Kanuni45
26-05-2007, 12:25
Bütün semavi dinlerin akide ve esaslarına zıt düşen tenasüh fikrinin hiçbir ilmi istinadı yoktur ve bunu iddia edenlerin sayısı, değerlendirmelere giremeyecek kadar azdır.
Öncelikle şunu belirtelim:
Kainatta yıldızlardan zerrelere kadar her fert, her mahluk mutlak bir iradenin, ihatalı bir ilmin tasarruf ve hakimiyeti altındadır; bir nizamın esiridir. Yani, bütün mevcudat, Allah'ın tedbir ve tanzimiyle konup kaldırılmaktadır. O'nun mutlak ilim ve iradesiyle vazife görmektedir. O haşmetli güneşlerin, o uçsuz bucaksız sistemlerin, yaratıldıklarından bu yana "Kemal-i intizam ve hikmet ile bir saniye kadar şaşırmayarak hareket etmeleri ve vazife görmeleri" gösteriyor ki, ruhlar ve bedenler başıboş olamazlar ve bu nizama muhalefet edemezler. Ruhu, bu nizamın dışına çıkaran tenasüh iddiası, hikmet-i İlahiye'ye tamamen zıttır.
Cenab-ı Hakk'ın hikmet ve rahmeti bu çirkin hurafeyi reddeder. İnsanı aleme halife ve sultan yapan, yer ve gökleri onun emrine veren, alemin özü ve özeti olarak onu en yüksek fıtratta, en mükemmel surette, en geniş ve külli istidatta yaratan Allah, bu mahiyetteki bir ruhu hiç, binler derece aşağıya düşürerek farelerin, köpeklerin, yılanların, maymunların cesetlerinde dolaştırır mı? Adalet ve hikmeti, rahmet ve şefkati, lütuf ve ihsanı buna müsaade eder mi?
Dinimiz, insanlara o kadar ehemmiyet vermiştir ki, kabirlerinin çiğnenmesine bile müsaade etmemiştir. Kabristanlardaki kemikleri ve o kemikleri misafir eden toprakları çiğnemeye müsaade etmeyen Allah, hiç insan ruhunu, hayvanların cesetlerinde barındırır mı?
Kendisine, "Köpek" denildiğinde kızan insanoğlunun ruhunu, Cenab-ı Hak hiç köpek cesedine sokup da oğlunun kapısına bağlatır mı? Yahut eşeğin bedenine sokup, oğlunu ona bindirir mi? Bu iğrenç safsataya inanan kişiye , "İnsan" denilebilir mi?
Tenasüh iddiası, Cenab-ı Hakk'ın va'dine de muhaliftir. Zira, Cenab-ı Hakk'ın emir ve yasaklarının icabı mutlaka gerçekleşecektir. Mü'minlere Cennet'i vaat etmiştir ve bu vaadini yerine getirecektir. Kâfir ve münafıkları da ebedi azap ile cezalandıracaktır.
Tenasüh iddiası, peygamberlerin gönderilmeleri ve semavi kitapların indirilmeleri hakikati ile de bağdaşamaz. Eğer ruhlar, dünyada başıboş bırakılsalar ve hareketlerinde serbest olsalardı, peygamberlerin gönderilmelerine ve kitapların inzaline ihtiyaç kalmazdı. Peygamberlerin Allah'ın varlığı ve birliğinden sonra en büyük davaları ebedi hayattır, ahiret hayatıdır.
İnsanın mükerrem bir mahluk olarak yaratıldığını, semavat ve arzın, gece ve gündüzün, hayvan ve bitkilerin onun emrine verildiğini, arza halife tayin edildiğini bildiren Kur'an-ı Mübin de tenasüh iddiasını tamamen reddetmektedir.
Tenasüh varsa ve vaki ise, bütün insanlara şamil olması, az çok her insanın, halihazır bedenine girmeden önce misafir olduğu bedenleri ve o bedenlerde iken yaptığı işleri hatırlaması gerekir. Milyarlarca insanın yaşamadıkları, bilmedikleri ve inanmadıkları bir hurafeyi, ısrarla piyasaya sürmenin mantık ve muhakeme açısından hiçbir değeri olamaz. Bu hurafe, insanların zihinlerine hangi maksatla yerleştirilmek istenmektedir? Doğrusu, bu husus düşündürücü ve ibret vericidir.
