çalışan din ve fazîlet düşmanlarına aldanarak kötü yola sapmakdan, yavrularımızı korusun! Âmîn. Bu düşmanlara (Zındık) denir.

İmâm-ı Rabbânî “rahmetullahi aleyh”, ikinci cildin altmışsekizinci mektûbunda buyuruyor ki, Hadîs-i şerîfde, (Yeryüzünü küfr kaplamadıkca ve heryerde küfr ve kâfirlik yapılmadıkca, hazret-i Mehdî gelmez) buyuruldu. Bundan anlaşılıyor ki, hazret-i Mehdî çıkmadan evvel, küfr ve kâfirlik her tarafa yayılacak, islâm ve müslimânlar garîb olacakdır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, âhır zemânda, müslimânların garîb olacaklarını haber vermiş ve (Herc, fitne zemânında yapılan ibâdet, [Mekkeden Medîneye] benim yanıma hicret etmek gibidir) buyurmuşdur. Fitne ve fesâd zemânında, polisin, askerin ufak bir hareketi, râhatlık ve sükûnet zemânlarında yapacakları hareketlerinden katkat dahâ kıymetli olduğunu herkes bilir. Fitne yok olduğu zemân gösterecekleri kahramanlıkların kıymeti yokdur. O hâlde ibâdetlerin en kıymetlisi ve kabûl olunanı, fitnelerin yayıldığı zemânlarda yapılanlardır. Kıyâmet günü, makbûl olanlardan, kurtulanlardan olmak istiyorsanız, Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği iyi işleri yapınız! Sünnet-i seniyyeye, ya’nî Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” yoluna sarılınız! Bu yola uymıyan hiçbirşey yapmayınız! (Eshâb-ı Kehf) “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”, her tarafı fitne kapladığı zemân, bir hicret yapmakla, yüksek dereceye kavuşdular. Siz, Muhammed aleyhisselâmın ümmetisiniz. Ümmetlerin en iyisi olan ümmetdensiniz. Ömrünüzü lehv ve la’b ile, ya’nî oyun ve eğlence ile ziyân etmeyiniz! Çocuklar gibi, top oynamakla vaktinizi elden kaçırmayınız!

Yavrum! Fitnelerin yayıldığı, fesâdların çoğaldığı zemânlar, tevbe ve istiğfâr zemânıdır. Kenâra çekilmeli, fitnelere karışmamalıdır. Fitneler çoğalıyor. Gün geçdikce yayılıyor. Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihis-salâtü vesselâm” buyurdu ki, (Kıyâmet yaklaşdıkca, fitneler çoğalır. Gece başlarken karanlığın artması gibi olur. Sabâh evinden mü’min olarak çıkan çok kimse akşam kâfir olarak döner. Akşam mü’min iken, gece safâlarında îmânları gider. Böyle zemânlarda, evinde kapanmak fitneye karışmakdan hayrlıdır. Kenârda kalan, ileri atılandan hayrlıdır. O gün oklarınızı kırınız! Silâhlarınızı, kılınclarınızı bırakınız! Herkesi tatlı dil ile, güler yüzle karşılayınız! Evinizden çıkmayınız!). Mektûbâtdan terceme temâm oldu. Müslimânlar bu nasîhatlara uymalı, Mevdûdî ve Seyyid Kutb gibi mezhebsizlerin, sapıkların, din câhillerinin ısyâna teşvîk eden, fitneyi körükliyen zararlı, uydurma tefsîrlerine, kitâblarına aldanmamalıdır. Cihâd, devletin, ordunun, düşmanlarla, kâfirlerle, sapıklarla harb etmesi demekdir. Müslimân devlet olsun, kâfir devlet olsun, âdil olsun, zâlim olsun, kendi devletine ısyân etmeğe, vatandaş kanı dökmeğe, birbirine saldırmağa cihâd denmez. Fitne, fesâd çıkarmak denir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Fitne çıkarana Allah la’net etsin!) buyurdu. Müslimânlar devlete karşı ısyân etmez. Fitneye, ısyâna karışmaz. Kanûnlara karşı gelmez. [Ehl-i sünnet âlimleri, siyâsete karışmamış, hükûmetde vazîfe almamış, yazıları ile, sözleri ile hükûmet adamlarına nasîhat vermişler, onlara hak ve adâlet yolunu göstermişlerdir. Ba’zı câhil din adamları, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolundan ayrılarak, devlet işlerine karışmış, asl vazîfeleri olan öğrenmek ve öğretmek se’âdetini ihmâl ederek, kendilerine de, müslimânlara da fâideli olamamışlardır. Son Osmânlı şeyh-ul-islâmlarından Mustafâ Sabri efendi, i’tilâf fırkasında [partisinde] çalışdı. Tekke şeyhi olan Hüsameddîn Peçeli, tefsîrinde, bilhâssa (Tebbet) sûresinin ittihâdcıları medh etdiğini yazmakdadır. Şeyh-ul-islâm Mûsâ Kâzım ve Ürgüblü Mustafâ Hayrî efendiler, hem ittihâdcı, hem de mason idi. Erzincanlı Şemseddîn Günaltay, din târîhi müderrisi iken halk fırkasına girip meb’ûs ve başvekîl oldu. Eyyûb sultânda düğmecilerde Ümmî-Sinân tekkesinde şeyh iken, siyâsete atılan Yahyâ Gâlib, Kırşehr meb’ûsu oldu. Akhisarlı Mustafâ Fevzi, Şer’iyye vekîli iken halk fırkasına girip, meb’ûs ve meclisde kanûn encümeni reîsi oldu. Tesavvuf ehlinden Gümüşhâneli Ziyâüddîn efendinin dergâhının mensûbu Fehmi efendi, İstanbul müftîsi iken, halk fırkasına dâhil oldu. Sultân Abdülhamîd hân zemânında âyân [senato] reîsi olan seyyid Abdülkâdir efendi ve son Osmânlı şeyhul-islâmı olan Mustafâ Sabri efendi, ehl-i sünnet âlimi idiler. İngilizlere satılmış olan devlet adamları ile ve islâmiyyeti içerden yıkan din adamları ile, ya’nî zındıklarla mücâdele etdiler.]



