MuhtesemAbi
27-05-2007, 02:55
Küfür işlemeksizin kesinlikle sihirbaz olunmaz.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Fakat insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir oldular.”
(Bakara: 102)
Lanetlenmiş şeytanın, insanlara sihri öğretmek ve uygulatmaktaki amacı, onların Allah’a şirk koşmasını sağlamaktır.
Allah (c.c) Harut ve Marut hakkında şöyle buyuruyor:
"Babil'de Harut ve Marut denilen iki meleğe bir şey indirilmemiştir. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın küfre girme" demedikçe kimseye birşey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. Andolsun ki onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi."
(Bakara: 102)
Dalalete düşen bir çok kimsenin sihir yapmanın küfür olduğunun farkına varmadan, sihrin sadece haram olduğunu zannederek onu öğrenmeye ve yapmaya çalıştığını görmekteyiz.
Erkeği karısına bağlamaya çalışmak ve kocayla karısını birbirine sevdirmek için öğrenilen ve yapılan büyüler de sihirdir. Şirk ve dalalet teşkil eden bir çok meçhul sözler de sihirden başka birşey değildir.
Sihirbazın cezası ölümdür. Çünkü sihir, Allah (c.c)'ı inkar ve kişinin kendisini Allah'a benzetmeye çalışmasıdır.
Rasulullah (s.a.s) helak edici yedi günahtan bahsederken, aralarında sihri de zikretmiştir. Onun için kişi sihir yapmaktan sakınmalı, Allah (c.c)'dan korkmalı ve sihirden ötürü dünyasını ve ahiretini mahvetmemelidir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Sihirbazın cezası kılıçla öldürülmektir."
(Tirmizi rivayet etti ve bu hadisin Rasulullah'tan değil de, sahabisi Cünbüp b. Abdullah'tan mevkuf olarak rivayet edildiğini belirtmiştir.)
Becale b. Abede şöyle demiştir:
"Vefatından bir sene önce Hz. Ömer (r.a)'den bize bir mektup gelmişti. Mektubunda sihirbaz erkek ve kadınların öldürülmesini emrediyordu."
(Ahmed)
Ebu Musa el-Eşari'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Üç kişi cennete giremez: Ayyaş, akrabalık hakkını gözetmeyen ve sihirbaza inanandır."
(Ahmed)
İbn-i Mes'ud (r.a)'den Rasullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Ruk'a, Temaim ve Tevle şirktir."
(Ahmed, Ebu Davut, İbn-i Mace)
Ruk'a: Muska ile veya tılsımlı söz ve şekillerle hastalıkları tedavi etmeye çalışmaktır. Çok kere bu söz ve şekillerin manası anlaşılmaz.
Temaim: Göz değmesinden korunmak amacıyla takılan boncuktur.
Tevle: Karısını kocasına sevdirmek için yapılan bir tür sihirdir.
Şurası inkar edilemez bir gerçektir ki, halkın çoğunluğu tarafından büyük günahlar bilinmemektedir. Tabii ki cahil halk bilmediği bu büyük günahları farkında olmadan işlemektedir. İşte burada İslam alimlerine çok büyük görevler düşmektedir. Bilhassa İslam dinine daha yeni girmiş, uzun müddet şirk diyarlarında yaşamış ve İslam dili olan arapçayı bilmeyen, bu günahları işleyen cahil halka karşı alimlerin yumuşak davranmaları, onlara bu günahları ve İslamın diğer temel esaslarını uygun bir şekilde öğretmeleri gerekmektedir.
Öncelikle bu kişilere Lailaheillallah Muhammedun Rasulullah Kelime-i Tevhidi, onların anladığı dilde delilleriyle açık olarak anlatılır ve öğrenmeleri sağlanır. Daha sonra o kişiye imanın şartları, kişiyi şirke ve küfre sokan amel ve sözler önem sırasına göre anlatılarak bu kişinin İslamın bu temel esaslarını öğrenmesi sağlanır. Daha sonra şehadetin manası arapça olarak anlayabildiği ve kavrayabildiği kadarıyla öğretilir ve sonunda o şahsa islamın farzları teker teker öğretilir.
Eğer bu şahsa islamın bu temel esaslarını, şirki, küfrü, büyük günahları öğretecek hiçbir kimse yoksa o kişi haliyle bilmediğinden ötürü şirke düşebilir, büyük günahları işleyebilir. Belki bunları bilmediğinden dolayı işlediğinden ötürü mazeretli sayılabilir. Çünkü Allah-u Te'âla şöyle buyurmaktadır:
"Rasul göndermekçe hiçbir kavme azab edici değiliz."