Tenasüh iddiasında bulunan üç grup insan vardır: Bunlar, birkaç çocuktan, psikopat ve ideolojik düzenbazdan ibarettir.
Bugüne kadar, sadece birkaç çocuk, başka cesetlerde yaşadıklarını iddia etmişlerdir. Halbuki, altı veya yedi yaşlarındaki bu çocukların sözleri, hukuk ve ilim açısından da bir değer taşımaz. Çünkü bunlar reşit değildirler. Kendi çocukluk dünyalarını yaşayan, temyize henüz kabil olmayan, hayal ile gerçeği ayırt edemeyen çocukların sözleriyle bir mesele ispat edilemez. Zira, çevrelerini kendileriyle meşgul etmek, ilgilerini çekmek, itibarlarını yükseltmek, tanınmak ve "aferin" almak gibi birtakım psikolojik tesirler altında kalabilirler. O halde, onların ciddiyetten uzak, hayal mahsulü konuşmalarının hukuki ve ilmi bir değeri olamaz. Zaten, tespitlere göre, kendilerine tenasüh isnat edilen bu çocukların sayıları belli bir adedi geçmemektedir. İşte, bütün tenasühçülerin dayandıkları delil ve bağlandıkları ip, bu çocukların saçma sözlerinden ibarettir.
Psikopatlara gelince, bunların akli muvazeneleri bozuktur; ifadelerinde çok yönlü çelişkiler mevcuttur. Ciddi bir tedaviye muhtaç olan bu insanların ifadeleri üzerinde yorum yapmanın saçmalığı açıktır. Bunların beyanları da hukuk açısından geçersizdir; itibar olunamaz.
Tenasüh fikrini kabullenen üçüncü grup da, belli bir ideoloji n..... hareket eden samimiyetsiz ve kasıtlı kişilerdir. Allah'a ve ahirete inanmayan bir kısım dinsiz ve materyalist insanlar kasten, milleti ifsat etmek, dini temayülleri kırmak, itikat ve inancı sarsmak için, para ve menfaat karşılığında uydurma vakalar hazırlamakta, üç beş zavallıyı teyp gibi kurup, umumi efkarı bulandırmak istemektedirler.
Netice olarak, birkaç çocuğun, bir grup psikopatın ve bir takım kasıtlı kişilerin asılsız iddialarına dayanan bu hurafeye hakikat kisvesi giydirilemez.
Öncelikle şunu belirtelim:
Kainatta yıldızlardan zerrelere kadar her fert, her mahluk mutlak bir iradenin, ihatalı bir ilmin tasarruf ve hakimiyeti altındadır; bir nizamın esiridir. Yani, bütün mevcudat, Allah'ın tedbir ve tanzimiyle konup kaldırılmaktadır. O'nun mutlak ilim ve iradesiyle vazife görmektedir. O haşmetli güneşlerin, o uçsuz bucaksız sistemlerin, yaratıldıklarından bu yana "Kemal-i intizam ve hikmet ile bir saniye kadar şaşırmayarak hareket etmeleri ve vazife görmeleri" gösteriyor ki, ruhlar ve bedenler başıboş olamazlar ve bu nizama muhalefet edemezler. Ruhu, bu nizamın dışına çıkaran tenasüh iddiası, hikmet-i İlahiye'ye tamamen zıttır.
Cenab-ı Hakk'ın hikmet ve rahmeti bu çirkin hurafeyi reddeder. İnsanı aleme halife ve sultan yapan, yer ve gökleri onun emrine veren, alemin özü ve özeti olarak onu en yüksek fıtratta, en mükemmel surette, en geniş ve külli istidatta yaratan Allah, bu mahiyetteki bir ruhu hiç, binler derece aşağıya düşürerek farelerin, köpeklerin, yılanların, maymunların cesetlerinde dolaştırır mı? Adalet ve hikmeti, rahmet ve şefkati, lütuf ve ihsanı buna müsaade eder mi?
Dinimiz, insanlara o kadar ehemmiyet vermiştir ki, kabirlerinin çiğnenmesine bile müsaade etmemiştir. Kabristanlardaki kemikleri ve o kemikleri misafir eden toprakları çiğnemeye müsaade etmeyen Allah, hiç insan ruhunu, hayvanların cesetlerinde barındırır mı?