76 — İKİNCİ CİLD, 87. ci MEKTÛB

Bu mektûb, Efganistânlı Feth hâna yazılmış olup, ta’dîl-i erkânı, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmağı ve bid’atden kaçınmağı bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamd olsun! Onun seçdiği, sevdiği iyi insanlara selâmetler, râhatlıklar olsun! Bu fakîre “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” karşı kıymetli sevginizi ve hâlis bağlılığınızı bildiren mektûb-ı şerîfiniz geldi. Allahü teâlâ, büyüklerin sevgisini kalblerimize yerleşdirsin! Mes’ûd ve muhterem ahbâblara birinci nasîhat, Muhammed Mustafânın “aleyhissalâtü vesselâm” sünnet-i seniyyesine yapışmakdır. Ya’nî, her müslimânın birinci vazîfesi, islâmiyyete uymakdır ve islâmiyyetin beğenmediği şeylerden, bid’atlerden kaçmakdır.

Bir kimse, terk edilmiş, unutulmuş bir sünneti meydâna çıkarırsa, yüz şehîd sevâbı kazanır. Yâ bir farzı veyâ vâcibi meydâna çıkarmanın sevâbı ne kadar çok olur! O hâlde, nemâzda, ta’dîl-i erkâna dikkat etmelidir. Ya’nî, rükü’da ve secdelerde ve kavmede ve celsede tumânînet buldukdan, ya’nî her a’zâ hareketsiz oldukdan sonra biraz durmalıdır ki, Hanefî âlimlerinin çoğu, buna vâcib demişdir. İmâm-ı Ebû Yûsüf ve imâm-ı Şâfi’î [ve Mâlik] ise, farz demişdir. Ba’zı Hanefî âlimleri de sünnet demişlerdir. Müslimânların çoğu, bunu yapmıyor. Bu bir ameli meydâna çıkarana, Allah yolunda harb edip cânını veren yüz şehîd sevâbından çok sevâb verilir. Ahkâm-ı şer’ıyyeden hepsi de böyledir. Ya’nî halâl, harâm, mekrûh, farz, vâcib ve sünnetlerden birini öğretip, gereğini yapdıran, böyle sevâb kazanır.

Bir kimseden sebebsiz, zor ile haksız olarak alınan bir kuruşu, sâhibine geri vermek, yüzlerle lira sadaka vermekden, katkat dahâ sevâbdır. Bir kimse, Peygamberlerin “alâ nebiyyinâ ve aleyhimüssalevâtü vesselâm” yapdığı ibâdetleri yapsa, fekat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremiyeceği bildirilmişdir. Boşadığı kadına mehr parasını ödemek de kul hakkıdır. [İbnî Âbidîn “rahmetullahi teâlâ aleyh”, beşinci cild, ikiyüzyetmişaltıncı sahîfede buyuruyor ki, (Başkasının çocuğunu, babasının emri ile de olsa, döğmek câiz değildir. Hoca, talebesini çalışdırmak için, üç kerre eli ile döğebilir. Sopa ile vurması câiz değildir).]

