fcyakuza34
13-12-2006, 11:08
İşlenen bir haramı anlatmak dînimizce câiz midir?
Günahların örtülmesi için kişi böyle bir suçunu gizlemesi mi gerekir? Yani
kul kendi vicdânında mı tevbeye sarılmalıdır? Yoksa kul, ‘Ben şöyle
bir suç işledim. (Belki istemeyerek) cezâsını bana uygulayın.’
diyebilecek güvenilir bir kimseyi mi aramalıdır? Doğru olan
hangisidir?”
Günahlar, kulun Rabbi
ile rabıtasına sınır koyan parazitlerdir. Kulun, Yüce Yaradanı ile
görüşmesinin sağlıklılığı, bu parazitleri hayatından temizlemesi ile
yakından alâkalıdır.
Bir yakınınızla telefon
görüşmesi yaptığınızı farz edelim. Araya bir parazit girdiğinde, nasıl
görüşmeden bir şey anlamıyorsunuz ve görüşmeyi yarıda kesip önce parazitin
giderilmesine çalışıyorsunuz... Veya bir tv kanalını izlerken araya
parazit girip, görüntü ve ses kaybolduğunda, nasıl kanalı izlemeyi
bırakıp, önce sesin ve görüntünün netliğini sağlıyorsunuz.
Fizik âleminde defalarca
yaşadığımız bu hâdise, mânevî âlemde Rabbimizle olan ilişkilerimizde daha
öncelikli olarak söz konusudur. Mânevî âlemin parazitleri günahlardır,
haramlardır, Allah’ın yasak kıldığı davranışlardır, dînimizin
nehyettiği hareketlerdir, vicdanımızın mahkûm ettiği suçlardır.
Günahlar, haramlar ve
Allah’ın yasakladığı davranışlar konusunda bize ilk hesap soran
vicdanımızdır. Allah nezdinde bizi en çetin sorguya çeken kurum
vicdanımızdır. Vicdanımızın sorgusu karşısında temize çıkabilmek ise
tövbenin tâ kendisidir. Temize çıkmadığımız sürece vicdanımız bize baskı
yapmaya ve bizi kınamaya devam eder.
Kulun tövbekâr sayılması
için kendi vicdanında, yani kendi özünde ve içinde günahlarına karşı
pişmanlığa ve tövbeye sarılması en önemli şarttır ve yeterlidir.
Günahlarını başka bir kurumun veya kişinin önünde sayıp dökmeye gerek
olmadığı gibi, böyle bir davranış tevhid inancı ile de bağdaşmaz. Çünkü
Allah’tan başka hiç kimse günahlara tövbeyi kabul veya red konusunda
ya da günahlara cezâ takdir etmek hususunda yetki sahibi değildir.
Kul hakkını içeriyor olmadıkça günahlar
şahsîdir ve kul ile Rabbi arasındadır. Kul hakkını içeriyor olması halinde
ise günah, yalnız hakkı zedelenen kul ile hakka geçen şahıs arasında bir
meseledir ve üçüncü şahıslar açısından yine gizlilik taşır.
Yani günahları; 1- Kul,
2- Allah, 3- Hakkı çiğnenen kuldan başka diğer şahısların bilmesine gerek
yoktur. Günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu
korunmalıdır. Allah’ın “Settâru’l-uyûb” ismi
günahları gizlemek istemektedir. Af yolunun açık kalması için günahların
gizli kalmasına şiddetle ihtiyaç vardır.
İnsanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu1 beyan
eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, Cenâb-ı Hakkın Settâr ve Gaffâr
isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu;
yalnız Kendisine sığınıldığında Cenâb-ı Hakkın günahları örttüğünü,
gizlediğini ve bağışladığını kaydeder.2
Âdil mahkemeler, kamuyu ilgilendirmeyen suç ve günahların peşine
düşmezler. Günah veya suç bir veya birden fazla kişinin hakkı ve hukûku
ile ilgili bir alanda işlenmiş ise, mahkemeler elbette suçluyu yargılamak
ve mâsumları korumak için harekete geçerler. Adâletin sağlanması için bu
gereklidir ve bu ayrı bir meseledir. Kişinin mahkemeye karşı suçunu itiraf
etmesi bu bakımdan bir fazîlettir ve bu da bir nevî tövbe
hükmündedir.
Fakat, kişi başkasını ilgilendirmeyen
günahlarını gizlemeli, günahlarını yaymaktan kaçınmalı ve günahlarına
kendi vicdanında tövbe etmelidir. Günahları ile övünmek ise haramdır.