(İsra: 15)
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“Fakat insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir oldular.”
(Bakara: 102)
Lanetlenmiş şeytanın, insanlara sihri öğretmek ve uygulatmaktaki amacı, onların Allah’a şirk koşmasını sağlamaktır.
Allah (c.c) Harut ve Marut hakkında şöyle buyuruyor:
"Babil'de Harut ve Marut denilen iki meleğe bir şey indirilmemiştir. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın küfre girme" demedikçe kimseye birşey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. Andolsun ki onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi."
(Bakara: 102)
Dalalete düşen bir çok kimsenin sihir yapmanın küfür olduğunun farkına varmadan, sihrin sadece haram olduğunu zannederek onu öğrenmeye ve yapmaya çalıştığını görmekteyiz.
Erkeği karısına bağlamaya çalışmak ve kocayla karısını birbirine sevdirmek için öğrenilen ve yapılan büyüler de sihirdir. Şirk ve dalalet teşkil eden bir çok meçhul sözler de sihirden başka birşey değildir.
Sihirbazın cezası ölümdür. Çünkü sihir, Allah (c.c)'ı inkar ve kişinin kendisini Allah'a benzetmeye çalışmasıdır.
Rasulullah (s.a.s) helak edici yedi günahtan bahsederken, aralarında sihri de zikretmiştir. Onun için kişi sihir yapmaktan sakınmalı, Allah (c.c)'dan korkmalı ve sihirden ötürü dünyasını ve ahiretini mahvetmemelidir.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Sihirbazın cezası kılıçla öldürülmektir."
(Tirmizi rivayet etti ve bu hadisin Rasulullah'tan değil de, sahabisi Cünbüp b. Abdullah'tan mevkuf olarak rivayet edildiğini belirtmiştir.)
Becale b. Abede şöyle demiştir:
"Vefatından bir sene önce Hz. Ömer (r.a)'den bize bir mektup gelmişti. Mektubunda sihirbaz erkek ve kadınların öldürülmesini emrediyordu."
(Ahmed)
Ebu Musa el-Eşari'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Üç kişi cennete giremez: Ayyaş, akrabalık hakkını gözetmeyen ve sihirbaza inanandır."
(Ahmed)
İbn-i Mes'ud (r.a)'den Rasullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Ruk'a, Temaim ve Tevle şirktir."
(Ahmed, Ebu Davut, İbn-i Mace)
Ruk'a: Muska ile veya tılsımlı söz ve şekillerle hastalıkları tedavi etmeye çalışmaktır. Çok kere bu söz ve şekillerin manası anlaşılmaz.
Temaim: Göz değmesinden korunmak amacıyla takılan boncuktur.
Tevle: Karısını kocasına sevdirmek için yapılan bir tür sihirdir.
Şurası inkar edilemez bir gerçektir ki, halkın çoğunluğu tarafından büyük günahlar bilinmemektedir. Tabii ki cahil halk bilmediği bu büyük günahları farkında olmadan işlemektedir. İşte burada İslam alimlerine çok büyük görevler düşmektedir. Bilhassa İslam dinine daha yeni girmiş, uzun müddet şirk diyarlarında yaşamış ve İslam dili olan arapçayı bilmeyen, bu günahları işleyen cahil halka karşı alimlerin yumuşak davranmaları, onlara bu günahları ve İslamın diğer temel esaslarını uygun bir şekilde öğretmeleri gerekmektedir.
Öncelikle bu kişilere Lailaheillallah Muhammedun Rasulullah Kelime-i Tevhidi, onların anladığı dilde delilleriyle açık olarak anlatılır ve öğrenmeleri sağlanır. Daha sonra o kişiye imanın şartları, kişiyi şirke ve küfre sokan amel ve sözler önem sırasına göre anlatılarak bu kişinin İslamın bu temel esaslarını öğrenmesi sağlanır. Daha sonra şehadetin manası arapça olarak anlayabildiği ve kavrayabildiği kadarıyla öğretilir ve sonunda o şahsa islamın farzları teker teker öğretilir.
Eğer bu şahsa islamın bu temel esaslarını, şirki, küfrü, büyük günahları öğretecek hiçbir kimse yoksa o kişi haliyle bilmediğinden ötürü şirke düşebilir, büyük günahları işleyebilir. Belki bunları bilmediğinden dolayı işlediğinden ötürü mazeretli sayılabilir. Çünkü Allah-u Te'âla şöyle buyurmaktadır:
"Rasul göndermekçe hiçbir kavme azab edici değiliz."
(İsra: 15)