Kendisine, "Köpek" denildiğinde kızan insanoğlunun ruhunu, Cenab-ı Hak hiç köpek cesedine sokup da oğlunun kapısına bağlatır mı? Yahut eşeğin bedenine sokup, oğlunu ona bindirir mi? Bu iğrenç safsataya inanan kişiye , "İnsan" denilebilir mi?
Tenasüh iddiası, Cenab-ı Hakk'ın va'dine de muhaliftir. Zira, Cenab-ı Hakk'ın emir ve yasaklarının icabı mutlaka gerçekleşecektir. Mü'minlere Cennet'i vaat etmiştir ve bu vaadini yerine getirecektir. Kâfir ve münafıkları da ebedi azap ile cezalandıracaktır.
Tenasüh iddiası, peygamberlerin gönderilmeleri ve semavi kitapların indirilmeleri hakikati ile de bağdaşamaz. Eğer ruhlar, dünyada başıboş bırakılsalar ve hareketlerinde serbest olsalardı, peygamberlerin gönderilmelerine ve kitapların inzaline ihtiyaç kalmazdı. Peygamberlerin Allah'ın varlığı ve birliğinden sonra en büyük davaları ebedi hayattır, ahiret hayatıdır.
İnsanın mükerrem bir mahluk olarak yaratıldığını, semavat ve arzın, gece ve gündüzün, hayvan ve bitkilerin onun emrine verildiğini, arza halife tayin edildiğini bildiren Kur'an-ı Mübin de tenasüh iddiasını tamamen reddetmektedir.
Tenasüh varsa ve vaki ise, bütün insanlara şamil olması, az çok her insanın, halihazır bedenine girmeden önce misafir olduğu bedenleri ve o bedenlerde iken yaptığı işleri hatırlaması gerekir. Milyarlarca insanın yaşamadıkları, bilmedikleri ve inanmadıkları bir hurafeyi, ısrarla piyasaya sürmenin mantık ve muhakeme açısından hiçbir değeri olamaz. Bu hurafe, insanların zihinlerine hangi maksatla yerleştirilmek istenmektedir? Doğrusu, bu husus düşündürücü ve ibret vericidir.
Tenasüh iddiasında bulunan üç grup insan vardır: Bunlar, birkaç çocuktan, psikopat ve ideolojik düzenbazdan ibarettir.
Bugüne kadar, sadece birkaç çocuk, başka cesetlerde yaşadıklarını iddia etmişlerdir. Halbuki, altı veya yedi yaşlarındaki bu çocukların sözleri, hukuk ve ilim açısından da bir değer taşımaz. Çünkü bunlar reşit değildirler. Kendi çocukluk dünyalarını yaşayan, temyize henüz kabil olmayan, hayal ile gerçeği ayırt edemeyen çocukların sözleriyle bir mesele ispat edilemez. Zira, çevrelerini kendileriyle meşgul etmek, ilgilerini çekmek, itibarlarını yükseltmek, tanınmak ve "aferin" almak gibi birtakım psikolojik tesirler altında kalabilirler. O halde, onların ciddiyetten uzak, hayal mahsulü konuşmalarının hukuki ve ilmi bir değeri olamaz. Zaten, tespitlere göre, kendilerine tenasüh isnat edilen bu çocukların sayıları belli bir adedi geçmemektedir. İşte, bütün tenasühçülerin dayandıkları delil ve bağlandıkları ip, bu çocukların saçma sözlerinden ibarettir.
Psikopatlara gelince, bunların akli muvazeneleri bozuktur; ifadelerinde çok yönlü çelişkiler mevcuttur. Ciddi bir tedaviye muhtaç olan bu insanların ifadeleri üzerinde yorum yapmanın saçmalığı açıktır. Bunların beyanları da hukuk açısından geçersizdir; itibar olunamaz.
Tenasüh fikrini kabullenen üçüncü grup da, belli bir ideoloji n..... hareket eden samimiyetsiz ve kasıtlı kişilerdir. Allah'a ve ahirete inanmayan bir kısım dinsiz ve materyalist insanlar kasten, milleti ifsat etmek, dini temayülleri kırmak, itikat ve inancı sarsmak için, para ve menfaat karşılığında uydurma vakalar hazırlamakta, üç beş zavallıyı teyp gibi kurup, umumi efkarı bulandırmak istemektedirler.
Netice olarak, birkaç çocuğun, bir grup psikopatın ve bir takım kasıtlı kişilerin asılsız iddialarına dayanan bu hurafeye hakikat kisvesi giydirilemez.