Günahların örtülmesi için kişi böyle bir suçunu gizlemesi mi gerekir? Yani
kul kendi vicdânında mı tevbeye sarılmalıdır? Yoksa kul, ‘Ben şöyle
bir suç işledim. (Belki istemeyerek) cezâsını bana uygulayın.’
diyebilecek güvenilir bir kimseyi mi aramalıdır? Doğru olan
hangisidir?”
Günahlar, kulun Rabbi
ile rabıtasına sınır koyan parazitlerdir. Kulun, Yüce Yaradanı ile
görüşmesinin sağlıklılığı, bu parazitleri hayatından temizlemesi ile
yakından alâkalıdır.
Bir yakınınızla telefon
görüşmesi yaptığınızı farz edelim. Araya bir parazit girdiğinde, nasıl
görüşmeden bir şey anlamıyorsunuz ve görüşmeyi yarıda kesip önce parazitin
giderilmesine çalışıyorsunuz... Veya bir tv kanalını izlerken araya
parazit girip, görüntü ve ses kaybolduğunda, nasıl kanalı izlemeyi
bırakıp, önce sesin ve görüntünün netliğini sağlıyorsunuz.
Fizik âleminde defalarca
yaşadığımız bu hâdise, mânevî âlemde Rabbimizle olan ilişkilerimizde daha
öncelikli olarak söz konusudur. Mânevî âlemin parazitleri günahlardır,
haramlardır, Allah’ın yasak kıldığı davranışlardır, dînimizin
nehyettiği hareketlerdir, vicdanımızın mahkûm ettiği suçlardır.
Günahlar, haramlar ve
Allah’ın yasakladığı davranışlar konusunda bize ilk hesap soran
vicdanımızdır. Allah nezdinde bizi en çetin sorguya çeken kurum
vicdanımızdır. Vicdanımızın sorgusu karşısında temize çıkabilmek ise
tövbenin tâ kendisidir. Temize çıkmadığımız sürece vicdanımız bize baskı
yapmaya ve bizi kınamaya devam eder.
Kulun tövbekâr sayılması
için kendi vicdanında, yani kendi özünde ve içinde günahlarına karşı
pişmanlığa ve tövbeye sarılması en önemli şarttır ve yeterlidir.
Günahlarını başka bir kurumun veya kişinin önünde sayıp dökmeye gerek
olmadığı gibi, böyle bir davranış tevhid inancı ile de bağdaşmaz. Çünkü
Allah’tan başka hiç kimse günahlara tövbeyi kabul veya red konusunda
ya da günahlara cezâ takdir etmek hususunda yetki sahibi değildir.
Kul hakkını içeriyor olmadıkça günahlar
şahsîdir ve kul ile Rabbi arasındadır. Kul hakkını içeriyor olması halinde
ise günah, yalnız hakkı zedelenen kul ile hakka geçen şahıs arasında bir
meseledir ve üçüncü şahıslar açısından yine gizlilik taşır.
Yani günahları; 1- Kul,
2- Allah, 3- Hakkı çiğnenen kuldan başka diğer şahısların bilmesine gerek
yoktur. Günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu
korunmalıdır. Allah’ın “Settâru’l-uyûb” ismi
günahları gizlemek istemektedir. Af yolunun açık kalması için günahların
gizli kalmasına şiddetle ihtiyaç vardır.
İnsanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu1 beyan
eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, Cenâb-ı Hakkın Settâr ve Gaffâr
isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu;
yalnız Kendisine sığınıldığında Cenâb-ı Hakkın günahları örttüğünü,
gizlediğini ve bağışladığını kaydeder.2
Âdil mahkemeler, kamuyu ilgilendirmeyen suç ve günahların peşine
düşmezler. Günah veya suç bir veya birden fazla kişinin hakkı ve hukûku
ile ilgili bir alanda işlenmiş ise, mahkemeler elbette suçluyu yargılamak
ve mâsumları korumak için harekete geçerler. Adâletin sağlanması için bu
gereklidir ve bu ayrı bir meseledir. Kişinin mahkemeye karşı suçunu itiraf
etmesi bu bakımdan bir fazîlettir ve bu da bir nevî tövbe
hükmündedir.
Fakat, kişi başkasını ilgilendirmeyen
günahlarını gizlemeli, günahlarını yaymaktan kaçınmalı ve günahlarına
kendi vicdanında tövbe etmelidir. Günahları ile övünmek ise haramdır.