Hülâsa, zâhiri, ya’nî bütün a’zâları ahkâm-ı şer’ıyyeyi yapmakla bezedikden sonra bâtına teveccüh etmeli, böylece, yapılan ameli gafletden uzak tutmalıdır. Kalbin imdâdı olmadan a’zânın ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmakla bezenmesi çok güçdür. Âlimler, böyle olur, şöyle olmaz diye fetvâ verirler. Bunları yapmak ise, Allah adamlarının işidir. Kalbin temizlenmesine, nûrlanmasına çalışmak, her a’zânın, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmasına sebeb olur. Yalnız kalb ile uğraşıp, ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmıyan mülhiddir. Doğru yoldan sapıkdır. Böyle kimselerin kalblerinde ve rûhlarında birşeyler hâsıl olması, istidrâcdır. Ya’nî, onları derece derece, yavaş yavaş Cehennemin derinliklerine indirirler. Kalbde ve rûhda hâsıl olan şeylerin doğru ve iyi olmasına alâmet, bütün a’zânın ahkâm-ı islâmiyyeye yapışmakla süslenmesidir. Doğru yol, kurtuluş yolu, işte budur! Allahü teâlâ, hepimizi bu doğru yoldan ayırmasın! Âmîn.

[(Mecelle)nin otuzikinci maddesinde, (Zarûret içinde olmak, başkasının hakkını gidermez) diyor. Açlıkdan ölecek olan kimse, başkasının malını, ölümden kurtaracak kadar yiyebilir ise de, bunun değerini veyâ mislini ödemesi lâzım olur. Başkasının malını yimek, şerâb içmekden dahâ büyük günâhdır].



75 — İKİNCİ CİLD, 20. ci MEKTÛB

Bu mektûb, mevlânâ Tâhir Bedahşîye yazılmış olup, nemâzın üstünlüklerini ve erkânını, şartlarını, edebleri ve ta’dîl-i erkânını bildirmekdedir:

Allahü teâlâya hamdü senâ olsun! Onun sevdiği, iyi insanlara selâmetler olsun! Cunpurdan gönderdiğiniz mektûb geldi. Râhatsız olduğunuzu okuyunca üzüldük. Sıhhat haberini bekliyoruz. Bu tarafa gelenlerle sıhhat haberinizi bildiren mektûbu gönderiniz! Hâsıl olan hâlleri de yazınız! Ey sevgili kardeşim! Bu dünyâ, çalışmak yeridir. Ücret alınacak yer, âhıretdir. Sâlih amelleri yapmağa uğraşınız! Bu amellerin en fâidelisi ve ibâdetlerin en üstünü, nemâz kılmakdır. Nemâz, dînin direğidir. Mü’minin mi’râcıdır. O hâlde, onu iyi kılmağa gayret etmelidir. Erkânını [ya’nî farzlarını] ve şartlarını ve sünnetlerini ve edeblerini, istenildiği ve lâyık olduğu gibi yapmalıdır. Nemâzda tumânînete [ya’nî rükü’ ve secdelerde ve kavmede ve celsede, bütün a’zânın hareketsiz kalmasına] ve ta’dîl-i erkâna [ya’nî, bu dört yerde sükûn ve tumânînet buldukdan sonra, bir mikdâr durmağa], dikkat etmelidir. Çok kimse bunlara dikkat etmeyip nemâzlarını elden kaçırıyor. Tumânîneti ve ta’dîl-i erkânı yapmıyorlar. Bunlara azâblar ve tehdîdler bildirilmişdir. Nemâz, doğru kılınınca, kurtuluş ümmîdi çoğalır. Çünki, dînin direği dikilmiş olur. Se’âdet-i ebediyyeye uçmak için tayyâre elde edilmiş olur.[Linkleri görebilmek için kayıt olmanız gerekiyor. http://www.forumturka.net/forum/register.php link'ini alıp browser'ınıza yapıştırmanız yeterlidir.] ([Linkleri görebilmek için kayıt olmanız gerekiyor. http://www.forumturka.net/forum/register.php link'ini alıp browser'ınıza yapıştırmanız yeterlidir.]) [Linkleri görebilmek için kayıt olmanız gerekiyor. http://www.forumturka.net/forum/register.php link'ini alıp browser'ınıza yapıştırmanız yeterlidir.] ([Linkleri görebilmek için kayıt olmanız gerekiyor. http://www.forumturka.net/forum/register.php link'ini alıp browser'ınıza yapıştırmanız yeterlidir.])

SORUYU DOĞRU CEVAPLA BEDAVA 100 KONTÖR'Ü HEMEN AL

ForumTURKA.Net